Türkiye`de Doğa Yürüyüş Parkurları : Abant Gölü'nde doğayla iç iç...

|

Türkiye`de Doğa Yürüyüş Parkurları : Abant Gölü A Türkiye`de Doğa Yürüyüş Parkurları : Abant Gölü

Bugün yolumuz Bolu dağlarının arasında, uzaktan ağaç sıklığından görünmeyen; toprak kayması neticesinde oluşan göllerimizden (Heyelan gölü) Abant"a düştü. Abant Gölü İstanbul"a 280 kilometre, Ankara"ya ise 227 kilometre mesafededir. Denizden yüksekliği 1450 metredir. Yüzölçümü 12,5 kilometrekare, çevresi ise 6 kilometredir. Abant yılın her mevsimi gidilebilen, hafif ve orta derecede parkurları olan bir yerdir. Sadece gölün etrafı bile parkurdur. Yine de en güzel mevsim kışın ortasıdır. Bir metreye yakın karlar arasında çam, köknar ve kayın ağaçlarının manzarası doyumsuzdur. Göl kışın donar ama üzerinde yürünmez, tehlikelidir. Göl çevresindeki yolda yürümeniz dışında atla, faytonla da dolaşabilirsiniz. Yol buzluysa, kızak da kullanılabilir. Biz okuldan bir grup öğrenci, öğretmen ve veli 25 Şubat 2004 tarihinde bir pazar günü yola çıktık. İstanbul"da hafif yağmur vardı ve sıcaklık 5-6 dereceydi.

Bir kır kahvesinde börek ve çayla kahvaltımızı yaptıktan sonra tekrar hareket ettiğimizde saat ıo:oo"u gösteriyordu. Saat 11:00 sularında Bolu rampasına vardık. Ama halen kar görmemiştik. Yarım saat kadar sonra göz gözü görmeyecek kadar sis vardı.

Hızımızı düşürüp daha dikkatli gitmeye başladık. Abant sapağına geldiğimizde sis dağılmıştı.. Tabeladan 18 kilometrelik yolumuz kaldığını öğrendik. Ara yola girdikten bir müddet sonra yer yer kar birikintileri görmeye başladık.

Yol boyu sucuk-ekmek satan küçük kulübelerle karşılaştık. Birkaç köyü geride bıraktıktan sonra, artık her taraf bembeyazdı. Yolda buz başladığı için, uygun bir yerde durarak, tekerleklere zincir taktık. Artık daha emniyetteydik Saat i2=3o"da göl kenarındaki oteller bölgesine ulaştık. Rehberimiz Hasan Taşdelen"in önerisiyle arabadan indik. Eşyalarımızın fazlasını arabada bırakarak; eldiven, başlık ve atkı, ne varsa takıp yola koyulduk. Yanımızda ısı ölçerimiz yoktu ama kesin sıfırın altında bir sıcaklık vardı. (Bilimsel olarak her 1000 metre yükselindiğinde yaklaşık 10 derece ısı düşüyor.) Bu yürüyüşümüz, öğle yemeği yenecek yere kadar gidilmesi gereken bir mesafeyi kapsıyordu. Bu da 2-3 kilometre demekti. Çok keyifli bir yürüyüşten sonra gölün tam karşı yakasına varmış olduk.

Rehberimiz ve bazı arkadaşlar yardımlaşarak ateş yakıp sofrayı hazırladık. Biz bunları yaparken; bazı öğrenciler, köylülerin ücret karşılığı bindirdikleri kızaklarla eğlenceli bir şekilde kayıyorlardı. Hasan"ın düdük sesiyle, öğle yemeğinin hazır olduğunu duyurduk.

