Varolan ütopya

|

Varolan ütopya A Varolan ütopya

CANSU OBİZ (*)

‘Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?’ der Kafka.
Dava, kafaya inen bir darbeden ziyade, ruhu alabora eden bir fırtınadır. Kafka, açık bir denizdir. O’nun enginliği, kendi içinde öyle gizlidir ki, o gizin farkına varabilen, bir sabah kendisini dev gibi bir böceğe dönüşmüş olarak bulsa bile, bunu kendisine gizleyecektir. Çünkü, insan gizlidir.
Şimdi kafa karıştırabilecek önemde ironiler silsilesini giriyor olabiliriz. Olağanüstü olayları; günlük, sıradan şeylerden ibaretmiş gibi anlatmak ne büyük bir sır! Bu kudrete ermenin yoktur geri dönüşü; ama bu noktaya da erebilmek gerekir.
Rahat’tan rahatsızlık duymak, iyi’nin gerçekleşmesi için pek de uğraşmamak. Rahat değilseniz, çözüm yolları arar, bambaşka olanaklar yaratırsınız. Süre giden bir ‘iyi’ ya da ‘rahat’lık, mutluluk hali, kişiyi rahatsız eder, ‘kendi’ olmasını engeller; var olmaya engeldir. Bunun farkında değil misiniz? Söylemiştik: İnsan gizlidir.
BOYUNDAKİ KIZGIN EL
Yok oluşu kabullenmek nasıl ki kolay değilse, olağan kabul edileni yadsımak da öylesine zordur. Mutlu olmak, başarıdan başarıya koşmak, dertsiz tasasız bir hayattır hayallerdeki; fakat o zaman nasıl açılır olağanüstü bu giz? İnsan, ruhunu kendisine yaraştırabildiği müddetçe var olur. Var olmak da aslında, gündelik yaşama uyan pek çok şey ile çelişir. Çünkü her birey, kendini ayrı ayrı gerçekleştirmek üzere var olmaya aday farklı kimselerdir. İşte bu yüzden, ağzı kulaklarında gülerek bir yolda, ilerlediğini zannetmek, fark etmediğimiz kızgın bir eldir boyundaki.
Dava, ele alınıp da ilk cümle okunduğunda, bu cümlenin verdiği izlenim; okuyucuda olağan bir durum söz konusuymuş ya da geçerli bir durum mevcutmuş gibidir. Oysa romanda ilerledikçe kızıyor, öfkeleniyor ve ‘hak’ kavramını sorgulamaya başlıyoruz. Kitabın sayfaları sona erince, içimizden vicdan adı altında ikinci bir insan çıkacakmış gibi hissediyoruz. Kitabın sayfaları sona erdi; fakat roman bitmedi. Romanın bir çeşit varyasyonunu yaşıyoruz son birkaç yıldır. Bazen, sanki Kafka bizim için romanı tamamlamamış diye düşünüyorum ve heyecanlanıyorum; çünkü romanın son cümlesi, henüz ortaya çıkarmadığımız ‘var olan biz’de. Aşırının peşinden gidildikçe, nafile olan ile olmayan ayırt edilebiliyor. Yani yine bir tür, ‘o noktaya erişme’ durumu.
KAFKA SÖYLÜYOR
Daha da açığı şudur: Bir Kafka romanının olağanüstü olayının karakterleriymiş gibi sunulanı yaşamak zorunda kalarak şu an kırk altı gündür tutuklu bulunan Ahmet Şık, kendisi gibi bir Kafka kahramanı olan gazetecilerin tutuklanmasının Türkiye’de demokrasi için hayırlı olduğunu söylüyor. Yani yine, o noktaya erişme durumu. Akıldışı serüvenler, akıl almaz bir kapının ardındakiler…
Duyuyorum; Kafka söylüyor:
Gece yarısıydı. Beş adam gelip beni tuttu. Onların üzerinden bir altıncısı beni yakalamak üzere elini uzattı. ‘Savulun!’ diyerek yükselttim sesimi ve olduğum yerde şöyle bir döndüm. Hepsi patır patır dökülüverdi. Kimi yasaların egemenliğini hissetmiş, son çabamın başarıya ulaşacağını anlamıştım. Adamların şimdi kollarını havaya kaldırmış geri geri uzaklaştıklarını görüyor ama bir an sonra hep birden üzerime atılacaklarını biliyordum. Kapıya doğru döndüm, hemen önündeydim kapının, kilit çıt etti. Adeta kendiliğinden ve olağanüstü bir çabuklukla açıldı kapı. Karanlıkta merdivenleri tırmanıp kurtulmaya çalıştım.
Yani aslında, kurtuluş yolu tek; fakat sığınaklar kadar çok hep.
(*) cansuobiz@yahoo.com