Ken Saro-Wiwa’dan Metin Lokumcu’ya; egosistem ile ekosistemin mücadelesi

|

Ken Saro-Wiwa’dan Metin Lokumcu’ya; egosistem ile ekosistemin mücadelesi A Ken Saro-Wiwa’dan Metin Lokumcu’ya; egosistem ile ekosistemin mücadelesi

ONUR ALMIŞLAR  zehirliorumcek@gmail.com

Farklı renkler, farklı diller, farklı ülkeler, farklı şehirler, farklı yıllar; fiziksel olarak birbirinden çok uzaklarda ama fikirsel olarak yan yana olan iki dünya insanı… Ve karşılarında aynı cellât; zinciri vahşi kapitalizmin, küresel sermayenin elinde olan insan ve yaşam tanımaz bir zorba…
Dünyaya yerleşmiş olan bu sistemde; sermayenin orduları, orduların siyasetçileri, siyasetçilerin de halkı, sonra hepsinin halkı ezdiği, baskı altına aldığı, öldürdüğü bu acımasız ve katlanılması zor pislik çukurunda, insan olmayı, doğayı ve geleceğini savunmanın, pislikten kurtulup tüm insanlığa, ülkeye, yaşadığın şehre ve halkına önder olarak onları bu pislik çukurundan çıkarmanın zor olduğunu görüyoruz… Gözlerimizin üzeri zorbalara direnenlerin kanlarıyla bulanmış, çukurun pisliğiyle yıkanmış ve bu sistemin renkli ama sahte ışıklarıyla kör olmuşken yine de görüyoruz. Görebildiklerimiz direnenlerin gidişleri elbette! Onlar direndikleri gibi giderlerken bizim kulaklarımız sessizliğimizin gürültüsünden çınlıyor. Sessizliğimiz kulaklarımızı çınlatırken, sözsüzlüğümüz de dudaklarımızı titretiyor.
Güçlülerin ve ezenlerin, daha çok para için yaşama kıyanların, yarınımızı yok edenlerin yanında olmak, onların ayaklarına sürtünerek menfaat sağlamaya çalışmak kolaydır. Bu kolaylık, ayağına sürtülenin egosunun tatmini ile mümkündür. Sürtünen memnun, sürtülen memnun… Zor olan ise ezenlerin karşısında durmaktır; başı dik ve kararlı. Menfaat için değil, yaşamak için, insanlık için, doğa için, çocuklarımızın geleceği için. Ken Saro da öyle yapmış, ezenlere, yaşamı ve çocuklarının geleceğini yok edenlere karşı dik durmuş ve bunu canıyla ödemişti. Şimdi Ken Saro’yu saygıyla anıp insanlık onurunun en tepesindeki siluetine hayranlıkla bakarken, cellâtlarının isimlerini bile hatırlamıyoruz ki hatırlamak da istemiyoruz zaten. Peki, kimdi Ken Sora, cellâtları kızdıracak ne yapmıştı, ne için mücadele etmişti?
PETROL DEVLERİNE DİRENİŞ
Tam adı Kenula Besson Sero-Wiwa. Nijeryalı, 10 Ekim 1941 doğumlu, çevreci, yazar. Nijerya’daki etnik azınlıklardan olan Ogoni halkının bir bireyi. Özellikleri bile cellâtların ağzını sulandırmaya yeter… Petrol şirketleri Nijer deltasında petrol çıkarmaya, bu işlem de insanlara ve ekolojiye zarar vermeye başladığında Ken Saro direniş başlatmış ve Ogoni halkını örgütlemişti. Bu direniş Nijerya’daki baskıcı rejimin hoşuna gitmedi. Ken Saro ve arkadaşlarını zorbalar tarafından tutuklandılar ve 10 Kasım 1995 yılında idam edildiler. Neden? Naomi Klein “No Logo” isimli kitabında (*) Ken Saro ve arkadaşlarının idam edilmesinin nedenini çok güzel açıklamış. O kitaptan bir alıntıyla devam etmek istiyorum:
“1950’lerden bu yana, Shell Nijerya, Nijerya deltasında Ogoni halkının topraklarında 30 Milyar dolar değerinde petrol çıkarmıştır. Petrolden elde edilen gelir Nijerya ekonomisinin yüzde 80’ini oluşturmaktadır –yıllık 10 milyar dolar- ve bunun yarısından fazlası Shell’den gelmektedir. Ancak Ogoni halkı sadece zengin doğal kaynaklardan elde edilen karlardan yoksun değil, pek çoğu halen çeşme suyu ya da elektrik olmaksızın yaşamaktadır ve toprakları ve suları açık boru hatları, petrol sızıntıları ve yangınlar nedeniyle zehirlenmiştir.
Yazar ve Nobel Barış ödülü adayı Ken Saro-Wiwa’nın liderliğinde, Ogoni Halkının Kurtarılması Hareketi (MOSOP) reform için kampanya yapmış ve Shell’den tazminat talep etmiştir. Buna karşılık petrol karlarının hükümetin kasasına akmaya devam etmesini sağlamak için General Sani Abacha Nijerya ordusunu Ogoni’yi hedef almaya yönlendirmiştir. Binlerce insanı öldürmüşler ve işkence yapmışlardır.  Ogoni saldırılardan dolayı Abacha’yı suçlamakla kalmamış, Shell’i de Ogoni topraklarındaki barışçıl protestoların bastırılması için para vererek Nijerya askeri gücünü özel polis gücü gibi kullanmakla ve ayrıca Abacha rejimine maddi destek ve meşruluk sağlamakla suçlamıştır.
