DÜNYANIN EN ÇOK KULÜP DEĞİŞTİREN FUTBOLCUSU AYDIN KAHRAMAN YENİ TRANSFERLER PEŞİNDE: İki kalas bir heves derken, üç kalas bir me

|

DÜNYANIN EN ÇOK KULÜP DEĞİŞTİREN FUTBOLCUSU AYDIN KAHRAMAN YENİ TRANSFERLER PEŞİNDE: İki kalas bir heves derken, üç kalas bir me A DÜNYANIN EN ÇOK KULÜP DEĞİŞTİREN FUTBOLCUSU AYDIN KAHRAMAN YENİ TRANSFERLER PEŞİNDE: İki kalas bir heves derken, üç kalas bir me

FEHMİ ABBASOĞLU
Bir genç düşünün, kendini yapacağı işe, sınava hazırlıyor. Hamlet'in Polonius karakteri başında dikilirken felsefe yapan mezarcı rolünde: "Olmak ya da Olmamak" diyecek, ama elinde kurukafa yerine meşin bir top hayal ediyor. Sürekli diksiyon çalışıyor. Yerli yabancı metinlere dalıyor ve bütün hayali, 'İki kalas, bir heves' dendiği biçimiyle tiyatro tutuyor. Sahne tozu yutacakken futbol sahalarının tozu genzini dolduruyor gencin.

Aydın Kahraman, tiyatrocu olmak için Mimar Sinan Güzel Sanatlar Tiyatro bölümüne hazırlanıyor. Sınavı kazanıyor ama aktif olarak sporcu olduğundan, Anadoluhisarı'ndaki Spor Akademisi sınavlarının sonuçlarına göre okul değiştiriyor. İki kalas yerine üç kalas var, bu kez yeni yaşamında. Bir de meşin yuvarlak tabir edilen 'top'...

Futbol Federasyonu'nun yayın organının aralık'06 sayısına göre dünyada en çok transfer edilen oyuncu Aydın Kahraman. Haberin yapıldığı sırada 22. kulübü Aydınspor'da futbol oynayan Aydın, Nam-ı diğer; Kasımpaşalı Kız Aydın. Uzun saçları varken takılan lakap; bi'kaç gidip geri döndüğü Kasımpaşa'dan şampiyon oldukları yıla kadar her yerde peşinden gelmiş. İtiraz da etmiyor: "Alem böyle bilir beni" diyor... Geçen hafta içi annesinin vefatı nedeniyle, İstanbul'da ve galiba Ay-dın'a dönmeyip buralarda bir kulüp arıyor. Bulmak üzere de.

Futbola nasıl heves ettiğini ve nasıl başladığını soruyoruz: "Aslında kimsenin özel bir teşviki olmamıştı. Okul takımlarındaki parlak performansım üzerine futbolcu seçmelerini izlemeye başladım. Böyle 1990 yılında, sınavlarını kazandığım Galatasaray'ın alt yapısında futbola başladım. 15 yaşında girdiğim takımda dört sene boyunca futbol öğrendim. Profesyonel olmadan çile çekerek top oynamayı öğrendim. (Belli ki irade dışı kullandığı bu çile metaforu, kendisini hep izlemiş.) Daha sonra Kemerspor'a transfer olarak profesyonelliğe ilk adımı attım. 2. lig takımı olan Kemerspor'da gene para kazanmaktan çok; çevreyi tanıma, futbolcu olmanın ya da olamamanın her yönünü görmüş oldum. Aslında daha ilk senem bitmeden, devre arasında Kütahyaspor'a transfer oldum."

12 yıla sığdırılmış onca kulüp; hepsini pek hatırlayamıyor: "Galiba hatırladıklarım üzerinden söyleyebileceğim: Kemers-por, Kütahyaspor, İstanbul Büyükşehir Belediye, Kasımpaşa, Beykoz, Çorlu, Sapanca, -Gol Kralı olduğum- Zeytinburnu, Eyüp, Ankara Şekerspor (Etimesgut), Yeniköyspor, Anadolu Üsküdar, (Geçen yıl şampiyon olduğumuz) Kasımpaşa, Ay-dınspor... Hemen hemen bu sırayla ve bazılarına ikişer -hatta üç- kez giderek, top oynamaya çalıştım. Bunca dolaşımda komik anekdotlar da var. Bir deplasmana iki hafta sonra başka takımla gittiğim oldu. Çok şaşırmışlardı."

Neden bu kadar çok takım değiştirdi?
"Asıl amacım elbette spor yapmak, top koşturmak ve buna koşut olarak para kazanmak. Bu bir meslek. Ben mesleğin gereğine uygun olarak antrenman yapıyor ve kendime bakıyorum. Ama bunun tam karşılığını Anadolu ya da İstanbul kulüplerinde görmek mümkün değildi. Ya 'hoca' diye tanımladığımız antrenörler bilgisiz ve önyargılı oluyorlardı ya da kulüp yöneticileri. Bu nedenle, gördüğüm olumsuzlukları ifade edince 'istenmeyen adam' oluyordum. Ve tabii ki paralarımızı alamayınca sorunlar başlıyordu. Ben, tavrımı kesin koyup, ayrılıyordum. Çoğunlukla bonservisim cebimde olur. Onlara bu hakkı vermem. Peşin dedikleri paranın çeyreğini bile verirken elleri titrer. Ben de ayrılırdım. Bunu her genç yapamıyordu. Antrenörlerin basiretsizliği ve kalitesizliği her zaman her yerde karşımıza çıktı. Futbolcusunu tutmayan, onunla arkadaş olmayan 'hocalar' nedeniyle takım değiştirdim. Zayıf, bilgisiz insanlardı. İddiaları da o kadar çapsız oluyordu. Düzensiz ve sistemi kaos olan kulüplerden hemen ayrılmak istiyordum. Paranın söz yerine geçtiği kulüpler, cahil insanların barınağı. Buralardan sosyal statü umuyorlar. Kitap okumam, yaşım ilerledikçe 'bir bilen' abi olmam, rahatsızlık veriyordu. Böyle olunca ben de ayrılıyordum. Transfer olmak, işin daima en cazip yanıdır. Zamanı gelince, emeğinizin karşılığını görmek ve para kazanmak istersiniz. Ben daima kadroda olan bir futbolcuydum. Taşrada ya da büyük kentlerde takım takım dolaşmak beni zorlama(z)dı. İşimiz buydu ve bunu taa okul yıllarında öğrenmiştik. Ben M.Ü. Spor Akademisi mezunuyum. Bu görgüye sahip olamazsanız, moral motivasyon açısından daima geride kalırsınız. Beni her takımın seyircisi sevmişti. Ama kulüp yöneticileri, hesabını bilmeyen insanlar olduklarından; kandırılma duygusu yaşarsınız. Ben buna engel olmaya çalıştım. Bu yüzden çok takım değiştirdim. Aldatıldığım yerde bir gün bile durmadım."

Daha ne kadar futbol oynamak istiyor?
Zaman geçiyor ve Aydın ilk gençliğini çok geride bıraktı. Artık, kaptan futbolculuktan antrenör olmaya soyunuyor. Bu hayata ilişkin kimi sıkıntıları dinlemeyi sürdürüyoruz. Binlerce gencin makus talihini: "Bedenime iyi bakıyorum. Oynayabildiğim kadar oynayacağım. Daima spor ve antrenman yapıyorum. Çocukluğumu da gençliğimi de böyle yaşadım. Bunu aynı tempoyla sürdürmek ve antrenörlüğe öyle geçmek istiyorum. Şu anda 12 bin küsur antrenör var. 10 yıl profesyonel futbol oynayan herkese bu hakkı veriyorlar. Ama sadece 250 futbol kulübü var. Bir o kadar da yardımcı hoca olsa, 12 bin kişi direksiyona geçmemiş ehliyet sahibi gibi. Gerçi hocaların bildikleri de kendilerinden maruf, ya... Ben çok istendiğim halde menajer olmayacağım, antrenör olacağım. Şansımın da çok olduğu iyi biliyorum; çünloi futbolu ve insanı biliyorum. Her şeyin en kötüsünü yaşadım. Daha berbatını yaşa(t)mam. Geri döndüğüm kulüplerde değil hocalar, çaycılar bile değişmiş olurdu. Bu kadar kötüyü bildiğim için aynısı yapmazsam, başarılı olurum diye düşünürüm."

