Hoş geldin Lenin!

|

Hoş geldin Lenin! A Hoş geldin Lenin!

BARIŞ İNCE

Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve bir toplumun yaşadığı değişimi anlatan Elveda Lenin filminin en çarpıcı sahnesi, Lenin heykelinin (uçmak suretiyle) kaldırıldığı sahnedir. Elveda Lenin filmi aslında reel sosyalizmin yıkılışından sonraki travmatik döneme dair yapıtların son örneklerinden biridir. Bundan sonra böyle bir film daha yapılır mı bilmiyorum çünkü artık Lenin’in geri döneceği bir dönemdir yaşayacağımız…
Türkiye’deki sağcılar için ise Lenin hâlâ daha saldırılacak kişi… Şimdinin AKP yalakası eskinin erotik dergicisi bir yazar geçtiğimiz günlerde şöyle buyurdu: “Kırgız Parlamentosu'nun tam karşısında kocaman bir Lenin heykeli dikili... Heykel estetik açıdan çirkin sayılmaz ama varlığı ucube bir hal oluşturuyor. Kırgızistan serbest piyasa ekonomisini ve parlamenter demokrasiyi geliştirmeye çalışırken, Lenin'in orada ne işi var?”
Durup dururken bu şahsiyet Lenin’e neden çaktı diye sorabilirsiniz. Sosyalizm bitti, ideolojiler çöktü vs… Lenin de nostaljik bir simgeden başka bir şey ifade etmiyordu ya… O zaman?
Ortadoğu’da başlayan isyanlar sonrası, “ne sağcıdır ne solcu tamamen orta yolcu” bir gazetede ilginç bir yorum yer aldı. Köşe yazarı Soli Özel, devrim yoluyla daha iyi bir hayat kurma fikrinin Bolşevik devrimi ile birlikte okumuş seçkinlerin lügatine girdiğini teslim etti. Mısır ve Tunus’ta yaşananlarda ise Lenin gibi bir figürün eksikliğini vurguladı.
Liberallerin Lenin’e mecburen ya da öfkeyle dönmesinin nedeni, bugün Ortadoğu’da yeniden gündeme gelen devrim fikrinin bir şekilde Lenin’i çağrıştırmasındandır. Burada aslında çağrışım yapan liberal bir okumayla sadece kişisel karizma vs… değildir. Lenin’in temsil ettiği değerler yani örgütlülük ve devrimdir.
Liberaller, tarihte öncünün rolünü öncünün kişisel özelliklerine bağlar.  Marksistler ise bu özellikleri yadsımamakla birlikte toplumsal koşulların olgunluğunu ve öncünün bu koşulları görebilmesini dikkate alır. İşte Lenin’in önderliği böylesi bir tarih ve toplum okumasından gelir. Lenin, Marksizm’i somut koşulların somut tahliline göre yorumlayarak onu yaşayan bir teori haline getirmiştir. Avrupa’da beklenen devrimi Rusya gibi bir ülkede gerçekleştirerek determinist yorumları altüst etmiştir. Leninizm bazılarının iddia ettiği gibi Marksizmin kaba bir yorumu değil, yaşayan bir yorumudur. Halkın geleceğini kendi elleriyle kurabileceğini göstermiştir. Tam da bu yüzden Lenin, geri bırakılmış tüm mazlum halkların da kurtuluş umudu olmuştur.
Reel sosyalizmin çöküşü sonrası, bir tarihsel dönemin tüm hataları Lenin’e yıkılmak istendi. Çünkü postmodern dönemde devrim fikrine yer yoktu. Artık büyük öğretiler yok sayılacak, tüm devrimler diktatörlüğe giden birer yol olarak yaftalanacaktı.
