Bir öğretmenin ölümü...

|

Bir öğretmenin ölümü... A Bir öğretmenin ölümü...

FEHMİ SALIK  fehmisalik@gmail.com

Yazıya nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Üzerime bir karabasan çöküyor; kanım donuyor. Boğulur gibi oluyorum.
Bir “öğretmen”di o; yurtsever bir demokrattı; bir insandı o. Parmaklarım tuşlara basmıyor bir türlü. Harfleri birbirinden seçemiyorum. Belleğim durmuş, bedenim bir loğ gibi.
“Yazmayayım” diyorum bir ara; “yazsam ne değişecek; bunca yazıldı da ne oldu?” diyorum. Parmaklarımı tuşlardan, gözlerimi harflerden çekiyorum. Elimi çeneme dayayıp düşünüyorum: Henüz gençti; 54 yaşındaydı. Oysa 50 gencin ölüm fermanını imzalayan, “Picasso da kim?” diyebilen ve kendini ‘büyük ressam’ diye tanımlayan, çağımızın azılı katillerinden biri, bugünlerde 95’ine basıyordu. “Yargılamaya kalkışsalar, beynime sıkarım” diyordu. Sıkacak mı bakalım; bekleyelim, görelim. Önünde iki büklüm olacaklar bu azılı katilin. Yağlı urganın boğduğu onca taze boyun, yaşı büyültülerek idam edilen bir Erdal Eren, kıllarını bile kıpırdatmayacak; Hopa’da polisin sıktığı biber gazıyla dünyasını değiştiren 54’ündeki Metin Öğretmen, akıllarına bile gelmeyecek bu yargılayanların. Metin Öğretmen, birkaç gün öncesine dek sağdı. Hayali, umudu vardı bu emekli öğretmenin. Bir dakika içinde bütün bunlar silindi yok oldu. Ona kıyanlar Metin Öğretmen’in öğrencileriydi belki de. Ama Metin Öğretmenin cana kıyan bu tür öğrencileri olamazdı. O, derslerinde daima çağa yakışırlığı, devrimciliği, barışı, insanlığı işlemişti; paylaşımdan, eşitlikten, haktan/hukuktan, demokrasiden söz etmişti. O zaman bu acımasızlar, bu insafsızlar, Metin Öğretmen’in ürünü olamazdı; bu çarpık eğitim sisteminin tohumuydu bunlar…
Meslektaşım Metin Lokumcu’nun ölümü, alıp 1969’a götürdü beni. 15 Şubat 1969’da TÖS’ün Ankara’da düzenlediği “Büyük Eğitim Yürüyüşü” günleriydi. Malatya valisi, TÖS’lü bir öğretmene tokat atmıştı. Yer yerinden oynamıştı o zaman. O büyük yürüyüşte açılan pankartlardan biri de şuydu: “Hak dedik, hukuk dedik/ Validen tokat yedik…” TÖS’ün 2. Başkanı İ. Safa Güner de şunları söylemişti o zaman: “Bütün suç bizde. Demek ki iyi yetiştirememişiz bu valiyi.” Valiler, hükümetin memuru gibi davranıyor. Polisin bu denli saldırgan, acımasız davranışının nedeni, biraz da bu valilerin tutumuna bağlıdır. Bu yüzden olsa gerektir ki Ana muhalefet Partisinin Genel Başkanı, bir valiye şöyle seslenmek zorunda kalıyor: “Ya adam gibi valilik yap, ya da istifa et AKP’nin il başkanlığını yap…”
BU NASIL BİR KİNDİR!
Valiler sözcüğü geçince hemen aklıma o anekdot geliyor: Osmanlıda sadrazam değişir. Valilerden yeni sadrazama kutlama telgrafları yağmaya başlar. “Numan” adında biri, Van valisidir o zaman. Kâtibini çağırır, bir telgraf yazmasını ister ondan. Kâtip yazar getirir. Telgrafın son bölümü valinin hoşuna gitmez. İmzalamaz, geri verir. “Daha kelbiyene olsun” der. Yazılan, birkaç kez yinelenir. Sonunda kâtip dayanamaz; imzanın üstünü şöyle bağlar: “Vali-yi Van, def-i hacetiniz Numan…” Vali şişinir, basar imzayı; “hah işte böyle” der.
İşte böylesi bir ortamda dünyasını değiştiriyor Metin Öğretmen.
Beni en çok üzen yanlardan biri de başbakanın, öldürülen öğretmenin ardından bir başbakana hiç de yakışmayacak o kindar, acımasız konuşmasıdır; yaralanan kendi korumasına “Allah’tan acil şifalar” diliyor da, Metin Öğretmen için “Orada biri ölmüş işte” diyebiliyor. Bu nasıl kindir, bu nasıl öfkedir, bu nasıl inançtır şaşıyorum doğrusu.   Suç bizde; suç, bu çarpık eğitim sistemimizde. Öğretmen olarak bizler, bizi yönetenleri, çağımızın benimsediği koşullarda yetiştirememişiz.
Halk olarak, halklar olarak üstümüze bir avuç ölü toprağı serpilmiş sanki.
Şu anda bizim, dünyasını değiştiren Metin Öğretmen’den farkımız ne?
Yeter artık.
Meslektaşım Metin Lokumcu’yu saygıyla anıyorum…