Karşıyım demekle olmuyor...

|

Karşıyım demekle olmuyor... A Karşıyım demekle olmuyor...

Gülşen İşeri

Uzun yılların tiyatro oyuncusu olarak biliniyor Mustafa Alabora... Sonrasında sinema filmleri, diziler... Ama onun 1968 ve 1980 yıllarında yaşadığı devrimci serüven pek çok kişinin bilmediği yönlerinden biri. Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı'yla tanışmasının ardından kendisini siyasi hareketin içinde bulan Mustafa Alabora, "geçmişten hiçbir zaman pişman değilim ama hatalarımı saptıyorum" diyor... Savaş karşıtı eylemlerde ön plana çıkan Alabora, halen Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde tiyatro bölüm başkanlığı yapıyor.
Ulaş Bardakçı'yı evinde sakladığını söyleyen Mustafa Alabora, "O koşullarda neye inanıyorsam onu yaptım. Bugünkü birikimimle baktığımda bazı hatalarımrzı görüyorum ama bu asla pişmanlık değil" diyor.

-Oyuncusunuz ama son zamanlarda oyunculuğunuzun önüne politik yanınız geçti… Ya da hep var mıydı? Geriye gidersek…
Evet hep vardı. 1968 yılında halk oyuncuları tiyatrosuna katıldım, Kenter Tiyatrosu'ndan ayrılıp. Galiba macera en çok öyle başladı. Halk oyuncuları binası yapıldı Ankara ve İstanbul'da... O zamanın 'Devri Süleyman' diye bir oyun oynuyordum Ankara gittim. Orada Halil Ergün'le tanıştık. Ankara Bilgi sanatını kurduk. 2-3 yıl kadar Ankara'da yaşadım. O dönemde Halil Ergün siyasalda okuduğu için, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı ve Ertuğrul Kürkçü'yle tanıştırdı. Böylece devrimci maceramız başladı. Sonrasında 1972 yılının başında tutuklandık cezaevine girdim. 2,5 yıl yattıktan sonra, Ecevit affı çıktı meşhur 74 affı. Onunla beraber tekrar dışarıya çıktım. Ardından Şehir Tiyatrosuna girdim. Bu kezse 1980 geldi, 1402 diye bir maddeyle bizi tiyatrodan kovdular. 9 yıl tiyatrodan ayrı kaldım. Sonra Nurettin Sözen İstanbul Belediye Başkanlığını kazanınca bizi tekrar tiyatroya aldı.

-Sanırım atladığınız bir şey var. Yanlış hatırlamıyorsam Ulaş Bardakçı'yı evinizde saklamışsınız o baskı günlerinde... Bugün burdan baktığınızda, ' keşke yapmasaydım' dediğiniz oldu mu?
Evet doğru hatırlıyorsunuz. Şunu belirtmek isterim, yaptığım hiçbir şeyden dolayı pişman değilim. Çünkü ben o koşullarda öyle bir şeye inanıyordum, ve onu yaptım. Bugünkü bilgi birikimiyle o güne baktığımda tabii ki o gençlik hareketinde hatalarımızı saptıyorum. Ama bu onlardan pişman olmak anlamı taşımaz.

-Günümüze gelirsek, hem sanatçı hem öncü bir misyonunuz var, bu misyonu yüklenirken geçmişinizden etkilenerek mi yapıyorsunuz?
Ben her zaman adaletten yanayım. Barıştan yanayım insanların dost olmasından yanayım... Kapitalizme, emperyalizme karşıyım. O yüzden de böyle bir hareketin içindeydik geçmişte, evet şimdi burdayım ve böyle bir misyonu yükleniyorum.

-Son üç yıldır da BAK'la ( Barış ve Adalet Koalisyonu) birlikte bütün bu savaş karşıtı gösterilerin içinde yer aldınız, "Gelme Bush" diyerek sokaklarda insanlarla birlikteydiniz... Sert dönemlerden geçmş biri olarak 'Gelme Bush' söylemi entelektüel bir söylem değil miydi?
Aslında ben BAK'a başka bir şey önermiştim. Şöyle söyleyecektim: 'Gelsene Bush'...

-Bu eylemlerde hep oğlunuzla birlikteydiniz... Sizden mi etkilendi?
Hayır benden etkilenmedi. Ben oğlumla her zaman iyi bir arkadaş olmayı becerdim. Ben bunu her yerde söylüyorum. Bir tek cümledir Mehmet Ali'yle dost olmamızı sağlayan, bunu okuyacak anne babalara da salık veririm, evet o sizin çocuğunuz ama o sizden farklı bir kişilik... Bunu kabul ettiğiniz zaman çocuğunuzla problem yaşamazsınız. Ben de Mehmet Ali'yle hiçbir problem yaşamadım... Her konuda aynı fikirde olmayabiliriz, ben Mehmet Ali'yi hiçbir konuda hiçbir şekilde etkilemedim. Hatta 'Kara Melek' başladığı zaman Kara Melek'e benim getirdiğimi düşünüyorlar, benim dahlim yoktu. Sadece Savaş Ay'ın yanına ben koymuştum. O zaman henüz 16 yaşlarında falandı. Onu da çok iyi yaptığımı düşünüyorum. O zaman gazeteciliği, basını, polis muhabirliğini öğrendi. Hayatı tanıdı. Ama savaş, barış konularında Mehmet Ali'ye hiçbir etki yapmadım. Tamamen kendi iradesiyle yaptı...

-Peki dışarıdaki olaylara bu kadar müdahilken içerde aynı hassasiyeti gösteriyor musunuz?
Elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum... mesela ne?

-Örneğin SEKA direnişi için ne yaptınız?
Onun için bir şey yapmadım. Çünkü onun doğru olup olmadığını bilmiyorum. Haklı olup olmadıklarını da bilmiyorum. Araştırmak lazım. Şimdi Fabrika çok büyük zarar ediyormuş, zarar eden bir şeyi de tutmak yanlış. Hükümet diyor ki, 'para vereceğiz, mağdur olmamalarını sağlayacağız. Aynı zamanda orayı İzmit Belediyesine vereceğiz, orası güzel bir park olacak' Bana bu daha çok cazip geliyor. Bütün İzmitlilerin oradan yararlanması, bir park olması ağaçlar dikilmesi... Bir meseleyi incelemeden, sadece işçiler işten çıkartılıyor diye, orda olmak da çok akıllıca gelmiyor bana... Haklı olabilir SEKA'lılar, yanlış anlaşılmasın ama ben bilmiyorum... Bilsem hemen atlar giderim oraya...

-Usta bir oyuncusunuz, siyasi hareketliliğin olduğu bir dönemden de geliyorsunuz. Bugün sanatçıların politikadan uzak durmasını neye bağlıyorsunuz?
Dünyada hiçbir şey politikanın dışında değildir ki...Evet bugün farklı... Çünkü 1980 yılında bilinçli olarak yapılmış bir darbenin sonucunda 1982 Anayasasıyla YÖK denen, tartışmayan, araştırmayan ve sorgulamayan kuşaklar yetiştirilmesi için kurulmuş bir sistem var Türkiye'de. Ve 1982'den bu yana böyle bir kuşak yetişti. Bunu başardılar.

-Müjdat Gezen Sanat Merkezinde Tiyatro bölümünde bölüm başkanısınız, öğrencilerinize bu ülke gerçeklerini anlatıyor musunuz?
Elbette ki, ben öğrencilerime 'beni de eleştirin, lütfen benim söylediklerimin doğru olduğunu kabul etmeyin, Onları da tartışın' diye anlatıyorum. Çünkü ben dünyanın ancak tartışılarak gelişeceğine inanıyorum. Onun için dünyada yaptığınız her sanat politiktir. Sadece futbolla ilgilenen bir insan bile aslında politikayla da ilgileniyordur. Şu anlamda ilgileniyordur, her gün yüz binlerce insan öldürülüyor. Irak'a, Afrika'da insanların açlıktan ölmesine, İsrail'in Filistin'e eziyet etmesine, tarafsız kalıyorlar, işte bu tarafsız kalmak ta politikadan yanadır.

-Geçmişle bugün arasındaki değişimin neresindeyiz? Ya da genç kuşak neresinde?
Bu çok tartışılması gereken bir şey... Bizim gençliğimizdeki anlayış, dünyaya bakış, yaşama sevinci, o zaman yükselen sosyalizm değerleri, insanların birbirleriyle olan ilişkileri… Bunların hepsi değişti. Bunların hepsi değişince insanlar siyasetten, politikadan uzaklaştı. Bizim çocuklarımız, şu anda 30-40 yaşında olanlar da dahil, yeniden öğrendiklerini bir sorgulasınlar. Toplumu bir daha sorgulasınlar. Kendi değer yargılarını bir daha sorgulasınlar. Nerede böyle tutucu olmuşlar, muhafazakar olmuş beyinleri. Onları bir sorgulasınlar. Yeniden tartışsınlar. Belki o zaman kendilerinde buldukları hatalarla, bulurlarsa şayet, objektif olurlarsa kendilerine karşı, belki dünyayı daha ileriye götürebiliriz onlarla…

-Bu uzaklaşmayı siz neye bağlıyorsunuz?
Bana göre hem dünyanın bu kadar teknolojik olarak değişmesi, bir kadına, bir erkeğe 'seni seviyorum, aşığım' demek bile bugün artık cep telefonundan mesaj gönderilerek yapılan bir şey. Bizim aramazdaki iletişim kayboluyor. Bilgisayarla alış-veriş yapılıyor. Halbuki ben gidip kasadaki çocuğa, 'merhaba, nasılsın' demek istiyorum. Manavdan bir şeyler alırken 'ağabeyciğim nasılsın' demeyi seviyorum. Bakkala uğrarken, 'Yalçıncığım çocuğun nasıl' demek istiyorum. Ben böyle yaşamayı seviyorum. Ama insanlar gittikçe birbirinden kopmaya başladı. Bu bilinçli olarak yapılmış bir şey. Sistemin dayatması. O yüzden yaşamdan keyif de alamıyor insan. Apolitik oluyorlar, kimliklerinden uzaklaşıyorlar, globalleşme rezaleti de budur. İnsanları kendi kimliklerinden yok edip sürüye katmak.

-Bunlar yaşanıyor ama bunlar için de sanat örgütlerinin hükümet üzerinde sivil bir baskı inisiyatifi oluşturması gerekmiyor mu?
Oluşturması gerekiyor. Ama bu Türkiye'de yeni yeni oluşmaya başladı. Çoğu sanatçı memur olduğu için bir kere sendika kuramıyorlar, dernek oluşturuluyor ama anayasaya göre de derneklerin hiçbir fonksiyonu yok. Bir an önce Türkiye'de memurların yeniden sendika kurma haklarını elde etmesi lazım, onun içinde sanat örgütleri sendikalar kurup, sivil toplum örgütleri olarakta daha çok sözlerini dinletmeliler...

-Bizim aydın dediğmiz sanatçılar bu toplumun neresinde, ne yapıyorlar?
Hiçbir şey yapmıyorlar. Bu anlamda ben arkadaşlarıma kırgınım, hiçbir harekete katılmadılar, mitinglere katılmadılar. Sadece ben savaşa karşıyım demekle, bak işte 'Irak'ta insanlar öldürülüyor, şimdi de Iran'a saldıracak kalleş Amerika' demekle olmaz. Bu tepkiyi göstermek lazım. Biz bu tepkiyi daha büyüyerek gösterseydik tüm dünyada, beklide Amerika'nın yüzde 51'i Bush'a oy vermeyecekti. Biz bu tepkiyi yeteri kadar gösteremedik. Gösterseydik inanıyorum ki şu anda Bush orada olmayacaktı. Bu bir hayal değil, bir ütopya da değil.