Bu teoriler solu da iğdiş etti. Bir kesim, Lenin’e hakaret etmeyi solda yenilenme, özgürleşme zannetti. Post-Marksist, anarşizan saçmalamaların hedefinde hep ‘o’ vardı… Lenin’in örgütlenmiş ve bir hedefe kilitlenmiş kitle hareketi karalandı, ne istediği meçhul, örgütsüz, küçük ve dağınık kitleler kutsandı. Siyasal merkezler tarikat, cemaat vs diye aşağılanırken o gün bu aşağılamayı yapanlar, bugün dinci cemaatlerin eteğinde “aksırıp tıksırıncaya kadar” yemeye başladı. Devrim ise eski bir efsaneydi…
Bugün devrim fikrinin bittiği tezi Ortadoğu’daki hareketlerle altüst olurken şimdi herkes iyi ya da kötü bir Lenin arıyor. Halbuki Lenin’de aranması gereken şey, sadece karşı çıkan değil yerine ne koyacağını da bilen bir devrimci kalkışmadır. Lenin’in dünya devrimci tarihine düştüğü en önemli notlardan biri budur.
Bolşeviklerin Çarlık rejimini yıkarken yerine ne koyacaklarının sosyalizm olacağı konusunda en ufak bir şüphesi yoktur.  90’larda ise ideoloji “out” basit bir “anti”cilik ise “in”dir. Sadece karşı olan ama yerine koyulacak şeyi bugünden inşa etmekten imtina eden bir “anti”cilik…
Tabii ki Sovyetler’in sosyalizm anlayışı ile 21. yüzyılın sosyalizm anlayışı farklı olacaktı. Bir tarihsel dönemin ürünü olan sosyalizm ile bugünün insanlığının geldiği birikimin ürünü olacak sosyalizm bir değildir. Zaten bugün dünyadaki sosyalistler hem örgütlenirken hem de başka bir sosyalizmin arayışındadır. Ancak değişmeyen şeyler de vardır. O da devrimin örgütlü kitlelerin eseri olacağıdır.
Yalnızca bilinçli ve örgütlü bir halk devrim için savaşacak güce sahiptir. Lenin, işçi sınıfının başarılı bir devrimi ancak devrimci bir bilince sahip olunca yapabileceğinin bilincindeydi. Tam da bu yüzden kendiliğindenci eğilimlerle mücadeleye girdi. Ne Yapmalı kitabı boyunca bu eğilimlerle hesaplaştı. Elbette ki bu kendiliğinden ortaya çıkan tepkiler örgütlenemez demek değildir. Ancak ortada örgütleyecek bir fikir ve örgüt bulunmalıdır. Bugün diktatörler götüren isyanların, gericiler ya da emperyalistler tarafından manipüle edilmesi tam da bu örgütlülüğün yokluğu yüzündendir. Peki bu örgütlülük yaratılamaz mı?
Yanıt: Umut hiçbir zaman tükenmez, bir coğrafyada gerçekten devrim isteyenler var oldukça…   
İşte AKP’nin yalakaları Lenin’e saldırıyor… Çünkü dünyada devrim tartışılıyor. Akıllarına Lenin geliyor. Hal böyle olunca kendi ülkelerindeki yıkılacak heykeller listesi bitiyor, Kırgızistan’a musallat oluyorlar. Kars’taki heykel bitiyor, Lenin heykelini de ucube ilan ediyorlar. Aslında ucube lafını tekrar edip durmaları, yalakalıklarıyla birlikte aynaya bakma sıklıklarıyla da doğru orantılıdır. 
Dünyada Lenin’e “elveda” deme dönemi daha fazla sürmeyecek. Düşünün bir… Lenin’e saldırma döneminden bugüne geçen sürede insanlık nereye doğru gitti? Hangi ilerlemeyi yaşadı? Doğa kendine mi geldi? Irak, Afganistan, Pakistan, Cezayir evrensel demokrasiyle mi tanıştı? Özgürlükler mi yayıldı, eşitlik mi? Diktatörler yıkıldı da yerine ne geldi? Bunların cevabını düşündükçe devrim fikrinin geri gelmesine şaşılamaz.
Kan emiciler ve onların yalakaları, devrim fikri yeşerdikçe Lenin’e saldırmaya devam etsin…
Lenin… Mazlum halkların kahramanı, devrimin kutup yıldızıdır.