HAPİSHANEDEN

|

HAPİSHANEDEN A HAPİSHANEDEN

Değerli BirGün okurları ve çalışanları Merhaba,
Nasılsınız? Bizler de tecride inat iyi olmak için elimizden geleni yapmaya ve size tecriti anlatmaya devam ediyoruz.
Bildiğiniz gibi sizlere ısrarla tecriti, yaşadığımız keyfilik ve hukuksuzlukları yazıyoruz. Gün oluyor bu yaşananları satır satır yazıyoruz size. Tecrit son bulana kadar da yazmaya devam edeceğiz.
Bu sefer yaşadığımız birkaç hak gaspını değil, mart ayı boyunca yaşadığımız baskıyı ve hukuksuzluğu paylaşacağım sizinle.
Son günlerde hapishanelerde yaşananlar gündem oldu medyada. Bizlerin 11 yıl boyunca yaşadıklarımız BALBAY ve ÖZKAN hücreye alınınca yeni yaşanıyormuş gibi şaşırıldı. Ve en son Ahmet ŞIK ile Nedim ŞENER’İN hücresi basılarak arama yapılınca hapishanelerde yaşanan keyfiliklere dikkat çekildi. Gelin görün ki, bizim yaşadıklarımız yine yoktu gazete sayfalarında, TV ekranlarında. Hak-hukuk herkese lazım olur düşüncesi ve duyarlılık göstereceğimize olan inançla mart ayı boyunca yaşadıklarımızı sizinle paylaşacağım. Sesimizi duyup duymamayı sizin vicdanınıza bırakacağım.
Mart ayının ilk günlerinde hücre dışına her çıktığımızda gardiyanlar yapmaları gereken ayakkabı aramasını yapmayarak keyfi arama dayatmaya başladılar. Oysaki hapishane yönetmeliğinde –ahlaki bulmamamıza rağmen- aramayı görevli gardiyanın yapması gerektiği belirtilmektedir. Dayatılan aramayı kabul etmediğimiz için iki hafta boyunca ailelerimizle, avukatlarımızla görüştürülmedik. Revire çıkarılmadık, hastaneye götürülmedik. Bu iki hafta içerisinde kimi arkadaşlarımız saldırıya uğramış, işkencelerle süngerli hücreye atılmıştır.
Hapishane idaresi yaptığı hukuksuzluğun tepki çekeceğini hesap ederek normal aramaya başladı. Bu seferde kollarımıza tahrik eder biçimde girmeye başladılar.(Bu arada bu işlemleri robokop elbisesi giyen kasklı müdahale ekibi yapıyor.) Neden kolumuza girdiklerini sorduğumuzda “düşmemeniz için” diye gayri ciddi açıklamalar yapıyorlardı. Çok değil iki gün sonra gelen soruşturma kâğıtlarından neden kolumuza girdiklerini öğrenecektik.
Tutulan tutanakta “arama yaptırmadığımız güvenlik gereği zorla arandığımız, bunun da suç olduğu” yazıyordu. Yani kolumuza girilmeyi zorla aramanın kılıfı yapıyorlardı. Arama yaptırmadığımız, zorluk çıkardığımız yalandır, iftiradır. Koridorlarda bulunan kameralar tanığımızdır. Elbiselerimizin çekiştirilmesini, kollarımızın ayaklarımızın bükülmesine, ayaklarımızın sağa sola atılmasına rağmen aramaya karşı gelmedik, zorluk çıkarmadık, zorla arama diye bir şey söz konusu olmadı. Bırakın en ufak tepkiyi sakin-soğukkanlı tavrımızın kanıtı kameralardır. Ki saldırıya uğrayıp, darp edilen ardından süngerli hücreye atılan arkadaşlarımızda çabası.
Ailemizle, avukatlarımızla görüştürmeyen, hastaneye, revire götürmeyen idare yaptığı hukuksuzluktan sonuç alamayınca şimdi de cezalarla hukuksuzluğunu üst boyuta çıkarmak bizleri sindirmek istiyor. Yasalar da olduğu gibi arama yapılmasını istediğimiz için 100 yıla varan (toplam) ziyarete çıkmama, iletişim hakkından mahrumiyet cezalarıyla karşı karşıyayız.
Yukarıda da belirttiğim şekilde gerçeğe dayanmayan tamamen yalan ve iftiraya dayalı 100’den fazla soruşturma açıldı. 40 tutsağa verilen bu cezalar yıldırma amaçlıdır. Bir örnek vereyim. Mahkemeye götürülen bir tutsak hücre kapısında, x-ray cihazından iki kez aranıyor, dönüşte tekrar iki kez aranıyor (askerin aramalarını hiç hesaba katmıyorum). Ve bu aramalar için ayrı ayrı tutanak tutulup ayrı ayrı cezalar veriliyor. Yani bir mahkeme yolculuğu (4 tutanak her birine 3 ay ziyaret cezası) 12 ay ziyaret cezasıyla sonuçlanıyor. İlginç değil mi? Eğer inanmıyorsanız elimizdeki tutanakları sizinle paylaşabiliriz.
Soruyoruz neden bu kadar disiplin soruşturması açılıyor? Hapishanede olağanüstü gelişmeler mi yaşanıyor ki, böylesine olağanüstü hal koşulları uygulanıyor. Bu soruşturma terörünün nedeni hapishane idaresinin hapishane yönetmeliğinde belirtilen arama hususundaki görevini yerine getirmek istememesidir. 11 yıldır uyguladıkları tecrit yetmiyormuş gibi hukuksuzca yalan iftira dolu tutanaklarla cezalar verilerek tecrit içinde tecrit edilmek isteniyoruz.
Tüm bu gelişmelerin nedenini soran ve kararlarına uyarak arama yapılması gerektiğini söyleyen ailelerimize hapishane müdürü “kafamı bozuyorlar, hepsini dağıtacağım” demiş ve zorla sürgün sevklere başvurmuştur. Talebi ve isteği bulunmadığı halde arkadaşlarımız Rıza Çıtakbaş Edirne F Tipi, Sadık Kan Tekirdağ 2 No’lu F Tipi ve Özcan Bayram’da Tekirdağ 1 No’lu F Tipi hapishanelerine zorla sevk edilmişlerdir.
Bir düşünün, zaten tecrit altındayız, 45/1 genelgesi uygulanıyor yani sohbet hakkımız uygulanmıyor. Kendi genelgelerini uygulamıyorlar. Oysa bize verilen her ceza genelgelerle, yasalara yönetmeliklere dayandırılıyor. Gelin görün ki yönetmelikte yazılı olmasına rağmen aramayı olması gerektiği gibi yapmadıklarından dolayı “cezalarla” mağdur ediliyoruz. Bu hukuksuzluğa son verilmesi için sesimizi duymanızı, duyurmanızı istiyoruz. Sesimizi duymanız duyurmanız için tanınmış prof, gazeteci, yazar olmamız mı gerekiyor. Gördüğümüz işkence yeterli değil mi?
Değerli BirGün çalışanları, elinizi vicdanınıza koyun, çok şey istemiyoruz. İstediğimiz objektif olmanız ve aydın duyarlılığı göstermenizdir. Satırlarıma son verirken çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
Cihan Güneş, Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi