İtaatsizler

|

İtaatsizler A İtaatsizler

GÜLFER AKKAYA (*)

İmama ve onun ordularına kadar tutun, patrona, meclise, anayasaya, seçim barajına, mahkemelere, devlet dinine, HES’lere, nükleer santrallara karşı itaatsizlikler almış başını gidiyor.
Kimler mi?
Kürtler, feministler, sosyalistler, işçiler, Aleviler, çevreciler, başörtülü kadınlar, gazeteciler, aydınlar, sanatçılar, çoluk çocuk herkes…
He yandan sarmışlar. Memlekette itaatsizlik iki koldan sürüyor. Batıdan ve doğudan.
İtaatsizliğin batı kanadı
Batı kanadı ekseri “İmamın Ordusu” kitabına kafayı takmış durumda. Okuyacam da okuyacam diyor.
Örgüt dökümanı diyor savcı. Duyan yok. Bulunduranı yakalayacağız diyor, korkanı yok. Oradan buradan her yerden kitap geliyor. Tek tık yeterli.
Memlekete bir hal oldu. Herkesi bir Kürt inadı sardı. La diyor, lo demiyorlar. Eee, olacağı da buydu zaten, köy orada kılavuza ne hacet.
Ne oldu? Sonunda kitabı çıkardılar, savcıyı da yerinden ettiler.
Onca yasağa, tehdide rağmen öyle bir hale geldik ki kitabı okumamışsan vay haline. Kendini savcıya ihbar edenler, kendiyle beraber kaç yıllık dostlarını, arkadaşlarını, tanıdıklarını ihbar edenler… İhbarı eden edene. Yetmezmiş gibi başkalarının da kanına giriyorlar. Sende yap, sende yap diye… Zincir haliyle büyüyor.
Zincir büyüyor da nasıl desem, biraz tersiden bir beyan gibi olacak, çok eziliyorum bir yandan da, ama itiraf edeyim ben daha o halkaya girenlerden değilim. Zaman meselesi. Bir türlü vakit bulup kağıt üzerinden bakamadım imamın ordularına.
Bakamadım dediysem kağıt üzerinden bakamadım, yoksa meseleyi bilmiyor değilim. Ben o ordularla gerçekte karşılaştım. Ne de olsa imamın orduları Ahmet Şık’tan evvel 21 Eylül’de Devrimci Karargâh operasyonu yalanıyla bizim evden geçtiler. Arkalarında karıştırılmamış çekmece, dolap, kütüphane, kuru gıda malzemeleri, buzdolabı, fırın, ocak, semaver, okey takımları… Evde ne varsa her şeyi devirip, yakıp yıkıp, arkalarında okey taşlarını taş üstünde bırakmadan yeni sefere doğru yol aldılar. İstikamet Ahmet Şık’ın eviymiş, nerden bilebilirdim? Yoksa kendimi önlerine atıp, kollarımı iki yana açıp, gitmeyin deyip, yollarını kesmez miydim?
Bilemedim.
İtaatsizliğin doğu kanadı
Batı kanattan itaatsizlerle kitabı okuyup kendimi ihbar etme eylemine katılamadıysam da, boş da durmadım, itaatsizliğe “bizimkilerle” yani doğu kanadıyla giriş yaptım.
İstanbul’da ilk eylemden bu yana birkaç gün Taksim Meydanı’ndaki itaatsiz Kürt halkıyla beraber seçimlerde yüzde on barajından, tüm siyasi tutukluların bırakılmasına, Öcalan’a ev hapsinden ana dilde eğitime kadar tüm talepler için itaatsiz itaatsiz oturuverdik Taksim Meydanı’nın tepesine.
Bildiğim kadarıyla imamın orduları daha Taksim Meydanı’na sefer düzenlemediler. Öyle görünüyor ki, Ahmetlere yapılan seferden sonra yeni hamleler için hazırlanıyorlar, uygun vakti kolluyorlar.
Muhtemel, bir de padişah efendimizden ferman bekliyorlarmış. Fısıltı gazetesi öyle diyor.
Hal böyle olunca çadırcı sivil itaatsizlerle, kitapçı sivil itaatsizler bölünerek çoğalıyorlar.
Memleket her yandan itaatsiz kaynıyor. Kaynamanın etkisiyle olacak imam da dile geldi.
İmam konuştu
Sonunda, ülkesini okyanus ötesinden seven, 75 milyonun kardeşliği için çırpınıp duran, şu dünyada kendi adına tek dikili ağacı olmayan (inandınız) imamı da açıklama yapmak zorunda bıraktı bu itaatsizler. Gerçi sırf Ergenekon üzerine konuştu imam, ancak aynı fısıltı gazetesi Devrimci Karargâh operasyonlarının da imam menşeli olduğunu her yerde söylüyormuş. Neyse, dili çözüldü bir. Gerisi gelir.
Seçimler kapıda. Yüzde elli diyor imam severler, göreceğiz, az kaldı 12 Haziran’a.
Bakalım kim kazanacak? İmamın orduları tarafından sömürüye, inkâra, ırkçılığa, haksızlığa, adaletsizliğe karşı devrimci, demokratik muhalefet yaptıkları için seçimlerden önce asılsız suçlamalarla sabaha karşı evleri basılıp tutuklananlar mı, binlerce Kürt’ü, onlarca devrimciyi tutuklayarak seçim kazanacaklarını zanneden Amerikalı imam ve onun ortakları mı?
Bahsi açıyorum.
Sivil itaatsizler mi?
İtaatçi imamcılar mı?
(*) akkayagulfer@gmail.com