Lost'tan öncesi ve sonrası

|

Lost A Lost

BİLGEHAN BAYKAL

Yanılmıyorsam 2005 ortalarıydı. Güvenlik araması ve dozajı azaltılmış radyasyondan, kimlik kartları sayesinde aranmadan geçen beyaz gömlekli, siyah etekli ve 15 santimlik ruhsatsız topuklu plaza kadınları heyecanlı bir şekilde söyleşiyordu aralarında: Hayatım böyle bir şey izlemedim daha önce. Asmalı Konak’la bizi uyutmuşlar yıllardır, Beşiktaş’taki dvd’cide var adı da LOST.

LOST’un hayatımıza bir salgın şeklinde girişi 2000’lerin ikinci yarısına denk gelir. 2001’deki meşum ekonomik krizi atlatan ülkemizde küreselleşmenin toplum üzerindeki etkisi kendisini etkili bir şekilde hissettirmeye başlar. Amerika’daki vizyon filmleri ve dizileri telekomünikasyon alanındaki gelişme ile bir gün sonra Türkiye’dedir. İstanbul Beşiktaş ve Kadıköy’ün pasajlarında pıtrak gibi dizi dvd’si satan dükkânlar türemeye başlar. Enflasyonun ve doğal olarak mevduat faizi ve tüketici kredilerinin radikal düşüşü ile otomotiv, ev ve tüketici elektroniği gibi alanlarda müthiş bir alım furyası başlamıştır. Bugün sayısı İstanbul’da 250’i geçen AVM’ler tüketim yangınını benzinleme durakları haline döner. 2000’li yılların bu dönemi sadece Türkiye değil, dünya için de önemlidir zira benim 88 kuşağı dediğim ve sokaktan Commodore’a geçiş yapan kitlenin ekonomik açıdan en güçlü olduğu dönem 2000’lerin ortasıdır.

88 kuşağı milenyum çağının hemen öncesinde ve sonrasında eş ve çocuk sahibi olmaya başladı. 95, 99 ve 2001 krizlerini öğrenci, yeni mezun ve orta kademe çalışan/yönetici olarak geçiren ve darbeyi bizzat yaşamasa da iktisadi anlamda oldukça yorgun bir kariyer başlangıcı yapan bu nesil AKP’nin başlattığı hızlı neoliberal hamlenin ne olduğunu, nereye gittiğini ve kendisini nasıl etkileyeceğini çok da anlamadı. Zira hızlı kentleşme (AVMleşme), hızlanan sokak hayatı ve dışa açılmayı okuyabileceği bir siyasi zemin yoktu. Varsa yoksa üniversitedeki türban gibi semboller üzerinden yürüyen bir siyasi iklimin boğucu sıcaklığını yaşıyordu.

Özellikle beyaz yakalılar bu dönemde şehrin ve çalışma koşullarının üstlerine çöküşünü hafifletmek için kendilerini dünyadan izole eden ve kendi seçtikleri insanlarla deneyimleyebilecekleri aktivitelere sarıldılar. Benim 20’lerde sinema, spor salonu, trekking; 30’larda tango, yelken, kombine; 40’larda Rus, motor, silah diye tanımladığım üçlemeler ön plana çıktı. Bu üçlü trilogy ayrı bir yazının konusu olduğu için detayına girmeyeceğim zira LOST’u önemli kılan özellikle 3-8 yıl evli çiftlerin yaşam deneyimidir.

KUŞAĞININ CAN SİMİDİ

2000’li yıllarda evlenen ve ortalama 3 yıl içinde çocuk sahibi olan kitle yoğun iş-trafik-çocuk bakımı sarmalında o güne dek karşılaşmadıkları bir depresyon sürecine girdi istemeden. Tüketimin hız kazanmasıyla artan kent trafiği, çocuğun teslim alınacağı bakıcı/kayınvalide/abla müessesine yetişebilme stresi, evde alelacele yenen yemekler, bitmek bilmeyen ateşli hastalıklar ve oradan oraya koşulan en yakın arkadaşın veledinin doğum günleri sadece ev işi cinselliği azaltmadı, konuşmayı da bitirdi. Bu dönemde LOST bir can simidi gibi geldi bizim 88 kuşağına.

Can simidi gibi geldi zira akşam çocuğu yatırdıktan sonra birlikte DVD’de izlenecek bir film, kritik edilen kahramanlar ve o mutlulukla sarılarak uyuyabilme ihtimali doğmuştu. Erkeği, kadını Sawyercı, Saidci, Jackciydi. Hugo’yu sevmeyen, Benjamin Linus’a diş gıcırdatmayan yoktu. Daha da ötesi dizinin her bir sezonu o kadar büyük soru işaretleri ile bitiyordu ki adanın nereye gideceğine dair olan merakın çok azı bile üzerinde yaşanılan topraklarla ilgili hiç hissedilmemişti.

