En çok isyan eden en çok sevendir

|

En çok isyan eden en çok sevendir A En çok isyan eden en çok sevendir

Mete
 
İşte oldu. Yıllar sonra yeniden bir isyankara kaydı gönlümüz. Alevden, öfkeden ve isyandan oluşmuş bir çocuktan söz ediyor herkes.  Öyle Bir Geçer Zaman ki’nin Mete’sinden.

Mete: En sonunda hep babaların haklı çıktığı masallarla büyütülen bir kuşağın günah keçisi. Bileğine kelepçelenmiş sevgisizlik, haksızlık ve yalnızlıkla kimimize kendi gençlik isyanlarını, kimimize ilk aşkını, kimimize hayatın bambaşka aktığı yetmişleri hatırlatan güzel çocuk. Gençlik isyanlarını unutmuş bizlerin yeni kahramanı.

YAZGIMIZ YAZISIZLIKTAN…

Yazısız insanlarız biz. Cebimizde kalemimiz, çantamızda heyecanla taşıdığımız bir kitabımız yoktur. Çoğumuz tek bir mektup bile yazmadık ömrümüz boyunca. Derdimizi arzuhalcilere söylettik. Bu yüzden daha baştan belli kaderimiz. Kitaplar değil, televizyon dizileri ayna tutacak bize. Dizi kahramanlarına döktüreceğiz etelerimizdeki taşları. Kavgalarımızı senaryolarla sürdüreceğiz.

Dizilerin anlattığı kadar bileceğiz uzak öyküleri…                                                                                    
Bir yönetmenin kadrajından hesaplaşabileceğiz kendimizle…                                                                
Ve bir kez de diziler üzerinden taraf tutup, diziler üzerinden kutuplaşacağız ülkece…

BİR TARİHİ KARAKTER: METE
Örneğin bugünlerde bizi ayıran yeni kutbumuz Muhteşem Yüzyıl. Birleştiren kahramanımız ise Mete.

Siz, birinin yüzyıllar öncesinden bir padişah diğerinin ise sadece bir liseli olduğuna bakmayın. Mete de tıpkı Kanuni gibi tarihi bir karakter aslında. Çünkü tıpkı Sultanlar gibi isyankar çocuklarımızı da tarihe gömdük biz. Basit parmak hesabıyla yazıyorum tam otuz yıl dört ay oniki gündür öfkeli, kırgın çocuklarımızla göz göze gelmedik bu ülkede.  Öfkesini; kırgınlığına, çaresizliğine kalkan yapmış çocukları karşımıza alıp konuşmadık hiç.  Savaştık onlarla…

Yıllar sonra rahat koltuklarımızda hijyen ve bir o kadar da sevdalı seyirciler olarak izliyoruz bir gençlik öfkesini. Mete’nin isyanını bu kadar sevmemiz belki yaşananların yıllar öncesinde kaldığını bilmemizden belki de Mete’nin yumruğunun plazma televizyonlarımızda daha bir epik görünmesinden.

Çünkü sadece birkaç hafta önce seslerini duyurmak isteyen bugünün kanlı canlı çocuklarına aynı sempatiyi gösteremedik çoğumuz. Bir akşam önce Mete için ağlayanlar ertesi gün nutuklar çekti üniversitelilerin isyanının haksızlığı üzerine.

KAÇAMAK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Ama bugünlerde çocuklarını uslandırmak/usandırmak için her yolu denemiş bu ülkede kaçamak bir aşk yaşanıyor dostlar. En sert, en kuralcı olanlarımız bile vuruluyorlar Mete’nin isyanına. Söz konusu aileyse gerisi teferruattır ya… Onlar da Mete’nin gerçek yaşamda asla kabul etmeyecekleri öfkesini seviyorlar. Hak veriyorlar. Ve belki de ilk kez kendi kendilerine o çok kırılgan soruyu soruyorlar:

Neden isyan eder bir çocuk?                                                                                                                       

Neden kendini feda edercesine atar kavganın ortasına?                

Neden kırıp dökmekten korkmaz sahip olduklarını?

Çünkü isyan hayatın kendisi için, hayatı hiçe saymaktır bazen. Kendimize, en içeriden sorsak yanıtı hemen bulabiliriz aslında. Yürek bir köşesinde sakin sevdalar öte yanında fırtınalar kopan bir sarkaç gibi salınır içimizde. Büyük öfkeler ve büyük sevgiler el ele gider. En çok direnen en çok önemseyendir. En öfkeli olan en çok emek verendir. Vazgeçmekten söz eden tam da orada olmak için verir savaşını. Gitmekle tehdit edenin kök salmaktır niyeti...

En çok isyan eden en çok sevendir.

Unuttuysanız bu detayı, siz hiç isyan etmemişsiniz demektir.

Sahi dostlar sizin çocukluğunuzdan isyan geçti mi hiç?
 
AYLİN GÖÇMEN