Güzel olan zor olanda gizlidir...

|

Güzel olan zor olanda gizlidir... A Güzel olan zor olanda gizlidir...

Ve sonunda toplum patladı. “Ananı da al git” lerle, “Her kürtaj bir Uludere’dir”lerle, “iki ayyaş” söylemleriyle sürekli aşağılanan, her türlü neoliberal-dinci, gerici, milliyetçi söylemlerle kuşatılmak istenen bir toplumun geleceksizliğe mahkum edilmek istenen gençliği, iliklerimize kadar yayılan bir ferahlığı müjdelercesine ayağa kalktı ve demokrasiyi 4 yılda bir seçim sandığı zanneden bir iktidara ve onun yardakçılarına dikensiz bir gül bahçesi yaratamadıklarını gösterdi.

10 yıldır belki başka hiç bir iktidara nasip olmayan uluslararası destek ve sıcak para girişi ile yarattıkları yalancı “istikrar”a güvenerek, özellikle son iki yıldır tüm toplumsal dokuyu değiştirmeye yeltenen ve emekçi halkların ekonomik-sosyal-demokratik kazanımlarına pervasızca saldıranlar, kentsel dönüşüm yasalarıyla, haraç-mezat özelleştirmelerle, torba yasalar ve torba operasyonlarla toplumu rehin almaya yeltenenler, ülkeyi ve bölgeyi mezhep savaşlarıyla yangın alanına çevirmek isteyenler hiç beklemedikleri bir yerden hiç beklemedikleri bir tokat yediler. Yaşanan büyük bir toplumsal “olay”dır, uzun bir sürece yayılacak önemli ve olumlu etkileri olacaktır.

Burayı biraz açmak faydalı olabilir. Siyasette her kuşakta deyim yerindeyse kartlar yeniden karılır. Bu nedenledir ki, egemenler, eğitim politikalarına azami bir “dikkat” gösterirler ve ilkokuldan üniversiteye kadar okulları kışlaya çevirerek bedenleri, özgür bilimsel bir eğitimin zerresine izin vermeyen müfredatlarla zihinleri esir alan politikalarla toplumun tüm nefes alma kanallarını tıkayan bir baskı rejimini daim kılmaya çalışırlar. Dolayısıyla son dönemde yaşanan eylemlerin en önemli tarafı da bir kuşağı baskı altına almak isteyen, “dindar ve kindar” bir nesli hedefleyen politikaların aleni ve açık bir iflası olmuştur. Hayatında ilk defa sokağa çıkan genç kitle, tüm saptırma çabalarına karşın, eylemindeki ve söyleminde meşruiyet çizgisiyle toplumun geniş kesimlerinin destek ve sempatisini almıştır. Hiç abartmadan söyleyebiliriz ki; bir kuşağın kazanılması ihtimali doğmuştur ve 5-10 yıl sonra bu etki daha da kendini gösterebilir durumda olacaktır. Tabii ki, “Gezi Parkı” ruhu, sloganıyla, tezahüratıyla, müziğiyle, resmiyle vb. kendini toplumsal hafızaya kazıyabildiği oranda…

Ancak, toplumsal olan siyasal alana dolaysızca yansımaz. O nedenle, bu hareketin uzun vadeli olumlu sonuçlarının kısa vadede siyasete etkisinin olacağı garanti değildir. Hatta bu konuda çok iyimser kestirme sonuçlara varmamak gerekir. Siyasal iktidarın bir takım fedalarla yoluna devam etmesi mümkündür, eylemlere katılmayan hatta mesafeli davranan çok geniş bir kitle vardır ve eylemlerin bu kesimleri muhafazakarlaştırma ihtimali vardır. Hareket paylaşımcı fakat örgütsüzdür, amorf bir yapısı vardır, dolayısıyla burjuva siyasetçilerin-toplum mühendislerinin-medyanın yüzyıllık deneyimiyle belli suya sabuna dokunmayan taleplerle yapıyı biçimlendirme,örneğin gençleri yine sadece sandığa yönlendirme riski vardır. Dolayısıyla asıl mücadele şimdi başlamaktadır.
Diğer yandan tam da burada, bizi umutlandıran bir nokta da şudur ki, devrimci demokrat kesimler, şu ana kadar bu konuda olumlu bir tavır göstermiş, ve hareketi daraltan, kendini dayatan bir noktanın uzağında, gençleri- ilk defa alana çıkan kesimleri dinleyen ve onlardan öğrenen bir tavrın içine girmiştir.Bu noktada yeni gelişen hareketin bazı temel eğilimlerinin belirlenmesi faydalı olacaktır:

1) Hareket paylaşımcı ancak örgütsüzdür. Dahası örgütlenmeye karşı “alerjisi” vardır.Diğer yandan yeni iletişim ve eylem biçimlerine açıktırlar ve ne 12 Eylül ile “us”lanmışlardır, ne de 28 Şubat tartışmaları ile “sivil toplum” aşığı olmuşlardır. Ağ tipi, yatay örgütlenme biçimleri üzerine uzun süredir solun kapalı devresi içinde yapılmakta olan tartışmaların yeniden ve dikkatle değerlendirilmesi önemlidir.
2) Hareket temelde tepkiseldir, bir “ruh hali”dir. Bu hem iyi hem de kötüdür, yayılması kolay, örgütlenmesi zordur. Yayılan bu ruh hali siyasi iktidarın hegemonyasını dağıtıcı, moralleri düzeltici bir işleve sahip olmakla birlikte, “uçucu” bir yapıdadır. Bedenini arayan bir ruh misali kısa süre içinde bir temsiliyete sahip olmak durumundadır. Yani kitlenin kendi kendisini temsiliyetini sağlayan yöntemler bulunmalıdır. Bu noktada “Taksim Dayanışma Platformu”nun belli somut taleplerle ortaya çıkması çok olumludur, harekete esnek bir biçim vermiştir. Diğer yandan temsiliyette, genç ve kadınların olmaması önemli bir handikaptır ve bundan sonraki süreçte dikkate alınmalıdır. Yine aynı şekilde, alana ve kitleye hakim olmaya çalışan ulusalcı-milliyetçi akımlarla araya mesafe konulabilmesi de ancak bu yolla mümkün olacaktır.
3) Hareket cesurdur ancak mütereddittir. Uzun süre alanlarda kalma ihtimali yoktur, kısa süre sonra yorgunluğa kapılması neredeyse kesindir.Dolayısıyla toplumun devrimci demokrat örgütlü kesimlerinin “destek eylemleri” içinde olması, hem ruh halinin deyim yerindeyse bir “karakter”e dönüşmesi, hem de eylemliliğin farklı biçimlerde süreklileşmesi için yaşamsal önemdedir.
4)Hareket en geniş anlamıyla özgürlükçüdür. Yaşam tarzların müdahale algısı hareketin neredeyse bir isyan haline dönüşmesine neden olan temel parametredir. Solun daha önce pek yanaşmadığı bu sular, daha önceki şehirli-elitist anlamından daha farkı bir mecra haline gelmiştir ve bu konuda da özenle düşünülüp topluma sunulabilecek bir politika belirlenmelidir.
5)Hareket neşeli ancak kendini ciddiye alan bir yapıdadır. Neşeli bir iklimin eylemlere hakim olması, kritik eşiği aştıktan sonra etkisini üstel olarak gösterecek önemli bir durumdur ve bu kritik eşiğin aşılmasında sol-sosyalist medyanın ve yayınların önemli bir işlevi olabilir. Kitlenin yaratıcılığını, neşesini yaygınlaştıran bir basın-yayın tarzı sürdürülmelidir.Diğer yandan solun kendisini ve etkisini ciddiye alması, alışageldiğimiz kendini eylemsel bütünlüğünü kaybedercesine eleştiren aşırı eleştirel tutumundan vazgeçmesi gerekir. Kendini ciddiye almayanları kimse ciddiye almaz.
6)Hareket direngendir.Ve bu tespit kendi kendini açıklamaktadır.
Özetle; sosyalistlerin bu kitleye bir borcu vardır, hiç kuşku yok ki, örgütsüz bu kitle TOMA’lara karşı koymayı, barikat kurmayı kendi kendine öğrenmemiştir.Uzun, yorucu ve haklı bir mücadele sonunda, nihayet aynı çiviye vurma başarısını gösterdiğimiz bu insanlara, gerekli dersleri çıkararak, korumak üzere ayağa kalktıkları onurlarını ve umutlarını kaybetmemeleri için olanca örgütlülüğümüz ile destek olmalıyız.
“Her çağ kendisinden sonra gelen çağı hayal eder” Eski defterleri yeniden karıştırmanın, hafızalarımızı tazelemenin zamanıdır. Bu onurlu ayağa kalkışı, yeni ve kadim hayallerin açığa çıktığı bir “olaya” çevirmek zordur ama imkansız değildir.Tekrarlamak gerekirse kendini ciddiye almayanları kimse ciddiye almaz. Hem güzel olan da zor olanda gizlidir.

MAHİR ULUTAŞ
Elektrik ve Elektronik Mühendisi