NTV üzerine...

|

NTV üzerine... A NTV üzerine...

Emrah Çetİn

NTV 1996 yılında Türkiye'nin ilk haber kanalı olarak yayına başladığında bu konuda da bir mecranın öncüsü olmuştu. Sahibi Nergis Holding'in de sahibi Cavit Çağlar'dı. Fakat söz konusu Türkiye'de ilk defa bir haber kanalı kurmak olduğunda eli kalem tutanlardan yani büyük oranda solculardan bir kadro kurmak kaçınılmazdı. Tabii ki bu NTV'nin sosyalist bir yayın politikası olduğu anlamına gelmiyordu ama anaakım medya ile karşılaştırıldığında daha nitelikli olduğu açıktı. Hatta o zamanlar Cavit Çağlar'ın; "Ben bu solculara her ay çuvalla para ödüyorum", dediği söylenir. NTV uzun süre yayın politikası doğrultusunda televizyoncu/reklamcı diliyle AB kitlesinin yani eğitimli grubun ilgi odağı oldu.
1999'dan itibaren kanal el değiştirerek Ferit Şahenk'in sahibi olduğu Doğuş Grubu'na geçti. Kanalın yayın politikasında gözle görülür bir değişiklik olmadı. NTV, yine "tarafsız" ve steril bir haber kanalı olarak devam etti. "Tarafsızlığı, ulusal öğelere ve evrensel etik değerlere saygılı, ilkeli yayın anlayışı, izleyicisi ile kuruduğu iletişim, dinamik kadrosu ve teknik donanımı ile NTV, sadece bir haber kanalı değil, aynı zamanda kamuoyu nezdinde de itibarlı ve ‘güvenilir haber’ ile eşanlamlı bir marka", bu da Doğuş Grubu'nun internet sitesinden NTV'nin tanımı. Cnbce, e2, Ntvspor gibi kanallar ile ağını genişletti. NTV Yayınları kuruldu. Tarih ve bilim dergileri yayınlanmaya başladı. Bugün NTV için haber kanalıyla, internet sitesiyle, dergileriyle ve kitaplarıyla burjuva kültürel bir odak diyebiliriz.
Bugünlere geldiğimizde ise günümüzün hâkim üretim ilişkisi ve kültürünün kaçınılmaz trajedisine NTV'nin de dahil olduğunu görüyoruz. Bugün Murat Belge, Şerif Mardin gibi organik entelektüellerin program yaptığı, Vedat Milör'ün Barcelona'da şarap tattığı, bilim tarihiyle ilgili belgesellerin yayınlandığı NTV'nin ana haber bülteninde iktidar partisinin mitinglerine büyük sürelerin ayrıldığını fark ediyoruz. Vedat Milör şarap tadarken yayın kesilip mitinge bağlanılıyor ve alkol içmek isteyenler üzüm yesin, diyen Başbakan’ı dinliyoruz. Ya da bakın 22 Ekim 2010'da Fransa'daki sosyal güvenlik eylemleri ile ilgili Burak Cop'un ntvmsnbc'deki yazısında; "Karl Marx’ın ‘Fransa’da Sınıf Savaşları’ eserini yayınlanmasının 150. yıldönümünde; militan sınıf mücadelesinin, kitlesel gösterilerin, grevlerin, hatta devrimlerin bir bakıma “anavatanı” Fransa’da, tarihsel mirasın kitlelerce titizlikle yeniden-üretildiğini görüyoruz." gibi ifadeleri içeren bir yazıyı yayınlayan ntvmsnbc, 31 Mayıs'ta AKP'nin Hopa Mitingi'nde öldürülen Metin Lokumcu'yu tanımazlıktan gelebiliyor. Ya da NTV'nin hedef kitlesine dahil olan ekşisözlük’te ücret ödenerek NTV'nin haber videoları yayınlatılırken, ekşisözlük’ün başını çektiği ‘Sansüre Hayır Yürüyüşü’ NTV için haber değeri taşımıyor. Tabii ki; NTV veya ntvmsnbc söz konusu haberleri 1-2 gün sonra güncelliyor ve olması gerekene yakın bir forma sokuyor. Fakat önemli olan yaşananlar ile ilgili bilgilerin topluma gündemde olduğu an verilmesi ise bu konuda seçici davranıyor. Yani sosyal medya takipçileri/kullanıcıları 1-2 gün sonra aynı haberi farklı bir formda görebiliyorlar. Böylece metnin diline ve haberlerin zamanlamasına dikkat etmeyen AB kitlesi veya eğitimliler için NTV nitelikli yayın politikasını ve markasını korumuş oluyor.