Nijerya içinde tırmanan protestolarla karşılaşan Shell 1993’te Ogoni topraklarından çekilmiştir; bu hareket askeriye üzerinde Ogoni’den gelen tehdidi ortadan kaldırmak için daha fazla baskı oluşturmuştur. Nijerya Ordusu Rivers Eyaleti iç Güvenlik Gücü başkanından sızan bir not oldukça açıktır: “Pürüzsüz ekonomik faaliyetlerin devam etmesi için acımasız askeri operasyonlar gerçekleştirilmedikçe Shell faaliyetleri imkânsız olmaya devam etmektedir… Öneriler: MOSOP ve diğer toplantılar sırasında sürekli askeri baskının gerekliliğini göstermek. Toplulukları dağıtma operasyonlarıyla ve özellikle çeşitli gruplarda sesleri çıkan bireyler olmak üzere lider kadrosunu kırarak hedefleri yok etme””
Bu notun yazılmasından 5 gün sonra Ken Saro ve 8 arkadaşı tutuklanmış, 10 Kasım 1995’de siyasi ve dayanaksız sebeplerle suçlanarak idam edilmişlerdi. Ken Saro ve arkadaşları ülkelerini, doğalarını, yaşam alanlarını savunmuşlar, doğalarını mahveden sermayeye ve o sermayeden nemalanan baskıcı rejime direnmişlerdir. Ezenlerin karşısında ezilenlerin yanında dimdik durmuşlardır. Fiziksel olarak ölmüşlerdir ama onların ruhları hala direniştedir.
Direnenler, yaşam için, doğa ve gelecek için mücadele edenler farklı ülkelerde, farklı renklerde ve farklı dillerde olduğu gibi ezenler, para için mahvedenler ve sermayeden nemalanan baskıcı rejimler de farklı ülkelerde, farklı dillerde ve farklı şekillerdedir. Afrika’da yaşam alanlarını mahveden petrol şirketlerine direnen ve öldürülen Ken Saro iken, Türkiye’de yaşam alanlarını mahveden elektrik şirketlerine karşı direnen ve öldürülen Metin Lokumcu’dur. Nijerya baskıcı rejimi Ken Saro’yu idam ederken, Türkiye polis devleti Metin Lokumcu’yu biber gazıyla öldürmüştür. Peki, kimdi Metin Lokumcu, cellâtları kızdıracak ne yapmıştı, ne için mücadele etmişti?
HOPALILAR: SU HAKTIR, SATILAMAZ!
Metin Lokumcu, 1954 doğumlu eğitimci, aktivist ve çevreci. Başta yaşadığı şehir olan Hopa’nın ve sonra tüm şehirlerin elektrik şirketleri tarafından kirletilmesine, derelerinin, yaşam alanlarının yok olmasına ve bu kirlenmeyi engellemeyen iktidara karşı mücadele veren bir vatandaş. Geleceğimizi parayla satamazsınız diyordu. İktidar Metin Lokumcu’nun şehrinde miting yapmaya geldi. O ve Hopa halkı da yaşadıkları sorunlarla ilgili iktidarı protesto ettiler. Pankart açtılar, “Su haktır satılamaz” dediler. Kendi malları olanı değil, dünya insanlığına, çocuklara ve hayatını bu dereler sayesinde idame ettiren tüm canlılara ait olan dereleri, iktidara ve şirketlere karşı savundular. Halay çekiyorlardı, seslerini duymayan iktidara seslerini duyurmak istediler, pankart astılar ama iktidar her zaman ve her yerde olduğu gibi kendine boyun eğmeyenleri, kendini eleştirenleri sevmedi ve zamana göre değişen; kimi zaman asker, kimi zaman polis olan kolluk kuvvetlerini üzerlerine sürdü. Dövüldüler, yerlerde sürüklendiler, gaz bombalarıyla zehirlendiler. İşte bu isyankârları, eşkıyaları, teröristleri bastırma operasyonunda hayatını kaybetti Metin Lokumcu. Devletin gazıyla öldürüldü. Basında çıkan bazı haberlerden (1) anlaşıldığı kadarıyla, zaten Hopa’ya gitmeden önce hazırlanmış isyankârların listesi.
Zaten hep öyle olur, iktidarın geçeceği yollardaki muhtemel isyankârlar, eşkıyalar hemen gözaltına alınır ve egosistemin devamlılığı için susturulur. Susmayanlar dayakla, yine susmayanlar gazla, işkenceyle, yine susmayanlar iple, silahla, bombayla susturulur. Yaşananların Afrika’da ya da Türkiye’de olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Mücadelenin rengi, dili, ülkesi ve şekli değişse de mücadelenin adı değişmiyor. Ekosistem için mücadele edenler, Egosistem için mücadele edenler tarafından öldürülüyor. Birileri dünyanın, doğanın, yaşamın devamlılığı için ölürken, birileri iktidarın, gücün, paranın devamlılığı için öldürüyorlar…
(*) Naomi Klein, No Logo, Bilgi Yay., 2. Basım, s. 405.
(1) 6 Haziran 2011, etha.com.tr:
    “Metin Lokumcu da polis listesinde”