Behzat Ç. kimi anlatıyor?

|

Behzat Ç. kimi anlatıyor? A Behzat Ç. kimi anlatıyor?

Emrah Serbes: Zenginlerin ve kibar adamların asla yapmak istemeyecekleri bir işi yapan adamları anlatıyoruz
 
 
Ankara Emniyet Müdürü Behzat Ç.'yi argo, kaba, gerçek dışı bulduğunu, artık çok daha demokratik bir modelin Emniyet teşkilatında tercih edildiğini söyledi. Can sıkıcı gelen Emniyet yapısının ilk kez bu kadar manipülasyonun uzağında anlatılması, yalınlığı mı, ne dersin?
Ben Behzat Ç. karakterini yaratırken kendi gördüğüm polislerden yola çıktım. Müdür Beyin çevresindeki polisler daha farklı ve kibar olabilir. Ben kendi muhatap olduğum alt kademedeki polislerden bahsediyorum. Sonuçta Behzat Ç. geniş kitleler nazarında gerçeklik hissi yaratmış bir polis. Ama gerçeklik dediğimiz şey de toplumsal bir uzlaşmanın ürünüdür. Herkesle uzlaşmanın imkanı ve gereği yok. Müdür beyin açıklamasını okudum, orada en önemli bulduğum husus, bunun bir dizi olduğunu ve öyle kabullenilmesi gerektiğini vurgulaması. Bu da bence ileri bir adımdır. Bu diziye başlarken en büyük tepkiyi polisten alırız zannediyordum ama beklediğim gibi olmadı. Özel Güvenlikler, avukatlar, ziraat mühendisleri ve Yeşilay daha fazla şikayetçi bizden.  

- Behzat Ç. kariyerizm ve düzen içi insan yaratmaya dayalı bir anlayışın eleştirisi olarak düşünülebilir mi?

Behzat Ç.’de bir kariyerizm eleştirisi olduğu doğrudur. Çevresindeki herkes terfi ederken devre arkadaşları müdür olmuşken onun başkomiser kalması bunun göstergesi. Üstleriyle iyi geçinmediği ve sırf vicdanını dinleyerek hareket ettiği için olduğu yerde kalmış bir adam. Behzat Ç. rol model alınacaksa en çok bu açıdan alınmasını isterim. Üstlerinizi amirlerinizi dinlemeyin, inandığınız doğrulardan sapmayın, emir kulu ve sürü adamı olmayın, her zaman vicdanınızın sesini dinleyin. Yoksa tespih taşımak, ona buna tokat atmak, pavyonlara takılmak, bunlar onun zaafları. Zaafları örnek almak kolaydır, zor olan ondaki dürüstlüğü örnek almak.

- Behzat'ın ve çevresindekilerin kadınlarla ilişkisi Ece Temelkuran'ın tarif ettiği gibi ergen çocuklara mı benziyor? Dizide kaba erkeğin fetişleştirildiğine dair görüş hakkında ne düşünüyorsun?
Temelinde bir erkek hikâyesi, bir erkek dünyası anlattığımız doğru. Ben cinayet büroya gittim romanı yazmadan evvel, nasıl çalışıyorsunuz bana anlatabilir misiniz dedim. Bir tane kadın polis yoktu aralarında. Cinayet büro kadınların çalışmak isteyebilecekleri bir yer değil dediler. Buna rağmen bir kadın polis de koyduk bizim ekibin arasına. Kaba erkeğin fetişleştirildiği görüşüne katıldığımı söyleyemem. Biz hayatın kaba yönünü anlatıyoruz, zenginlerin ve kibar adamların asla yapmak istemeyecekleri bir işi yapan adamları anlatıyoruz. Kabalık varsa buradan kaynaklanıyor. Gerçeklik hissinden taviz vermemek dışında bir amacımız yok. 

- Kendisini solcu kabul edenlerin Behzat ve hikayeye dönük ilgisini neye bağlıyorsun?
Bu biraz nazik bir konu, ilk başlarda zaten anlaşılmadı. Tepki gösteren arkadaşlar oldu, “siz işkenceci polisleri kahraman olarak mı gösteriyorsunuz,” diye. Ama zamanla ne yapmak istediğimizi herkes anladı. Biz kimseyi kahramanlaştırmıyorduk ve Türkiye’de en çok da solun bildiği ve şiddetine maruz kaldığı bir polis prototipini anlatıyorduk. Taşlar yavaş yavaş yerine oturdu, biz ne zaman ki işkencede ölen insanları anlattık, Hrant meselesini anlattık, işte o zaman bu dizi bizi anlatıyor duygusu uyandı sol kesimde.    

-- Behzat bir ölçüde kaybedenlerin şiddetini mi temsil ediyor?
Kaybedenlerin şiddeti diyemeyiz belki ama pis işleri yapmak zorunda kalan adamların şiddetini temsil ediyor diyebiliriz. Bir bardağı elinizde tutarken de ona şiddet uygularsınız. Behzat Ç.’nin işinde de şiddetten kaçmasının imkanı yok. Devlet vatandaşın can güvenliğini sağlamakla mükelleftir. Behzat Ç.’nin işi devletin mikro düzeyde yıkıldığı bir anda başlıyor çünkü birisi ölmüş oluyor. Devlet bir vatandaşının can güvenliğini sağlayamamış oluyor. Bu durumda bu işi kim çözecek, devlete kaybolan itibarını kim iade edecek. Kim hesap soracak, Behzat Ç. gibi adamlar. Kim böyle bir iş yapmak ister ki. Kim böyle bir iş yapıp ruh sağlığını koruyabilir.  

- Mandel hoş cinayet kitabında "Polisiye roman, yarı uygar, yarı yüceltici olduğu gibi yarı kurtarıcıdır; tamamen burjuvadır, burjuva toplumunun hastalıklarının kurbanı olan orta sınıf için burjuva ilacıdır." diyor. Tarihsel olarak da polisiyenin burjuva aklın yüceltilmesi anlamında yorumları hep oldu. Sizin romanlarınız olay örgüsündeki gerçekçilik, mantık hatası barındırmaması ve eleştirelliği açısından dikkat çekici. Bu zenginliği polisiyede değerlendirmenin handikapları var mı ve Mandel'in sözünü ettikleri bağlamındaki düşüncen nedir?

Mandel’in kitabı muazzam bir eser. Burjuva toplumunun çözümlenmesinde polisiye türünün ne kadar verimli bir alan olabileceğini anlatıyor her şeyden önce. Ben yazdığım türü bir handikap olarak görmedim hiç. Hatta handikaptan ziyade, yapmak istediğim toplum çözümlemesinde bir avantaj olarak gördüm. Ama son kertede şunu diyebilirim, yazılan tür o kadar da önemli değil. Ben gerçek adamların gerçek dertlerini arıyorum, bunu yaparken de edebiyattan yola çıkıyorum, kendimden yola çıkıyorum, hayattan yola çıkıyorum. Hakiki teferruatları bulmaya çalışıyorum. Benim meselem sokağı anlamak, şiddeti anlamak, kendimizi ve inandığımız davaları nasıl kaybettiğimizi anlamak.      
 
Söyleşi: Erdem Gazikaya

ELEŞTİREL KÜLTÜR
MART 2011