Ah şu komünistler olmasaydı!

|

Ah şu komünistler olmasaydı! A Ah şu komünistler olmasaydı!

Seksenleri anlatacağım derken, 1980’in ürettiği ideolojinin üreticisi haline dönüşmüş olan “Seksenler” dizisinin senaryosunda bir çeşit ucubeye dönüştürülen solcuların, gelecek bölümlerde "sıradan halkımız" tarafından ne şekillerde kınanacakları merakla bekleniyor

TRT’de yayımlanmaya başlayan “Seksenler” dizisi, "sıradan insanların" hikayesini anlatma iddiasında. Siyasal olaylara, gelen eleştiriler üzerine önümüzdeki bölümden itibaren daha çok yer verecek olan dizide "sıradan" halkın komünistlere dönük öfkesi dikkat çekiyor.
 
Senaryosu Birol Güven ve Murat Aras tarafından yazılan “Seksenler” dizisi yayınlanan ilk üç bölümünde sıradan insanın apolitizmini yüceltirken, komünistleri ise halkın benimseyip sevemediği karakterler olarak resmediyor. Komünistliğin, komünist olanın bile başına bela olduğunu ima eden dizi, 1980’ler ortamının insanları nasıl etkilediğini anlatma iddiasıyla çekiliyor.
 
Birol Güven başta Çocuklar Duymasın olmak üzere Papatyam, Arka Sıradakiler, Ayrılsak da Beraberiz ve En Son Babalar Duyar dizileri ile tanınıyor. Güven’in son projesi olan Seksenler’in, Amerika’da 1998-2006 arasında yayınlanan ve yetmişleri anlatan “That ‘70s Show”dan esinlendiğine dair yorumlar yapılıyor. Seksenler partisi trendinden de yola çıkılmış olabileceğini düşündüren dizi için Birol Güven, “Eylem var diye kepenkler kapatılınca pastanecimiz poğaça satamaz. İşte biz o pastanecinin dizisiyiz” diyor.
 
Senaryosu bir pastanecinin anılarından yola çıkılarak yazıldığı izlenimi veren dizi, “siyasi içerik olmalı mı olmamalı mı” anketinin ardından, siyasi dozun arttırılması ile yoluna devam edecek. Ancak, dizinin başından bu yana apolitizm vurgusunun arkasına sığınarak yaptığı anti-komünizm gözlerden kaçmıyor.

İŞGALE KARŞIYIM DE, İŞGAL ET
İlk bölümün başında, 27 Aralık 1979’da okunan bir gazetenin manşetinde “Sovyetler Afganistan’ı ele geçirdi” manşetini görüyoruz. Aradan birkaç gün geçiyor, yine gazete okunan başka bir sahnede, “Rusların Afganistan’ı işgali Humeyni’yi korkuttu” manşeti dikkat çekiyor. Dizide solcular, komünistler işgale ve savaşlara karşı olduklarını vurgularken, "komünist ülke Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal ediyor."

Shakespeare’in kapitalizmi durduramayacağını düşünen, “bize Çehov lazım” diyen solcuya, sıradan vatandaşlar “ ille de Sovyet yazarı mı olması lazım?” diye soruyor. Duvarlarda sağdan soldan birkaç sloganın arasında yer alan “komünistler Moskova'ya” sloganı neredeyse halkın genel tepkisi olarak yansıtılacak dizide. Suya sabuna dokunmayan, komünistlerin futbolla ilgilenmesi gerektiğini düşünen, senaristinin deyimiyle sıradan insanı temsil eden bir karakter, komünist kıza, “ Niye buraya taşındın yok muydu Moskova'da iki artı bir daire?” diye soruyor.

Anlıyoruz ki, komünistlerin övüp durdukları Sovyetler düpedüz işgalci olup ayrıca komünistlerin Türkiye’de yaşamaları için bir neden olmadığından, varlıkları rahatsızlık verdiğinden Moskova’da yaşamaları gerekiyor.

SEN DEĞİL MİSİN O YAZILARI YAZAN?

