Çamlıca Tepesi’ne SACRE COEUR

|

Çamlıca Tepesi’ne SACRE COEUR A Çamlıca Tepesi’ne SACRE COEUR

İbadet edecek ahalisi olmayan ayrıca  çıkılması bir hayli eziyetli bir tepeye tapınak yapmanın  makul bir açıklaması var mıdır?
Cuma namazı  veya cenaze için, ya özel araçla ya da toplu taşıma ile tepedeki ibadethaneye çıkmak  daha fazla sevap mı sayılır?
Bu soruların cevabı için 1871 yılına “PARİS KÖMÜN”üne  gitmemiz lazım.


Fransız-Prusya savaşının ardından imzalanan barış anlaşması ile Prusya ordusu Paris’e girdi. Bu işgal Fransa’yı ve Paris’i bir devrim sürecine soktu. Uzun süren sosyal kargaşa ortamında birçok sosyalist grup ortaya çıktı. Çoğunluğu Paris proletaryasından oluşan “Ulusal Muhafızlar”,  Prusya ordusuna ait 400 topa el koydu. Atların çektiği toplar Paris’in en yüksek tepesi olan MONTMARTRE’a  konuşlandırıldı. Bu silahlı güç ve konuşlandığı yer, “Paris Komün”ü için hayati bir önem taşıyordu. Zira bu tarihten sonra aralarında bir çok ciddi anlaşmazlıklar yaşayan sosyalist gruplar ve Paris halkı “Ulusal Muhafızlar”ın etrafında kenetlendi. Hapishanedeki  LOUİS BLANQUİ,  gıyabında “Kömün” başkanı seçildi ve “kömün iktidarı” başladı.


İki ay süren proletarya iktidarı, sadece Fransa’nın değil tüm  Avrupa burjuvazisinin korkulu rüyası haline geldi. Bu iki ay içinde başka bir hayat biçiminin  olabileceği tüm dünyaya gösterilmişti. Burjuvazinin iktidarını temsil eden VERSAY’a karşı  halkın iktidarı MONTMARTRE’dı.


VERSAY’daki Başbakan ADOLPHE THİERS, birkaç yıl önce savaştığı ülkeden yardım istedi. Yardıma koşarak geldiler. Günlerce süren sokak savaşlarında burjuvazi, otuz bin “kömün” üyesini barikatlarda katletti. MONTMARTRE düştü. Yargılanan, idam edilenlerle sayı altmış bine ulaştı. On bin civarında sosyalist sürgüne gönderildi.
Burjuvazinin “komün”e duyduğu kin ve hınç bitmek bilmedi. Birkaç yıl sonra 1874’te, bu “kanlı tepe”ye “zaferin anısını ölümsüzleştirmek” adına beyaz bir ibadethane’yi,  “sacre coeur”u  diktiler. Düz ovadaki Paris’in 130 metrelik tek tepesinde “proleteryayı  ezdik” diye haykıran bu beyaz kilise, ibadet için yapılmadı. Çünkü bu tepenin ahalisi yoktu.
Yapımı 40 yıl süren bu kilise için burjuvazinin gönüllü bağışlarının ardı arkası kesilmedi. Bir Fransız dostumun ifadesi ile söyleyelim. Bu bağışların toplamı ile  üç adet NOTRE DAME yapılabilirmiş.


PAUL ABADIE isimli mimarının bu devasa kiliseyi tasarlarken “zafer”i  tema olarak işlediğini görmek isteyenler, minberin arkasındaki çok cesametli ve heybetli İSA heykeline dikkatle bakmalıdırlar.  İSA’nın beyaz yüzündeki kibirli sırıtışı fark etmek zor değildir. İsa’nın çehresine sinen “hin oğlu hin bakışı” unutamazsınız. (Heykeli yapan sanatçının kim olduğunu öğrenemedim.)  Ne zaman Paris’e yolum düşse bu sevimsiz yapıyı ve heykeli görmeden edemiyorum.
Bunları  Çamlıca Tepesi’ne dikilecek cami için sebep arayanlara  faydası olur diye anlattım. Çünkü bu tepe de İstanbul’un  en yüksek tepesi ve tepenin ibadet edecek ahalisi yok. Cami yapımına muhalefet edenler hazırlanan mimari projelere  takılıp kalmışlar. Boşuna nefes tüketiyorlar. Adamların derdi ibadet değil, “zafer”i taçlandırmak. Bundan ala tepe de yok. Bu camii mutlaka yapılacak. Benim merak ettiğim camii, hangi “zafer’in anısına dikilecek?  (Ben biliyorum da söylemem. Onlar söylesin. Merak etmeyin zamanı geldiğinde zaten söyleyecekler.)
Cami de heykel de olmaz.  Ama isterlerse bahçesine, yüzünde muzip bir gülümseme olan Tayyip Bey heykeli koyabilirler.
SABAHATTİN ÇETİN (Yazar-yapımcı) s.cetin@belgefilm.com