Merak dolu günler 7. sezonun finali ile bitti. Hayal kırıklığı büyüktü. Zira bir kısmının hiçbir filmini izlemediği Yılmaz Güney’in on yıllar önce uyguladığı parçalı anlatımın büyüsüne kapılan kitle basitçe Araf ile karşılaştı. Dizi bittikten sonra Türkiye’de bütünlüklü bir tartışma da olmadı. LOST’un fanlarının biraraya geldiği toplantılar, forumlar görmedik yurtdışının aksine. Beyaz yakalılarımız LOST’u ketçapa bandılar, yediler ve yağlı kağıdını çöpe attılar. Nasılsa kapıcı çöpü alır.

Ancak birlikte geceler boyu geçirilen zaman da çöp ile birlikte kayboldu. LOST’la belki aynı zamanda belki daha sonra izlenen başka diziler de vardı tabii ki. Dexter, Mad Man, M.D House vb... Ancak olay örgüsü, iyi ve kötünün savaşı gibi sebeplerden dolayı hiçbiri LOST’un getirdiği heyecanı yakalayamadı. Bu da özellikle 88 kuşağı çiftleri üzerinde müthiş bir boşluk yarattı. LOST izlemeyenlerin sohbet anlamında düştüğü, birlikte dizi izleyebilmek için sporun ihmal edildiği, bir nevi LOST cemaatine girilen bir dönem sonrasında ortaya büyük bir HATCH çıktı.

‘GÜNÜN NASIL GEÇTİ?’ ALARMI

Bu süreç ile eğlenen bir yazı zaytung.com’da çıktı. Zaytung yine ironisini yapmıştı ama tuhaf bir gerçeğe dikkat çekiyordu. Yazıdan bazı kısımlar şöyledi;

“Lost'un final bölümünün yayınlanmasının ardından birlikte paylaştıkları tek heyecan verici aktiviteyi de kaybeden 6 yıllık evli Tümeylem çifti, eğer bu boşluğu dolduracak başka bir dizi bulamazlarsa tekrar düzenli seks yapma ihtimalini ciddi olarak masaya yatırabileceklerini açıkladılar.”

"Günün nasıl geçti?" tehlikesi:

…Orhan Tümeylem, eşiyle tekrar düzenli seks yapma raddesine nasıl geldiklerini şu sözlerle anlattı: "Önce Lost'un, peşinden de hiç bitmeyecekmiş gibi duran Lost muhabbetinin sonu gelince, evimize bir sessizlik çöktü. O sessizliğin yerini başta "Ne düşünüyorsun?", ardından "Günün nasıl geçti?", en sonunda da "Annemlere mi gitsek bugün acaba?" soruları alınca, bir şeyler yapmamız gerektiğini anladık. Baktık böyle giderse neredeyse birbirimize eş, dost, akraba dedikodularını, ofiste olanları, ne yediğimizi-içtiğimizi anlatacak hale gelmek üzereyiz, o panikle hemen yeni bir dizi arayışına girdik. Ama maalesef..."

LOST’un ardından gelen yeni diziler asla LOST’un yerini tutmadı. Bugün 88 kuşağının ciddi bir bunalım ve çöküş içinde olduğunu görüyoruz. Sakinleştirici hap kullanımının çok ciddi boyutlara geldiği, neredeyse herkesin bir psikologunun olduğu dönemde boşanma oranlarında da ciddi artış var. 2009 yılı istatistiklerine göre 114.162 boşanma vakasının neredeyse yarısı 25-29 ve 30-34 yaş çiftlerinde.

Yaşanan olumsuzluklar ne LOST’la ilgili ne de LOST’un hayal kırıklığı yaratan finali ile! Ancak tüketimin bu kadar hızlı dönüştürdüğü Türkiye’de toplumun itici gücü olan 88 kuşağı ruhsal olarak çöküyor. İstediğimiz kadar övünelim bu kadar genç nüfusumuz var diye. Bizler daha 40 yaşına gelmeden alkolün, uyuşturucunun, kumarın batağına düşmememize rağmen bu kadar mutsuz ve sorunlu hisseden bir kuşak isek, öğlen yemeklerinde, akşam üstü kahvelerinde, Nevizade akşamlarında ve evlerimizde oturup konuşmalıyız. Ne zaman LOST olduk diye.