Tanımlanamayan bir sol yaklaşıyor

|

Tanımlanamayan bir sol yaklaşıyor A Tanımlanamayan bir sol yaklaşıyor

Büyük plazalar, prestij konutları, dev reklam tabelaları, yükselen bireysel fayda ve kartvizitler. Bireyi toplumun içinde eriten, toplumsal muhalefet kanalları tıkayan; köşe başlarını tutan yeni burjuvazinin- yeni sağın toplumu terörizm etme yöntemleri.  Şimdiki kapitalizm kredi kartı borçları, patlayan çekler ve ödenemeyen kredi dilimlerine karşılık vicdanlarımızı ele geçirerek kendini temize çekiyor. Sorgulatmayan, muhalefet hattına karşı çıkan; hayat koşullarının iyileştirilmesine karşı çıkanların yanında duran birkaç toplum haline hızla dönüşüyoruz. Reklamlarda insan kalitesini ayaklar altına seriyor, yarışma programlarında onurumuzla oynuyorlar. Bankacı olmak için ‘kapıda yatanlara’ 6 ay deneme süresi veriyor; halihazırda çalışanlara ağır mesai koşulları uyguluyor; buna karşı çıkanlar olursa diye bankacılık kanununda ‘iyileştirmeye’ gidiyorlar. Türkiye cümlenin hayat bulduğu yeni bir vaha halini alıyor: ‘Bir şeyler satın almanın hepimizin toplumsal görevi olduğuna, dünyayı yağmalamanın ekonomi için iyi olduğuna bizleri ikna etmek için hiçbir fırsat kaçırılmıyor’.


Kapitalizm bir yandan bunları yaparken, şüphesiz, mezar kazıcılarını da yaratıyor. Lokal incelemekte fayda var ve pozitivist de görünmeyebilir ancak sosyolojinin post-modern döneminde toplumsal kırılmalar insanın evriminin kapitalizm ile birlikte ne derece hızlandığını ve ne derece kapitalizme karşı yeni bir tür ‘insancıl refleksin’ geliştiğini ortaya koyuyor. Kapitalizmin en ileri aşamasını yaşayan batı Avrupa’da son dönemde yaşananlar bahsi geçen toplumsal kırılmaların aslında saklanmak istenen krizi dımdızlak ortaya serdiğinin kanıtı niteliğinde. Bu öyle bir kriz ki Avrupalı, yada Avrupa aidiyetinin de bir önemi yok; sermayenin küreselleşmesine ve geleceklerini ele geçirmesine karşı meydanlarda buluşan gençlerden saklayamadıkları, gizleyemedikleri; köşe bucak kaçırıp yakayı ele verdikleri bir durum.


WE ARE THE %99
Öyle ki gücünü ideolojilerin dayandığı gündelik pratiklerinden alan, sorgulayan ama infaz etmeyen, sosyolojik düşünerek geriye kalanları anlayan, geriye kalanları anlarken ‘biz’ olmayı %99’a dayamak için en geniş birlikteliği kurabilen (pankartı hatırlayın: We are the %99), ideolojiler çağının sonu geldiğini iddia ettiklerinde yeni bir ideolojiler çağını başlatan; lokal düzeyli, isimlerini bilmediğimiz dev bir kitleden söz ediyorum.


Kapitalizmin operasyonlarını yürüttüğü yerde, Wall Street’te, ‘boğanın’ yanında eylem yapanlar; Karl Marx’ın eserlerini almak için kitapevlerine yığılanlar gezegenin yeni sahipleri ama sadece onlar da değil. Britanya İşçi Partisi 4. yolun ve iktisadi liberalizmin dibine vururken Londra’da antikapitalist gösteriler düzenleyenler, Almanya’da yüzlerce enstitüyü işgal edip 3. yolcu SPD’yi yerle bir edenler, eşitsizliklere karşı başkaldırıp Fransız banliyölerini ateşe verenler, İtalya’nın kent merkezlerinde sağcılara savaş açanlar, Yunanistan’ı 2 yıldır cehenneme çevirenler de bu dünyanın yeni sahipleri.
Nüve’de bir yazar onları şöyle anlatıyor: “Şimdilerde artık karar vermenin, adım atmanın eşiğinde değil; hareket noktalarının, eylemlerin göbeğindeyiz. Var oldum olalı dünyanın sesinin bu şekilde eş zamanlı çıktığına tanık olmadım. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı gruplar halinde düşünceleri ile birbirlerine kenetlenmiş bu dünya insanlarının özü tek kaynağa dayanıyor: İnsan onuruna yaraşır bir hayat sürmek’. Eşitlik ve özgürlük için ‘dayanışma’, bu üçlü arasında hiç bu kadar ileriye taşınmamıştı.


Sokakları ateşe verenlerin, yeni bir ‘biz’in Türkiye’de arkadaşları var. Hopa’da Metin Hoca için direnenler, KESK eyleminde barikat kuranlar, Yorum dinlemekten vazgeçmeyenler, RedHack yargılanırken mahkeme salonunda onlara destek olanlar. Sadece onlar da değil, operasyon bölümünde mesai bitimine kadar emeğini sömürenlere karşı bilenerek çalışan bir bankacı, Starbucks’ın önünden geçerken kaos gününü planlayan öğrenci, kredi kartı borcunu ödemek için para kazanmaya çalışan öfkeli esnaf, “berbat koşullar içinde ‘öğrettiği’ bilgide ve tarihte bulabildiği tek tük birkaç silahı, elini kolunu bağlayan ideolojiye, düzene ve düzenin pratiklerine doğru çevirmeyi deneyen” bir öğretmen; gezegenin sahibi, bu dünya insanlarının yeni arkadaşları.


Bütün olumsuzluklara, sistemin bütün kuşatmalarına, gazetelerinin tirajlarına rağmen mücadeleye durmaksızın devam ediyorlar. Birileri yan yana gelmemek, küsüp gitmek için bir ‘gazete reklamını’ bahane ededursun; sokakta, internet başında, kampüste ve insanın özgürleşmesi için ortada hangi mecra varsa orada ve ısrarla yan yana geliyorlar.
Son kertede çokça anlatılan ama tanımlamayan; ideolojinin kalıplarını gündelik pratiklere uyarlayan, paranın gücüne, piyasanın tahakkümüne, kartvizitlerin efendiliğine tapınmayan; birleşip barışan, küsüp ayrılmayan, yan yana gelip dağılmayan bir sol yaklaşıyor. İsimleri yok, tanımları yok, insanları örgütlemek istedikleri, birbirinden ‘adam’ çaldıkları, bir partileri de yok. Star barındırmıyor, kimsenin sivrilmesine izin vermiyorlar. Gezegenin yeni sahipleri, bu dünya insanları kendileri gibi düşünen herkesi kabul ediyor, öğreniyor, öğretiyorlar.


Yunanistan’da sosyal demokrat PASOK giderken radikal sol SYRIZA geliyor. Bir seçim zamanı bir sol örgüte güveniliyor, kitleler ona oy veriyor. Ancak olaylar dinmiyor, sokaklar yanmaya devam ediyor,  kapitalizm yanmaya devam ediyor. Çünkü SYRIZA önemli ama bu dünya insanları mücadelenin ondan daha önemli olduğunu biliyorlar.
EREN AKSOYOĞLU twitter.com/erenaksoyoglu