-Bu duruma karşı konulmayışının nedeni ne?
İnsanlar artık kimliksizleşiyor, uzaklaşıyorlar kendilerinden… 'Bana ne' diyor, 'paramı kazanayım' diyor… Yabancılaşma yaşanıyor. Bana her mikrofon uzatılışında 'evlerinizde oturmayın sokağa çıkın' diyorum. 'Karşı durun savaşa, çocukların ölmesine engel olun.' Ama hiçbir şey olmuyor.

-Türkiye'nin demokratikleşme yolunda attığı adımlar yeterli mi sizce?
Türkiye'nin demokratikleşmesi için, bir kere Deniz Gezmişlerin, yeniden yargılanması lazım. Çünkü orda büyük bir haksızlık yapıldı, Denizlerin asılması için oy veren, hala yaşayanları sorgulamak gerek. Sonra 12 Eylül darbesinin yargılanması lazım. Yaşıyorlar adamlar. YÖK'ün yeniden gözden geçirilmesi lazım. Bütün bunlar yapılmadan Türkiye'nin demokratikleşme süreci o kadar sanıldığı kadar hızla yol almayacaktır. Yakın geçmişimize bakın, beş yıl önce 19 Aralık katliamı yaşandı, Devlet kendi elinde olan hapishanelere müdahele etti. O dönemin adalet bakanını, kimse oraya saldıranlar, emirleri kim vermişse, o dönem başbakan Ecevit'ti sanırım, hepsinin yargılanması lazım. O çocukların orada öldürülmesinin hesabının sorulması lazım.

-Bunlar Türkiye için uzak değil mi?
O zaman bana demokrasiden söz etmesinler. Suç işlemiş sen de hapise atmışsın Devlet olarak, sen hapse atıyorsun onu, sonra 'hapisten kurtarma operasyonu' diyorsun. Böyle bir şey olur mu? Sen demek ki hapishanene egemen değilsin, senin koruman gereken 32 kişiyi öldürdün. Devlet katillik yaptı. Ve bunun hesabı sorulmadı. Dönemin Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Başbakanı bunun için mahkemede yargılanması lazım. Ama yapılmadı Türkiye'de.

-Kamuoyu oluşturulmamasından olabilir mi? Bir çok yerde eylemler, konuşmalar yapıldı..
Konuşmak yetmez. Madem demokratikleşiyorsun, demokratikleşiyorsan, 12 Eylül nasıl yargılansın diyorsam 2000'deki o olayları yapanlarda yargılanmalı… O 32 çocuğun ölümünden sorumlu olanlar yargılanmadan nasıl demokratikleşmeden söz edersiniz. Tüm bunlar yapılmıyorsa bile oturup tartışılması gerek, bu olayların sorumluları kim konuşalım, bu kadar mı uzağız konuşmaya, bu kadar mı birbirimizi anlayamıyoruz?

-Durum buyken bile AB'ye girmekten söz ediliyor…
Ama tüm bunlar yapılacak, dikkat edin 3-4 yıl önce hiç söz edilmeyen tartışılamayan konular bugün tartışılıyor. Ben şuna da karşıyım, 'bizim fikrimize karşı bir iktidar geldi, onlar kötüdür,' yargısı… Ben bakıyorum çok da iyi yaptığı şeyler var adamların. Bir sürü sosyal demokratın yapamadığı işi Belediye Başkan'ı olarak Ali Müfit Gürtuna'yı çok beğeniyordum. Düşüncelerim hiç uymadığı halde. Bir adam doğru bir şey yapıyorsa onu söylememekte, insanın kendini inkar etmesi, çünkü bir meseleyi doğru düzgün eleştirmek için, o meselenin karşısına fikirle çıkmak gerek. Halbuki biz fikirle değil duyguyla çıkıyoruz. O zaman da olmuyor.