Kürt sorunu arabuluculukla çözülecek bir sorun değildir

|

Kürt sorunu arabuluculukla çözülecek bir sorun değildir A Kürt sorunu arabuluculukla çözülecek bir sorun değildir

Bu topraklarda Kürt sorunu ortaya çıktığından beri sorunun çözümüne ilişkin çok farklı tartışmalar ve çözüm önerileri geliştirilmiş ve bunların bir kısmı hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Ancak sorunu bütün kapsamı ile anlayan, algılayan ve o doğrultuda çözüm geliştiren bir zihniyet hiçbir zaman hakim olamamıştır. Kürt sorununun çözümünde sıklıkla dile getirilen, tartışılan ve önerilen çözüm yöntemi; arabuluculuk olarak tanımlanan bir aktör veya aktörlerin devreye girerek sorunu çözme girişimidir. Ancak arabuluculukta sorunun esas tarafları değil, üçüncü kişiler; ya da aktörler taraflar arasında bir müzakere süreci yürütür. İlk olarak yöntemin kendisi aslında sorunun çözümünden ne anlaşıldığının ortaya konulması bakımından büyük önem taşımaktadır. Kürt sorunu bir ara bulma sorunu değildir. Bu sorun insani, sosyal, siyasal, kültürel, etnik, mezhepsel, sınıfsal boyutları ve içerimleri olan bir sorundur. Zira, sorun kapsamında ortaya çıkan şiddet bir sonuçtur, sorunun kendisi değildir. Dolayısıyla bu noktada bile arabuluculuk yöntemi dönemsel bir soluklanıştan öte kapsamlı bir model ortaya koyamayacaktır. Tarihsel açıdan bakıldığında bu meselenin bu yöntemle çözülemeyeceği görülecektir.


Türkiye’de hâkim devlet aklı ve geleneği Kürt toplumuyla direkt olarak temas kurmak yerine onları kendi toplumsal ve siyasal formasyonları içinde kurdukları yapıların aktörleri ile ilişki kurmayı tercih etmiştir, etmektedir. Bunun için devlet kendine yakın gördüğü Kürt emirini, beyini, aşiret liderlerini, dini önderleri kendi safına çekmiş; ancak bir türlü isyanların, şiddetin, çözümsüzlüğün önüne geçememiştir.


Türkiye’de devlet sıradan Kürde ulaşmadıkça, onu dinlemedikçe ve onu dikkate almadıkça bu sorun istenilen ve beklenilen düzeyde bir çözüm imkânı bulamayacaktır. AKP’nin ‘PKK ile mi yoksa BDP ile mi görüşsem’ kararsızlığı, tutarsızlığı ve gelgitleri bu sorunu daha da büyütmektedir. Denilebilir ki her sorunun aktörleri vardır ve muhatap alınması gereken o aktörlerdir. Ama eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürtleri hâlâ kendi vatandaşı olarak görüyor ve kabul ediyorsa bu aktörlerden önce kendisi sıradan Kürde ulaşmalı ve onun ne beklediğini anlamaya çabalamalıdır.
Yıllardır ve hâlâ, yüzyılı aşkın bir süredir, Kürt meselesiyle uğraşan bu devlet bir kez de ‘acaba sıradan Kürt bireyi ne ister’ diye merak edip sormamış. Onun yerine kendi aklıyla ve kendi bürokrat ve de yöneticileriyle raporlar hazırlamış, çaresiz kaldığında ise ya şiddete başvurmuş ya da yerel Kürt aktörlerinden yararlanmaya çalışmış. Elbette ki bazı çevrelerin hazırladığı raporlar vardır ve fakat bunlar metodolojik; ya da ideolojik açıdan hep sınırlı olmuş üretimler olarak kalmış, sorunun çözümünde bir fayda ortaya koymamıştır. Eğer bu devlet Kürt sorununun çözümü için terörle mücadele şubesi; ya da herhangi bir güvenlik birimi kuracağına Kürt sorununu bütün boyutlarıyla araştıran, inceleyen, sorgulayan ve devlet aklından bağımsız cesur öneriler geliştirecek bir enstitü ya da araştırma merkezi kursaydı, bugün çözüme çok daha yakın olurduk ve arabuluculara ihtiyacımız olmazdı. Bu devlet artık aradan herkesi çıkarıp, oturup kendi sıradan Kürt vatandaşıyla konuşma erdemini, cesaretini göstermelidir. Ancak böyle yeni bir iklim yaratılabilir ve ancak böyle daha fazla acı çekmeden sorun çözülür.   
ALİ HAYDAR FIRAT @alihaydarfirat/twitter.com