Niye Moskova’da yaşamadığı sorulan komünist kıza, sıradan halkımız, “Sen o duvarlara yazı yazan komünistlerden değil misin?” diyor. Kapitalizmin mutlaka öleceğini söyleyen kızımız, “Biz evde pek bu konuları konuşmuyoruz” diye uyarılıyor. “Komünist işte, kim bilir ne yaptı?”, “biz normal insanlarız öyle polisten bekçiden kaçmayız yani” cümlelerinin ortaya koyduğu, komünistlerin mutlaka konuşulmaması gereken konuları konuştuğu, bir şekilde bir takım haltlar karıştırdıkları, normal insanlardan farklı olarak sürekli polisten bekçiden kaçtıkları. Aslında dizinin sıradan olana karşıt olarak ortaya sunduğu örgütlü kimlik oluyor.
Halkın örgütlülükten, komünistlerden ne kadar uzak olduğunu gösteren olayların bolca yer aldığı diziden bir örnek daha:

Solcu: “Memlekette neden kağıt sıkıntısı var, çünkü emperyalistler milli bir sermayemiz olmasını istemiyor o yüzden var..”
Çırak: “Emperyalist ne demek Nevzat abi?”
Solcu: “ Emperyalist demek bütün dünyayı elinde tutmak isteyen sömürgeci üç beş tane ülke demek…”
Pastaneci: “Nevzat bulandırma çocuğun kafasını o pastacı olacak!”

BU KOMÜNİSTLERİN KENDİLERİNE BİLE HAYRI YOK

1979’da lisede örgütlü bir solcu olan kızımız, 2012’de çocuk değil kariyer yapan, kendisini sürekli eleştiren sıradan vatandaşlardan biri ile evlenmiş ve avukat olmuştur. Eşit büyüklükte olmayan odaların üç aile arasında paylaştırılması için kura çekimi önerisi getiren solcu avukatımız, bu işin sonunda sıradan vatandaş olan eş tarafından azarlanır. Kura sonucunda en küçük oda kendilerine kalınca eşi, “ Seçil sendeki bu adalet duygusundan öghh geldi…”
Zaten nerede parasız pulsuz biri varsa avukat kızımızı bulmaktadır, sıradan vatandaş olan eşe göre.

Öte yandan bir de Nevzat karakteri vardır. Nevzat komünisttir ve kahvehaneler tarandığı için pastaneye "takılmaktadır." Ülkücü arkadaşına hava atmak için onun hesabını da ödeyeceğini söyleyen Nevzat’ın cebinde beş kuruş yoktur aslında. Borcunu ödemek için, gönüllü olarak değil, pastanecinin zoruyla işçilik yapar bir müddet. Görüldüğü gibi komünistler kendilerine bile faydası olmayan, hayatta hiçbir şeye sahip olamayan insanlardır.

ÜLKÜCÜLER ÖLMEMEK İÇİN SİLAH TAŞIRLAR
Dizide Nevzat adlı solcu karakterin dışında, Alper isimli ülkücü bir karakter yer almaktadır. Nevzat ve Alper aynı mahallede büyümüşlerdir. Karşılaştıklarında birbirlerini kollamakta ve dikkatli davranmaları gerektiği konusunda uyarmaktadırlar. Yine bir karşılaşmada atışan sağcı ile solcumuzu bekçi ayırır. Sağcı karakterimizin cebinden su tabancası çıkar. Sıradan vatandaşlar bu durumla dalga geçince, solcumuz sağcı arkadaşını korur, “Alper ile fikirlerimiz farklıdır ama bilirim o karıncayı bile incitmez.” Sağcı karakter de halkımıza gerekli dersi verir: “ Biz bunu adam vurmak için değil, vurulmamak için taşıyoruz…”

Bu arada sağcımız, pastaneye asla borçlanmayıp hesabını zamanında ödemekte, hatta solcunun borcunu bile kapatmaktadır.

SEKSENLERİ ANLATACAĞIM DERKEN...
Seksenleri anlatacağım derken, 1980’in ürettiği ideolojinin üreticisi haline dönüşmüş olan dizinin senaryosunda bir çeşit ucubeye dönüştürülen solcuların gelecek bölümlerde "sıradan halkımız" tarafından ne şekillerde kınanacakları merakla bekleniyor.
 
Bir röportajında, insanların bugüne kadar büyük 12 Eylül hikayeleri dinlediğini ve çoğunun da siyasi kimliği olduğunu söyleyen Birol Güven, “Bizimkiler öyle değil. Türkiye’de o zaman bu taraklarda bezi olmayan milyonlarca insan vardı. Onların hayatında nelerin olduğunu anlatıyoruz” demiş. Görünen o ki, Seksenler dizisi ile açıkça anti-komünizm yapan Güven, bunu halka mal ederek sıradanlığın övgüsünü yaptığını perdelemeye çalışıyor.
 
(soL)