Liderinizin Türkiyesi’ne hoşgeldiniz

|

Liderinizin Türkiyesi’ne hoşgeldiniz A Liderinizin Türkiyesi’ne hoşgeldiniz

CEMAL DİNDAR

1 Mayıs günü başımıza gelenleri mesela üç dört yıl öncekilerle bir ve aynı kabul etmek giderek olanaksızlaşıyor. O dönem sosyalistlerin ve emek sınıfının Taksim’e, 1 Mayıs Alanı’na çıkmak için verdikleri mücadele ve 1980’den beri gelmiş göçmüş her hükümetin iştahla uyguladığı çıplak baskı, haklı görülmese de bir mantığa, ideolojik tepkiye uygundu. Marksist solun hele de seksen öncesi mitoslarıyla yükselmesi istenmemiş ve bulunduğu her yerde bastırılmaya çalışılmıştı.
Bunda bir tuhaflık yoktur. Bir tuhaflık aranacaksa da devletin bu bastırma işlemlerine asıl ideolojik desteğin yeni-soldan gelmiş olmasıdır. Neoliberalizmin yerli taşeronu yeni-sağın özellikle yetmişlerdeki sosyalist eylemliliğe, mesela 15-16 Haziran günlerine karşı duyduğu ürpermeyle karışık tiksinti duygusunun eksiğini değil fazlasını ‘liberal sol’un temsilcilerinde görmek tuhaf.

Doksanlı yılların emeksiz çevirileriyle pompalanmış postmodern kültürel ortamla koşul liberal sol lafazanlığının bir karakteristiği sosyalist kuram ve pratiği karşıtıyla doldurma ve iptal etmek ise, diğer karakteristiği sevabı günahıyla bir tarihe sahip toplumsal mücadele görgüsü ile kuşakların bağını koparmaktır. Zamanın ruhu, muhalif dili ve eylemliliği de fena halde damgalıyor. Asıl sorunumuz budur. DİSK başkanının, olaylar sonrası yaptığı konuşma da yazık ki bunun bir örneğiydi: “Kardeşlerimizi katledercesine yapılan bu saldırıyı, DİSK adına kınıyorum.” Bu ‘ağbi dili’ni zamanın ruhunu çok iyi temsil eden büyük ağbi-Lider’den iyi tanıyoruz, zaten. Sonra şiddeti hak edip etmeme söylemi… Sonra, DİSK’i demokrasi mücadelesi ile özdeşleştiren bir savunma dili… Sonra sözlerini Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri’nin sözde şaşkınlığını aktararak sürdürmesi, haklılık söylemini bu tanıklıkla tamamlaması… Bunlar o kadar bildik ki!.. Acı da.

İki yüzlülüğün ideolojik bereketi
Nasıl ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde grupların yaşadığı acılar travma söylemiyle devletin tarihinden kopartılıp siyaset diline tercüme edilmişse, Türkiye’deki sosyalizm mücadelesinin tarihi de yine aynı söylemle, bu kez doksanlarda imal edilmiş yeni-solca kimlik siyaseti, demokrasi ve insan hakları diline tercüme edilmiştir.
Yeni sağın, yani toplumsal gruplara yüzleşme çağrısı yapanların, bu travma söylemiyle ve özellikle açılım süreciyle, gerçekte kendi siyasal öncülerinin güdümünde gerçekleşen zulümlerin sorumluğunu nasıl üzerinden attığını gördük. Açılım sürecinin sağ için bereketi iki yüzlüdür. Birinci yüzde sağın elinde epey izi olan-ki mesela en yakını Sivas Katliamı’dır- geçmiş olaylara dair ideolojik bir el-yüz yıkama işlemi yer alır. İkinci yüzde yer alan ise; bir devletin sorumluluk alanında gerçekleşmiş olanları konuşmanın giderek bizzat evrensel cumhuriyet fikri ve modelini olumsuzlamaya dönüşmesidir.
Türkiye’de, AKP döneminde ilk gençliğini yaşamış kuşaklar içinde, eğer ebeveynlerince koşullanmamışsa, ki bu koşullanma da yine AKP’nin yaptığı ile aynı düzleme yerleşir, insanlığın tarihte nice mücadelelerle eriştiği cumhuriyet görgüsüne olumlu değer atfedeceklerin sayısı herhalde bir hayli azdır. Cumhuriyet, bu söylemin ‘kötü nesne’sidir ve farklı coğrafyalarda ve sıklıkla neredeyse arı-kötü olarak damgalanmasında asıl olumsuzlanan, karartılan Fransız Devrimi’nin renkleridir.

Hele de AKP ve kadroları için bu damgalamanın ideolojik, siyasi getirisi düşünülürse!
Öte uca da, yukarıda andığım ebeveyn koşullaması yerleşir, ki o da arı-iyi nesne’dir.  Olan ise, akla olur; kendine de yönelebilen eleştiri becerisi ve düşünme çürür.

Keyfiyet ve sinizm
Yeni sağ söylemdeki bu iki yüzlülüğün, iki yüzün geçiş anına başkanlık sistemi tartışmaları, kuvvetler ayrılığının iptali ve liderin keyfiyeti yönünde toplumsal sözleşmenin çökmesi yerleştirilebilir. Son 1 Mayıs’ta yaşananların diğerlerinden farkı budur. Daha öncesinde baskıyı o dönemki hükümet ve liderinden bağımsız bir devlet tepkisi olarak görürken şimdi bunu liderin keyfiyeti meselesi olarak anlamamız, yaşamamızdır söz konusu olan.
Yeni oluşuma dair en özlü tarifin ana muhalefet liderinin dilinde halka yansıması da yeni durumun diyalektiğine uygundur: CHP lideri, bir kişinin bile burnu kanarsa sorumlusu olarak AKP liderini işaret etmiştir. Oysa, İstanbul’un görünür bir şekilde gün boyunca gaz ve sis bulutu içinde tutuklanması da göstermiştir ki, CHP liderinin olumsuzladığı hal, AKP liderinin keyfini sürdüğü ve gücünü sınadığı süreçtir. Sağın bu sinizmini, şefi-lideri işaret ederek perçinleyen değil, onu açığa çıkartıp gülünçleştirecek bir duyarlılığa, akla, dile ihtiyaç vardır.
1 Mayıs günü bu şehirde yaşananlar önümüzdeki dönem Türkiye’nin kapatılmak istendiği deliliğin önemli bir işareti olarak da toplumsal belleğe kaydedilmiştir: yeni sağın öngördüğü Türkiye. İnsanların acılarına siyasal bir sömürüye uygun olmadığı zaman tamamen selamsız olma, insanın has özelliklerinden olan eşduyum yetisini tamamen yitirmeyle sonuçlanan aşırı kibirle bir şehre boca edilen gaz arasında epey güçlü bir metafor da kurulabilir.
Fakat gazların olduğu kadar kibrin de bir halkın bünyesinde etkili olmasının bitebileceğinin, son kullanma tarihinin geçebileceğinin işareti olarak da okunamaz mı, geçen 1 Mayıs günü?

Liderinizin Türkiyesi…
Tüm, o demokrasi, toplumsal barış, özgürlük, refah söyleminin özüne yazılı olan sahnelenmiştir. Tül kalkmıştır ve orada yazılı olanlar gaz bulutu dağılınca okunur haldedir: despotizm, başka halkların-grupların dirlik ve düzenine kastetmeye ayarlı sahte birlikler, gözaltına alınmış bir ülke ve 800 TL’nin herkese yettiği bir itirazsızlık. Liderinizin Türkiyesi’ne hoş geldiniz!..