Aşklarımız

|

 Aşklarımız A  Aşklarımız


=

Aşklarımız

Aslında toplum olarak yalandan (sahte) bir mutluluğu yaşıyoruz. Temsili demokrasi olarak bize sunulan (mevcut) sisteme ölümüne âşığız. Parlamentoda çok partili bir çalışma var, iktidar ve muhalefet yurttaşa hizmet peşinde. Biz öyle sanıyoruz. Oysa yurttaşın (asıl’ın) vekile olan bağımlılığı köle-efendi düzeyindedir ve biz ölümüne efendilerimize aşığız. Maaş alabiliyoruz ya, iyi kötü bir işyerimiz var ya, teker dönüyor ya, daha ne olsun? Böylesine tek taraflı âşk filmlerde dahi görülmez. Olsun, ödül almazsak da biz en kral senaryoyu yazıyoruz ve filmin başrollerinde toptan (mutluluğu) oynuyoruz.


Yazımı yazdığım şu anlarda açlık grevleri (açlık grevine katılanların on bin civarına ulaştığı söyleniyor) sonlanmamıştı ve gerilimi artıracak bir ölüm haberi de yoktu. Dilerim olumsuz bir durum cereyan etmez ve tek bir cenaze çıkmadan çözümlenir. Ölüm sınırında olanlar var ve konunun adil ve insan hakları bağlamında acilen çözülmesi gerektiği düşüncesindeyim. İnsanların bir gün cezaevlerinden çıkacaklarına inanıyorum. Çünkü cezaevleri kimsenin evi değildir. Kimse sonsuza kadar orada kalamaz. Zaten o umutla oralarda kalınır ve günler geçer gider. İnsanların ölümüne üzülürüz, ağlarız. İnsanız çünkü. Ölen her insana üzülürüz, ağlarız biz. Çünkü bir daha o insanı göremeyeceğiz. Anılarımızı konuşabileceğiz tek (sadece) ve sırası geldiğinde de başkaları bizle ilgili anılarını konuşacaklar.


KİMSE ÖLMESİN

Mahkemelerde Kürtçe savunmanın önünün açılacağını hükümet açıkladı. Öcalan’a da uygulanan herhangi bir tecridin (aile ve avukatlarıyla görüşememe durumu) olmadığını farklı bir anlatımla (aslında ben hiçbir şey anlamadım!) anlattı hükümet sözcüsü. Anladığım kadarıyla bu iki konuda bir yumuşama olacak ve açlık grevleri bitecek. Evet, açlık grevleri bitmelidir, çünkü kimsenin ölmesini istemiyoruz. Hükümet, insan hakları konularındaki ihlallerden vazgeçmelidir. Devlet ya da herhangi biri Öcalan’ı sevmek zorunda değildir ama koster bozuk veya hava muhalefeti var şeklindeki bahanelerle onun, ailesi ve avukatlarıyla görüşmesinin yasaklanması evrensel hukuk kurallarıyla nasıl açıklanır? Bırakınız AB hukukunu, mevcut iç hukuk kurallarıyla açıklanması zor bir durumdur.
Parlamentarizmi demokrasiye çeviremediğimiz (dönüştüremediğimiz) zaman temsilin sadece parlamentodakilerin temsil ettiklerinin (kendi yakınları) mutluluğunu belirttiğini söylemek isterim. Belediye başkanı, milletvekili, başbakan ya da cumhurbaşkanı oluyorsanız, kendinize ve yakınlarınıza oluyorsunuz demektir. Seçim zamanlarında oylarımızı alarak da demokrasinin gereğini yaptığımıza bizleri inandırıyorsunuz. Biz görevimiz gereği size oy vereceğiz ve sizin mutluluğunuzun devamını sağlayacağız. Bu sözlerim böylesi bir sistem içinde olan tüm siyaset kurumlarınadır. Demokrasiciliği bize oynatan (aslında senaryoda filmin kahramanı biz oluyoruz!) ve demokrasinin sadece kendilerine yararı olduğunu bizden saklayan bu sisteme âşkımız devam edecektir. Türklük veya Kürtlük adına parlamentoda kendi mutlulukları için yaşayanlara fanatikliğimiz devam edecektir. Tek taraflı-karşılıksız-âşktır bu!
BÜLENT TEKİN bulent.tekin@pen.org.tr