Bu daha başlangıç mücadeleye devam

|

Bu daha başlangıç mücadeleye devam A Bu daha başlangıç mücadeleye devam

“Bir sabah uykusunda / Polisi saldırdılar” diye başlar, Ruhi Su’nun en sevdiğim albümü olan “Sabahın Sahibi Var”ın beşinci şarkısı. Gezi Parkı olayları da böyle başladı. “Bir sabah uykusunda” saldırdı polis. Neden yokken, acımasızca. Sonra yürümeye başladı insanlar; “ellerinde pankartlar” yoktu belki ilk gün ama bir anda birlik olup ilerlediler. Önce Taksim’e, sonra Gezi Parkı’na geldiler. Barikatlar, gaz ve ses bombaları, plastik mermiler durduramadı onları. “Bu yeryüzü ilk kez böyle bir İstanbul görüyordu”, Ruhi Su’nun dediği gibi: “Kucaklayıp sarıyordu.”
Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının Taksim Dayanışması ve sanatçılarla yaptığı bir dizi toplantılar bittiğinde, bu albümü koydum pikaba, döndürmeye başladım. Bu yazının yazıldığı gün, Cuma, Gezi Direnişi”nin 18. günüydü. Henüz Gezi Parkı’nda ne yapılacağına karar verilmemişti. Albümü dinlerken Gezi’yi düşündüm; izlerini albümdeki şarkılarda buldum.

Albümün açılışında, Yetimi’nin bir dörtlüğü vardır ve şu dizeyle başlar: “Senede bir görmediğim / Canlar merhaba merhaba” Ruhi Su’nun, 1977’deki “Merhaba”sı, Gezi Parkı’ndaki ortamı özetliyor aslında. Kendi adıma, yıllardır görmediğim arkadaşlarımı, uzaktaki dostlarımı buldum orada. Gaz yemeden hemen önce yirmi yıldır görmediğim bir arkadaşımla yanyana geldim, Gezi yolunda elindeki malzemeleri revire taşıyan doktor bir arkadaşımla karşılaştım, o kalabalıkta gözlerinin içi gülen en yakın arkadaşımın kardeşini gördüm, sarıldım, telaşla koşan şarkıcı dostuma uzaktan el salladım. Gezi, yılların yapamadığını yaptı, herkesi ama herkesi buluşturdu.
Sonra (yine yıllardır yanyana gelmediğim) bir başka arkadaşımın twitter’daki uyarısıyla Tanju Okan’ın şahane şarkısını hatırladım: “Parkta Yatıyorum”. Memleketin bilinmeyen, görülmeyen protest şarkılarındandır. Biraz romantik başlar (ki Gezi’deki kimsenin buna itirazı olmaz sanırım): “Yıldızlardan yapılmış bir yorgan örttüm üstüme / Yaslamış başımı o güleç yüzlü mehtaba / Tıkamışım kulaklarımı şehrin keşmekeşine / Sarınmışım geceye bir sevgili niyetine...” Sonrası manidar: “Ben mekanımı çoktan seçmişim / Ne ev sahibi ne pul ne senet / Ne suyun derdi ne de elektirik / Ben artık parkta yatıyorum / Ben artık parkta yaşıyorum // Ben mekanımı çoktan seçmişim / Ne kasap ne de bakkal hesabı / Ne borcum var ne de alacaklım...” Tanju Okan, 1978’de söylemiştir bu Mehmet Teoman - Cenk Taşkan şarkısını; Gezi Parkı’nda yaşananları o zamandan görmüş gibi... Tek fark var yaşananla şarkı arasında: Şarkı bireysel bir başkaldırıyı anlatıyor, bugün ise bir toplu adım sözkonusu.

