“Baban bile olsa Türk’ü öldür”

|

 “Baban bile olsa Türk’ü öldür” A  “Baban bile olsa Türk’ü öldür”

RECEP GÜVELİOĞLU

Değerli Başbakanımızın Arapça tutkusu malum; birkaç kez altını çizerek Arapların “Men Dakka Dukka” atasözünü kullandı. Arapların tek atasözü bu değil. Eminim, pek güzel Kuran okuduğu söylenen Başbakan’ın Arap diline hakimiyeti ortalamanın üstündedir ve sık sık yinelediği “Men Dakka Dukka”dan başka Arapça deyimler de biliyordur.
Araplar,  Osmanlı’da “Kavm-i necib-i Arap” (Seçkin Arap milleti ) olarak bilinirlerdi. Resmi dille halk dili her zaman örtüşmez ve ne yazık ki “halk dili” bazen gazeteciliğin de kabul edemeyeceği ve kimi tarihsel/toplumsal nedenleri olsa da nefret söylemi denebilecek bir çizgiye kayabiliyor. “Arap, kirli çorap”, “Pis Araplar” , “Ne Şam’ın şekeri ne Arabın yüzü” gibi deyişler, bu çerçevede Türkçe’ye girmiş deyimlerdir.


Oradan hareketle, en azından eskiden, bizim ahalinin Araplara pek olumlu bakmadığı söylenebilir. Halk arasında yaygın olarak dillendirilen, Hz. Muhammed’in “Ben Arabım ama Arap benden değildir” dediği rivayetlerini de Türklerin Araplara muhabbeti (!) çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Peygamberin böyle bir söz söylemediği bilinse de, halkımız O’na bunu söyletmek istemiştir.


 Peki, Araplar Türkler hakkında ne düşünüyor? Bugünün Osmanlıcılarına bakarsanız adamlar bize hayran. Oysa, Arapçanın Türklerle ilgili deyimleri de, beslenen muhabbetin karşılıklı olduğunun kanıtı gibidir. Alın size önemli bir Arap atasözü:  “Uktulu’t Türke velev kane ebuk”. Yani; “Baban bile olsa Türkü öldür”.
Bir taraftan “kirli çorap” falan, diğer taraftan da “baban bile olsa öldür”!


Bir milletin bir diğerine karşı böyle ağır atasözleri ve deyimlerle hamle etmesi için karşılıklı olarak neler yapılmış, yaşanmış olmalı sorusu ayrı meseledir. Konunun ayrıntılı olarak işlemesi için, din ve milliyetçilik tartışması da yapmak gerekir. Ama şimdilik o kadar derine inmeyelim.


Ancak, şu kadarını söyleyebiliriz: Araplarda İslam’a sahip çıkma Arap milliyetçiliğiyle karışmıştır. Nitekim Arap olmayan Müslümanlara; yani Türklere, Farslara, Afrika kavimlerine  “Mevali” derler. Yani “köle”.
 Resmi söylem ve tepedekilerin dili ne olursa olsun, aşağıda halk arasında, “köle” denilen tarafından 500 sene yönetilmenin epey ters duygu ve ifadelere yol açması anlaşılır bir şey olsa gerek. O nedenle, o “köle”nin Hicaz’ı korumak için Yemen’de ölmesi, en fakir zamanında bile Mekke ve Medine Haramlarının bakımını layıkıyla yapması görmezden gelinebilir!


Suudilerin kimi tasarruflarını buradan hareketle anlamlandırabiliriz. Şimdi, yönetici elit de, bir zamanlar Arap halk dilinde “köle” olarak tarif edilenin ne kendisine ne de anısına saygı duymuyor gibi. Ecyad kalesinin yıkımı daha dünkü anıdır.


Osmanlı, Hz. Muhammed’in mezarını süslemiş, gümüş kafesler koymuş, sütunlarını bezemiş… Altlarına da dini ve peygamberi öven yazılar yazmış. Arap liderleri Osmanlı’dan kurtulunca bu sütün altlarını alçıyla kapamış üstüne de yeşil bir boya sürmüş.  Sadece bir yerde Türkçe yazı açıkta kalmış: “Bin selat ile selam eyler züvvar pakine.”  Bu da, bilinen  “Esselatü vesselam aleyke ya resulullah”a çok yakın olduğu için bırakılmış her halde.
Geçtiğimiz günlerde de, Hz. Muhammed’in kabrini barındırdığı için Peygamber Mescidi olarak da anılan Medine’deki Mescid-i Nebevi’nin yeni bir cami projesi çerçevesinde yıkılacağı yazılıp çizildi gazetelerde. Habere göre yıkım, hac ziyaretlerinin sona ermesiyle birlikte Kasım ayında başlayacakmış.


Arapça ilgisi ve güzel Kuran okuma gibi özellikleriyle, “Men Dakka Dukka”dan (Kötülük eden kötülük bulur) çok daha fazlasını bildiğinden kuşku duymadığım Sayın Başbakan’ın, iki de bir Esat’a karşı kullandığı Arapçasını Suudilere karşı neden kullanmadığını anlamak zor. Kim bilir, belki de oralardan birinin çıkıp “Uktulu’t  Türke” demesini bekliyordur!
(*) Arap Atasözü