12 Eylül Anayasası’na 12 Eylül’de 2 kez hayır!

|

12 Eylül Anayasası’na 12 Eylül’de 2 kez hayır! A 12 Eylül Anayasası’na 12 Eylül’de 2 kez hayır!

MUSTAFA MERİÇ (*)

AKP tarafından çalışma yaşamına, ekonomik ve siyasal yaşama ilişkin 12 Eylül Anayasası’nda yapılan kimi değişiklikleri onaylayan evetçi cephe son yılların en büyük dönüşümün işaretleri olduğu şeklinde propaganda yapıyor. Bu propagandayı yürüten evetçi taraftarları liberaller, kimi solcular, tarikat mensupları ile bazı sendikalar ve ABD’de yaşayan F. Gülen’e büyük âlim diyen cemaatçiler oluşturuyor.  12 Eylül 2010 da yapılacak referandumda anayasa değişikliliklerine evet denilmesi ile uygar dünya diye ifade edilen küresel kapitalizmle bütünleşme yolunda önemli adımlar atılmış olacağını ifade etmektedirler. Bütün iddiaları küresel sistemin bir parçası olmayı, onun bölgesel ihtiyaçlarını karşılayacak bir yerde durmayı amaçlamaktadır.
Kısaca 12 Eylül darbesi ve sonrasında ortaya çıkan rejim ve onun kurumlarının işleyişine, bugün 12 Eylül’ün bir ürünü olan AKP’nin yapmak istedikleri ile 8 yıldır yaptıklarına bir bakalım. 12 Eylül öncesinde var olan rejimin küresel kapitalizmin o döneme ilişkin ekonomik, askeri ve siyasal istemleri doğrultusunda işlediği, bugün olduğu gibi her anlamda sömürüyü daha fazla yaygınlaştırmayı amaçlayan bir sistem olduğu bilinmektedir. Dünyada ve ülkemizde bu sisteme karşı toplumsal muhalefet hareketlerinin yükseldiği o nedenle de sistemi eski mekanizmalarla işletmenin kolay olmadığı bir durum yaşanmaktaydı. 80’li yılların başında bütün dünyada uygulanmaya başlayan neo liberal politikalar doğrultusunda Türkiye’de de 24 Ocak Kararları gündeme gelmişti. Ancak bu kararların uygulanması öyle kolay değildi. 24 Ocak Kararları’nın önündeki en büyük engel yükselen toplumsal muhalefet ile rejime yönelmiş olan devrimci hareketti. Bu yüzden görece nispi demokratik düzen de “sömürge tipi faşizm” bazı kısıtlayıcı tedbirleri almak o günün toplumsal muhalefet hareketleri ortamında pek de mümkün değildi. Toplumsal muhalefeti susturmak için darbeden önce onun zemini hazırlanmıştır. Uygulanacak oyun için küresel güçlerin de rızası ve onayı alınarak bir müdahaleye uygun ortam hazırlanmıştır. O nedenle ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Paul Henze 12 Eylül darbesi yapıldığı gün ABD Başkanı Jimmy Carter'a giderek ‘‘Bizim çocuklar başardı'' demiştir.
Üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Prof. Dr. Tolga Yarman’ın katıldığı bir davette ABD Büyükelçisi James F. Jeffrey’in AKP’nin anayasa değişiklik teklifi için destek istemesi de boşuna değil. 12 Eylül’le uygulanan ekonomi politikalarının özü korunan anayasa değişiklik paketi ile güncellenen bu rejimin korunmasının önemli bir görev olduğu hem Müslüman hem de Türk F. Gülen tarafından bugün de ifade edilmesi boşuna değildir.
Şimdi 12 Eylül sonrası ve bugün AKP eliyle yapılanların ortaklaştığı nokta sendikal alandır. 12 Eylül’de sonra ilkin var olan sendikal haklara, örgütlenme haklarına kısaca tüm demokratik haklara yasaklar getirildi.  