Sen de mi 'Bizim Yenge'?

|

Sen de mi A Sen de mi

Biliyorsunuz, bir süredir gazeteye katkıda bulunmaya ara verdim. Bunda bireysel ve gazete ile ilgili nedenler olduğu gibi asıl neden memleketin hali. 5 seneyi geçen bir süre köşe yazdıktan sonra, insana “yaz yaz aynı şeyi yaz, hiçbirşey değişmiyor” duygusu hakim oluyor!

Ama öyle şeyler oluyor ki, insan dayanamıyor. Kalemi ele almak şart hale geliyor. Temmuz’da bir müddet ara vereyim dedikten sonra 15 Eylül Hrant’ın yaş günü geldi. İşte 16 Eylül’de bu köşedeki son yazı, bu konu hakkındaydı. Yeniden yazmak istedim; çünkü memleketimizde her türlü insan hakları ihlalinin, hukuksuzluğun, nefret söylemi yetmiyormuş gibi bir de ayrımcılığın hiyerarşisi var. “Önemli”, “mühim”,”acil” insan hakları ihlalleri var; bunları iyi kötü yazan, dert eden kalemler var. Bir de “o kadar da önemli olmayan”, veyahut da “dokunanı yakan” insan hakları ihlalleri var.  Bunları ciddiye almak ve bu konuları yazmak her babayiğidin haddi değil veyahut da hiyerarşik basın düzenimizde köşe yazarı efendilerinin kalemlerini bu hiyeraşinin alt tabakalarındaki ayrımcılıklar için meşgul etmeleri, harcadıkları vakte değmiyor!

İşte üç aya yakın bir aradan sonra beni gaza getiren, dün akşam seyrettiğim “Bizim Yenge” dizisinin son bölümü. Bu normal olarak etliğe, sütlüğe karışmayan; başladığı günden beri bir tane bile politik bir duruş sergilediğine şahit olmadığım dizi, iş homofobiye gelince maaşallah bütün reytingleri allak bullak etti! Güya TV ekranlarımızdaki yarışma programları ile dalga geçerek mizah üretmeye çalışırken, yarattıkları bir yarışma jürisi üyesi tiplemeleri bildiğiniz bütün gey steriyotiplemelerinin en iğrenciydi. Hani o bildiğiniz riyâkar, kadınsı, insanda iğrenme duygusu yaratan, kendinden nefret eden bir insan müsvettesi. Çok kötü bir oyunculukla dahi olsa, böyle bir tipleme zaten var olan önyargıları güçlendirdiği gibi, nefret söylem ve suçlarını yüreklendiriyor.

Bu dizinin yapımcıları, yönetmenleri, yazarları hiç mi düşünmezler; bir sorumluluk duymazlar? Cinselliğin bu kadar bastırıldığı, LGBTT bireylerine karşı işlenen nefret suçlarının bu kadar yüksek olduğu ülkemizde reyting belki biraz artar diye, homofobiyi böyle körüklemenin kaç can yaktığını? İnsanların önyargılarını gıcıklayarak, ucuz bir iki gülme çıkarabilmenin fiyatı ne?

Dokuz erkek kardeşin konu edildiği dizide bir tane bile pozitif, insana benzeyen, doğru dürüst bir gey karakter çıkaramayan “Bizim Yenge”, eşcinsel tiplemesi olarak Türk milletine, çoluk çocuğa, evlerimizin oturma odalarına bu iğrençliği neden servis etti? Bu dizinin yazarları, yönetmenleri, yapımcıları tanıya tanıya “eşcinsel” denildiğinde, bu insan karikatürüne benzeyen insanları mı tanıyorlar, biliyorlar?

Türkiye’de böyle bir homofobinin takipçisi olabilecek, hesap soracak, diziyi ve gösterildiği kanalı etkili bir biçimde boykot edebilecek güçte ve bilinçte bir LGBTT örgütlenmesi yok diye, meydanı boş bulup “vurun abalıya” mı?

Yoksa bir İstanbul mahallesinde geçen hikâyede; politik bir kelime edebilme cesaretleri yokken, memlekette artan bir şekilde var olan baskıcı, sansürcü ve de son derece tutucu yayımcılığa katkı mıdır, ayak uydurmak mıdır?

“Bizim Yenge” dizisinin sorumlularının dünyadan haberleri var mı? Elalemin yapımcılarının, yönetmen ve metin yazarlarının nasıl gey karakterler, yarattığından, cinsellik konusunda ne gibi hikâyeler işlediklerinden hiç mi haberleri yok?

Olmadı “Bizim Yenge” ekibi olmadı. Ben de sizi bir adam zannetmiştim! İnsan haklarının hiyerarşisi olmaz. Bir ülkede bir tek insanın bile insan hakları çiğneniyorsa, o ülkede insan hakları yok demektir. Şu anda Türkiye’de içinde yaşadığımız şartlar, homofobi gibi hayat karartan bir önyargının varlğını göz ardı etmeye müsait olabilir. Birçok insana; kadınlarımıza, etnik ve dini azınlıklarımıza karşı yapılan ayrımcılığın yanında “homofobinin” adımı olur gibi gelebilir. Bu yaptığınız ayıbı dillendirip, yüzünüze vuracak insanımız yok dencek kadar az da olabilir. Lakin kollektif bellek unutmaz. Bu dizi bitip, belleklerden çoktan silindiği zaman bile 3 Aralık 2011’de yayınlanan bölümün bu acıtan sahneleri hatırlanacak. Tıpkı Uğur Yücel’in başarılı filmi Yazı Tura’nın o talihsiz sahneleri gibi!  
 

KÜRŞAD KAHRAMANOĞLU