Sömürünün sıradanlığı

|

Sömürünün sıradanlığı A Sömürünün sıradanlığı

“Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, hiçbir şey yapmadan durup izleyenler yüzünden tehlikeli bir yerdir.” ALBERT EINSTEIN
          
Sömürü en basit tanımıyla: başkasının sırtından geçinip, rahat bir yaşama kavuşma. Rahat yaşam içinde para, mülk ve başarı fetişizmi şart! Tabii buna “fetişizm” diyemeyen insanoğlu bu durumu, olumlu nitelemelere bağlı olarak dogmatik bir şekilde rasyonelleştirdi. Rasyonelleşen “sömürü” ve “fetişizm” vicdanlarımızı rahatsız etmemesi gerekçesiyle yeni adlar, yeni biçimler alarak sırandan,rutin bir hale dönüştürüldü.


Hannah Arendt “Kötülüğün Sıradanlığı” kitabında; bireyin neyi, niçin yaptığından habersiz,görev bildiği ve bir emir-komuta zinciri içerisinde hareket ederek bu hareketine de –hareketi ne olursa olsun– ödev ve meşruiyetlik atfetmesini anlatır. ”Hareket ne olursa olsun” dedim. Çünkü bilinçsiz,sorgulamadan ve vicdan süzgecinden geçirmeden kabul ettiğimiz her ön-kabulü ve her ön-kararı, kötü olup olmadığının farkında bile olmadan  uygulayışımızın ve içselleştirmemizin totaliter anlayışın hem ürünü hem de onun güçlendirilmesinde bir adım olduğunu vurgular. Yazarın diğer bir eseri olan “Totalitarizmin Kaynakları” eserinde de; kayıtsız ve sadece kendi günlük dertleriyle “ilgilenen” toplumlarda da “totalitarizmin” doğup gelişebileceğinin de altını çizer. Bunlardan söz etmemin sebebi; Hannah Arendt’den ödünç aldığım kavramlar ile “sömürü” dünyasının ne olduğunu anlamamız açısından etkili olabilme beklentimdir.


“Sömürü totalitarizmi” adını vereceğim bu mikro ve makro düzeyde kendini gösteren olgu, hayatın tüm alanlarına yayılmış ve ağını kurmuş durumda. Sürekli olarak da akılcılaştırma pompasıyla beslenmiş ve hukuki-kurumların bile biçim almasında rol oynamıştır. İş kanunları, iş yasaları, iş ahlakı vb birçok kurumların  oluşumu da sömürü ve emek dengesini kurmak üzerinedir.


GÜNDELİK HAYATLARDA DURUM
Haydi geçiyorum hukuki-kurumları... Sosyal, kültürel ve siyasi gündelik hayatlarımızı nasıl etkiliyor bu durum, ona bakalım:
1- Gelir dağılımı adaletinin ortadan kalkacak duruma gelmesi
2- Artı-değer yaratımının çalışma saatlerinin arttırılması ve emeğin hakkının verilmemesi vesilesiyle, kendisini yeniden ve düzenli olarak üretmesi
3- Kriz ortamı olsun veya olmasın işsizliğin, işverenler açısından maliyet unsuru görülüp bunun üzerinden değerlendirilerek fırsata dönüştürülüp “kar” haline dönüştürülmesi
4- Yoksulluğun ve özellikle de “kent yoksulluğunun” giderek yaygın bir yaşam biçimi halini alması
5- İnsanın sorgulamadan ve diğer insanların mutluluğunu düşünmeden, kendi elleriyle yarattığı  kurumların gün gelip de kendisini bile vurabilecek duruma gelmesi
6- İnsanların “çıkar-için-birer-varlık” haline gelerek, kendisine ödev biçtiği    sömürerek  zengin olmayı ve doğaya zarar  vermeyi “görev” diye algılayabilmsi.
Tüm bu saydıklarım ve daha nice sayamadıklarım “sömürünün sıradanlaşması” ve   “biz” insanlar için içselleştirilip  alışkanlık halini almasında bildiğimiz örneklerdir.Düşünün ki dünya ne duruma geldi.Edward Bellamy’nin sömürüyü “insanın geçim yükünü başkalarının omuzlarına yükleme sanatı” diye tanımlamasının olağan ve normal bir yaşam biçimi oluşu Weber’in  belirttiği gibi bir de “dini bir öge”ile taçlandırılması bizlere, çalışan sınıflara ve emekçilere bugünleri yaşattı. Mağdurluk ve mazlumluklar üretti. Sömürünün sonucu çıkar,kar ve artığın peşinde koşularak insanın kendisine, doğasına yabancılaşması ve ilgisini yitirmesi de cabası! Yapılacak şey aslında basit ve bir o kadar da sancılı: “sömürünün” normal olmaktan çıkarak anormal bir duruma getirilişi. Ancak bu yolla “refah”dan ve “özgür” bir yaşamdan söz edilir. Ne demiş B.Disraeli: “Cehalet asla soru sormamaktır”. Cehalet kötülüğün kaynağı ise tüm bumların sonucu maksimum kötülük ise “sömürünün” ta kendisidir. Çünkü sorgulamadan rutinleşir.
BURAK AVŞAR burakavsar86@hotmail.com