Transfer, para ve geçim meselelerine geliyoruz... "Arkadaşlarım, her gittiğim yerden özel peşinat aldığımı düşünür ve çok kazandığımı sanır. Aslında 2.lig futbolcuları ne kadar kazandıysa ben de onu kazandım. Emek verdiğim bir iş için; bir şoförden, bir garsondan veya kariyerinin henüz başındaki bir mühendisten daha çok kazandım. Bir de ne yazık ki; memurların bütün kademelerinin bütün maaşlarından daha iyi bir kazancım oldu. Ama bir gerçek yüzünden gezdim, ben. Densizlerin hak gaspı yüzünden. Transfer yapıp, para vermek istemezler. Hocalar çok geri kalırlar; giderseniz, 'Hoca, paramız' dersiniz. O da kendi parasını ve kariyerini düşündüğü için, sizi öteler. 'Sonra, bakarız' der. Düşünün trilyon lira alan oyuncular da eksiği olunca hocaya giderler ve hoca gene, "Aman motivasyonu bozmayın" der. Tamamen palavra. Hocanın kalitesi sadece bilgisine koşut olmaz. Ekonomik bağımsızlığı olan hocalar aynı zamanda bi'miktar özgüven sahibidir. İşte hoca bunlardır. Son bir söz: Profesyonelim, para kazanmak isterim. Sporcuyum, başarılı olmak isterim."

Söyleşi biterken özendikleri, bekledikleri üzerine konuşuyoruz." Türkiye'de Emre Belözoğlu, Dünyada da Milanlı Gottuzo. Örneğin; Haci çok teknik; Rıdvan çok süratli, Tanju çok golcü. Ama bir futbolcuda bulunması gereken komple özellikler, en yukarıda saydıklarımda var. Bu nedenle Emre ve Gattuzo. Aslında bir tercihim daha var: İnsan olması, karakter sahibi olması. Buna da bir örnek vereyim: Aylcut Kocaman ve Zidane. Çocuğum olduğunda asla futbolcu olmasını benimsemem.

Bir haftalık antrenman programı
BİR
antrenman bir hocaya hiçbir zaman sorun olamaz... Rıdvan Dilmen, bir konuşmasında bunu belirterek, "Vanspor da aynı antrenmanı yapıyor, Real Madrid de..." Önemli olan, her güne koyulan programı besleyen, destekleyen yan bilgiler... Bir hoca bilgi birikimi açısından yetersizse, futbolcu için liderlik niteliği sahip sahici bir insan değilse hem inandırıcı olamaz hem de motive edemez... Programı herkes uygulayabilir... Pazardan Pazara...

PROGRAM:
1. Gün; İzin günü... (Kitaba başlarım)...

2. Gün; Rejenarasyon (yenileme) antrenmanı... (Okumayı sürdürürüm)...

3. Gün; Çift idman; dayanıklılık ve güç çalışması... (Okuduklarımı paylaşırım)...

4. Gün; Müsabakaya yönelik çift kale (teknik-taktik)... (Başka işin yok mu diyenlere, gülerim)...

5. Gün; Şut ve maça yönelik duran top çalışmaları... (Dergi karıştırırım)...

6. Gün; Ter antrenmanı... Kamp... (Kitaba biraz daha göz atarım. Uykum gelir)...

7. Gün; Maç günü... (Kitap, çantaya)...