70’lerin sonundayız madem, şu tespiti yapalım: “Gezi Direnişi” olarak anılan hareket, “böyyük”lerimizin dediği gibi, “memleketi 12 Eylül öncesine döndürmek isteyen bir avuç çapulcu”nun işi değil. Diğer illeri hiç hesaba katmadan söyleyelim; sadece Gezi Parkı ve civarındaki insanların sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor. Ankara’da gaz yiyenler, Çanakkale’de Kordon boyu yürüyenler, İzmir’de saçlarından tutulup sürüklenen gençler, Rize’de “hükümet istifa” diye bağıranlar ve diğer illerde “hareket”e katılanlar bu sayıya dahil değil. Akşam 21.00 civarı elinde tencere tavalarla camlara çıkanları sayarsak milyonlara ulaşıyoruz. Bu milyonlar ne Türkiye’yi 12 Eylül öncesine döndürmek istiyor, ne de kardeşini “vurmak”. Geçtiğimiz salı sabahı tertiplenen “müsamere”yi saymazsak, kimse polisle de çatışmıyor. Hatırlayalım: O olayda molotof atanlarla polisin arasına yine Gezi’de yaşayanlar girdi; oluşturulan insan zinciriyle korundu polis. Aynı polis, aynı akşam, aldığı emirle günboyu sohbet ettiği halkı gaz bombasına boğdu, ayrı. Gezi direnişçilerinin ne kadar birbirine bağlı, ne kadar sağduyulu olduğunu, reflekslerinin ne kadar hızlı işlediğini de gördük: Revir derhal tahliye edildi, yaralar hızla sarıldı, o “izdiham”da bile sakin davranıldı, sağa sola kaçışırken kimse kimseyi ezmedi, valinin korktuğu gibi kimse o çukurlara (üstelik korunmasızken, çevresindeki barikatlar kaldırılmışken) düşmedi. Gezi, bize sağduyunun ne olduğunu gösterdi.

Gezi’de başta bir avuç insan vardı. İlk gün oraya gittiğimde umutluydum. Saldırıdan önce, dozerlerin önüne geçildiğinde, daha olaylar başlamamış, diğer iller katılmamışken... Cuma, saldırı sonrası oraya biriken kalabalık beni daha çok umutlandırdı. Yoldaydım, olayları sadece twitter’dan takip edebiliyordum. Antalya’dan Ankara’ya gidesiye o kalabalık büyüdü. Ankara’ya indiğimde başta Ankara olmak üzere diğer şehirler “hareket”e katılıyordu. 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan gece insanlar Boğaziçi Köprüsü’nü yürüyerek aştı, taraftar birleşti, “düşman”lar yanyana yürüdü. O gece, Ankara’daki programıma Yeni Türkü şarkısı “Haydi Gel”le başladım: “Öyle suskun durma / Kaldır başını yukarı / Tek başına konuşmak / Çaredir sanma // Öyle yılgın durma / Sen de katıl şarkıya / Yeni hayaller için / Vakit geç sanma // Öyle yalnız durma / Gel bizimle yollara / Bir başına direnmek / Çaredir sanma // Haydi elele / Dalga dalga / Yürüyelim [dans edelim] yollarda // Yürüyelim şarkılarla / İsyan ederken / Yürüyelim alkışlarla / Meydan okurken” Üniversiteye gittiğim yıl çıkmıştı “Yeşilmişik” albümü ve bu şarkıyı hep böyle bir ortamda çalmak istemiştim. Tam da böyle oldu: Yürüdük, dans ettik, meydan okuduk, “elele”ydik. Gezi’deydik.

Yaşananları tekrar etmenin mânâsı yok; hepimiz her şeyi takip ediyoruz. Gezi’de yaşananlar, oynanan oyunlar, “dış güçler” meselesi, plebisit oyalaması, bir garip görüşmeler... Kimi güldürdü bizi, kimi sinirlendirdi ama bütün bunlar bir yana, şahane bir kazanımımız oldu: Birbirimize bağlandık. Tam da bu yazıyı sonlandırmaya yakın Adalet’in yazdığı bir cümle, her şeyin özeti aslında: “Hiçbir şey kaybedilmiş değil. Birbirimizi kazandık daha ne olsun.”
Ruhi Su ile başladık, onunla ilerledik, onunla sonlandıralım yazıyı... Gezi dolayısıyla repertuarımıza giren “yeni” şarkılar başka bir yazının konusu olsun. “Zıpla da gel gel yanıma / Gazlan da gel gel yanıma / Maskeni tak gel yanıma / Dokunma Gezi Parkı’ma”dan “Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satayım/ Püfür püfür bir TOMA’nın ön tarafında”ya şahane bir külliyat var önümüzde. Ama biz yine dönen pikaptaki şarkıya dikkat kesilelim... “Sabahın Sahibi Var”ın ilk yüzü şu sözlerle biter: “Bu meydan kanlı meydan / Ok fırladı çıktı yaydan / Kalkın ayağa kalkın / Biz şehirden siz köyden” Taksim’i, “kanlı 1 Mayıs” olarak bilinen olayı, 1 Mayıs 1977’de yaşananları anlatır... Bugünün fotoğrafı bu aynı zamanda. Plağı kaç gündür döndürmemiz bundan. Son sözü ustaya bıkalalım; anısı önünde saygıyla eğilerek, hasretle: “Sabahın bir sahibi var / Sorarlar bir gün sorarlar...”

MURAT MERİÇ