Ama Öldü Efendİm
12 Haziran seçimlerinden önceki son günlerde Recep Tayyip Erdoğan, NTV gazetecilerinin önüne çıkıyor. Bunlardan biri de Ruşen Çakır, hikayenin diğer ilginç tarafı ise Hopa'da öldürülen öğretmen Metin Lokumcu'nun Ruşen Çakır'ın akrabası olması. Ruşen Çakır polisin orantısız şiddetini sormaya yelteniyor ve Başbakan’dan yaralanan polis memuruna yeterli ilgiyi göstermediği için adeta fırça yiyor. Ruşen Çakır'ın sesi titriyor, Metin Lokumcu'yu kastederek; ama öldü efendim diyor. Başbakan buz gibi bir ifade ile cevap veriyor; ben bilmem.
Başbakan, Nuray Mert için namert diyor. Bunu Nuray Mert'e sormak isteyen Can Dündar o günden beri uzun bir tatilde. Nuray Mert ve Banu Güven ile ilgili de kazan kaynıyor.(Yazının yayınlanmaya karar verildiği an itibarı ile Banu Güven kanaldan ayrıldı, Mirgün Cabas'ın da ayrılacağı konuşuluyor.) Bu isimlerin yerine Mehmet Barlas'ın en iyi arkadaşı Oğuz Haksever kanalın bütün yükünü sırtlamış görünüyor. Oğuz Haksever, Bülent Arınç ile program yapıyor. Oğuz Haksever Yeni Şafak, Star Gazetesi ve CHP içindeki muhalif isimler ile seçim sonrasını değerlendiriyor.
Bu durum günümüzün agresif ve otoriter iktidarının baskısıyla ilişkilendirilebilir. Bunun dışında örneğin NTV'nin Metin Lokumcu ve Hopa gözaltıları ile ilgili sinik tutumu HES projeleri dahilinde yapılması planlanan barajlar için kredi vermeye talip olan Garanti Bankası (Doğuş Grubu) ile de ilişkilendirilebilir. Konunun ekonomi politiği Mustafa Sönmez, Korkut Boratav, Express Dergisi (bkz.Kanal İstanbul'un ekonomi politiği) gibi uzmanlarca daha ayrıntılı değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Benim dikkatimi çeken diğer nokta ise; NTV'nin temsil ettiği kültür ve hedef kitlesi ile iktidarın temsil ettiği kültür arasındaki fark ve bu farkın ortaya çıkardığı trajedi... Yani NTV'de veya CNBCE'de bir müzik tarihi belgeseli izleyenlerin ya da Avrupa’yla eşzamanlı yayınlanan dizileri takip edenlerin bir anda sosyal medyayı pornoculuk ya da sapkınlıkla eşitleyen Bülent Arınç ya da ayrımcılık yapmadığını twitter'da anlatırken ‘Alevilerin bile’ düğünlerine gittiğini söyleyen Melih Gökçek ya da polis tarafından bel kemiği kırılan genç bir kadının, kız mı kadın mı olduğunu düşünen Recep Tayyip Erdoğan'ın kafa yapısıyla karşı karşıya kalma trajedisi... Konuyu özetlemek için bir miktar vulgarize bir analoji yapacak olursak; piyano eğitimiyle büyüyen burjuvazinin işleri bozulmasın diye takım elbiseli talibanlara gülümsemek zorunda kalmaları diyebiliriz.