90 günlük gözaltı sürelerinde ağır işkencelere binlerce insan muhatap oldu, bir milyon altıyüz bin insan fişlenerek sakıncalı insan konumuna düşürüldü birçok insan işinden ayrılmak zorunda bıraktırıldı ya da 1402’lik uygulamalarla işinden oldu. Bugün değişim diye ifade edilen AKP dönemindeki uygulamalarda da işkence iddiaları yerini koruyor, gizli tanık ve ortam dinlemeleri ile bütün bir toplum gözaltına alınarak, özel hayat dahi denetlenerek AKP’ye muhaliflik suç sayılmakta, son bir yıl içerisinde bir milyonun üzerinde insan işinden edilmiştir. AKP yapmak istediği bu uygulamaları anayasaya koyarak rejimin baskıcı karakterini daha da ağırlaştırmaktır. Yani 12 Eylül uygulamalarında işkence ile elde edilen kanıtlar bu sefer gelişen teknolojiden de yararlanılarak kalıcı hale getirilmektedir. Bu sonuç 12 Eylül ve onun ürünü olan kişiler ve yapılar için normal bir şeydir. Tuhaf olan darbe sonrası ağır işkencelerden geçip uzun yıllar hapiste yatan kimi eski solcuların bugün televizyonlara çıkıp bunu büyük bir değişim olarak lanse etmesidir.
12 Eylül rejiminin getirdiği sendikal düzenin uygulama sonuçlarına bakıldığında resmi kaynaklara göre işçi memur dahil 13 milyon çalışandan üç milyonu sendikalara üye iken bunlardan sadece 750 bini toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanırken yılda sadece örgütlü olarak 3 bini grev hakkını kullanıyor. Değişim diye sunulan anayasa paketi bu sendikal düzeni korumayı hatta daha geri bir noktaya taşımayı hedeflemektedir. Hem 12 Eylülcülerin hem de bugün AKP’nin ortaklaştığı nokta örgütlü toplumun önünü kesmektir. Bireysel, bencil, dayanışma ilişkilerinden uzak ve verilenle yetinen bir toplumsal yapı oluşturmak ortak amaçlarıdır. O nedenledir ki son dönemdeki Tekel işçilerinin direnişi büyük bir risk oluşturuyordu ki hükümet geri adım atmadı.
Şimdi bu referandumda neden iki kez hayır denmesi gerektiğini hem biçimsel hem de özü itibariyle açıklayalım. 82 Anayasası halka rağmen bir dayatma ile 5 generalin oluşturduğu danışma meclisi tarafından hazırlanmıştır. Hazırlık sürecinde örgütlü yapılar dağıtılmıştı. O yüzden hiçbir toplumsal kesimin görüşü alınmadığı gibi bireysel karşı çıkışlar bile baskı ile susturulmuştur. Bugün de AKP eliyle yapılan anayasa paketi bir dayatma ile topluma sunulmaktadır. Sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, bırakın parlamento dışındaki partileri parlamentoda bulunan partilerin bile görüşüne itibar edilmeden tıpkı 82 Anayasası’nda olduğu gibi baskı, şantaj ve sindirme ile muhaliflerin sesi kısılmaktadır.  Bu bile bu anayasa paketine hayır demeye yeter.
Diğer yandan bu anayasa paketi; kamu çalışanları işçiler, Kürtler, Aleviler, gençler ve yoksullar açısından olumlu sayılacak hiçbir değişiklik içermediği halde 12 Eylül anayasasında yer alan yüzde 10 barajı, siyasi partiler yasasının getirdiği lider sultası, YÖK ve zorunlu din derslerini korumaktadır. Emeklilere, üreticilere, köylülere, işsizlere ve gençlere sendikallaşma yasağı devam ediyor.
Bir başka hayır gerekçesi de hükümet olan AKP 12 Eylül’ün ideolojik politik, ve ekonomik programlarını günün şartlarında uygulamaktadır. ABD, Dünya Bankası ve IMF’nin direktiflerini aksatmadan uygulayan bir iktidarın halktan yana hiçbir yararlı uygulamalarının olmadığı yaşanan süreçte görülmüştür. AKP tarafından ABD, Dünya Bankası ve IMF’nin direktifleri olan neoliberal dönüşüm programının anayasal zemine taşındığından hiç şüphe yok. Dolayısı ile Hayır demenin önemli bir yurtseverlik görevi olduğu açıktır.
Eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı, demokratik yeni bir anayasa mücadelemizin eseri olacaktır.
Son söz olarak ne 12 Eylül Anayasası ne de onun bir ürünü olan AKP Anayasası. Bir başka ifade ile 12 Eylül Anayasası’na 12 Eylül’de 2 kez  HAYIR!
(*) Eğit-Der Eski Genel Sekreteri ve
Tüm Bel-Sen Ankara 2 No’lu Şube Yöneticisi