Hepimiz biraz üşümüş ve acıkmıştık. Yanaklarımız kızarmaya başlamıştı. Direkt güneş olmasa bile, yükseklerde ultraviyole daha kuvvetli oluyor ve etkiliyordu. Karnımızı doyurduktan sonra 14:00 gibi asıl parkurumuza doğru hareket ettik. Yoldan çıkarak orman içine daldık. Karın yoğunluğundan dolayı, birkaç katılımcı gölün etrafında yürümeyi tercih ederek geri döndü. Bizler, zaman zaman sert zeminde rahat; zaman zaman da yumuşak zeminde dizimize kadar kara gömülerek devam ediyorduk. Yarım saat kadar sonra mola verdik. Hava soğuktu; ama biraz terlemiştik. Hemen üzerimizden bir iki giysiyi çıkartarak; yürüyüş giysilerimizle devam ettik.

Pelitözü yaylasına ulaştığımızda hafif iniş başlamıştı. Bu nispeten daha iyiydi. Yaylanın çıkışında bir dereden yardımlaşarak geçtik. Tempoya alışmıştık. Hafif çıkışlar; ama çoğunluk iniş olmak üzere; zaman zaman düşerek, yuvarlanarak bir çeşme başına vardık. Önce gelenlerle, sonrakiler arasında küçük bir kar topu savaşı yaşandı.

Bu soluklanmadan sonra yola devam ettik. Başka bir yaylaya geldik. Burada bazı evlerde halen kalanlar vardı. Bacaları tütüyordu. Bunlar göl etrafında at ve faytonlarla gezinti yaptıran köylülerin evleriydi. Evlerin arasında fotoğraflar çektirip yoldan devam ettik. 20 dakika sonra gölün etrafındaki ana yola çıktık.

Zor kısım bitmişti. Artık oteller bölgesine doğru geri dönüşe geçtik. Eğer, geldiğimiz yönün tam ters tarafına gitseydik; (daha sonraki yıllarda öyle de yaptık.) Örencik yaylasına varacaktık. Göreceli olarak daha büyük olan bu yaylaya da gidiş-geliş iki saat kadar sürüyor. Otellerin önünde bizi bekleyen arkadaşlarla buluştuk. Hep beraber çaylarımızı yudumlayıp, ısındık.

Sıcağı gördükçe yüzümüzden sağlık fışkırdı. (İyice kızarmıştık) Gidiş için arabaya yöneldiğimizde köylü pazarıyla karşılaştık. Herkes gereksinimlerine göre; ceviz, bal, pestil, fasulye, börülce, tarhana, tereyağı, peynir vb satın aldı. Araba hareket ettiğinde saat 17:30^ gösteriyordu. Hafif hafif kar yağmaya başlamıştı; ama dönmek zorundaydık. Bu güzel hava ve manzarayla vedalaşarak koltuklarımıza gömüldük.

Davet: Doğa sever okuyuculardan aldığım mektupların bir kaçında yürümek isteyenler oldu. Bu nedenle yapacağımız yürüyüşü duyurmak istedim. 20 Ocak 2008 Pazar günü Tamza-ra Tur"un rehberliğinde Adapazarı- Aytepe (Ayıtepe) bölgesinde 4-5 saat sürecek kar yürüyüşü yapacağız. Katılmak isteyenlerin telefonlarını bekleyeceğim. Dr. Sadreddin Apaydın: 0 216 522 12 12 /1111

nasıl gidilir?
Istanbul-Ankara otoyolu Bolu yakınlarında E-5 ile birleşiyor. İstanbul"dan Ankara yönüne giderken; Bolu"ya 15 kilometre kadar kala Koru Moteli geçtikten sonra sağa Abant yolu ayrılır. Buradan itibaren 18 kilometredir. Rakım:1450 metre İstanbul-Bolu: 266km. / Ankara-Bolu: 192km. Bolu-Abant: 35km.dir. / Mekece-İznik 30 kilometredir.

Dr. SADREDDİN APAYDIN
Eyiiboğlu Eğitim Kurumları Trekking-Dağcılık Kulübü
sadreddin.apaydin@eyuboglu.k12.tr