T.C.: Terfi Cumhuriyeti

|

T.C.: Terfi Cumhuriyeti A T.C.: Terfi Cumhuriyeti

Satrançta sayıca en fazla ama aynı zamanda en zayıf taş olan piyon, diğerlerinden farklı iki özelliğe sahiptir: Bir kere ileri hareket ettiği takdirde tekrar geri dönememesi ve bütün tahtayı geçerek son sıraya ulaşması durumunda terfi ederek oyuncunun seçeneği doğrultusunda vezir gibi önemli bir taş haline gelme şansının olması. Zayıflığı ve hareket kısıtlılığı yüzünden hem kolaylıkla vazgeçilebilir hem de yeri geldiğinde kilit bir önemi barındırması açısından taşları hareket ettiren oyuncu için garip bir denklemdir piyon. Devlet bir satranç tahtası olsaydı, oyuncu iktidar, piyon da bürokrat olurdu diyerek başlayalım piyonların terfisine.


Mehmet Ağar tarafından Adli Tıp Şube Müdürlüğü’ne terfi ettirilen Nur Birgen, 1995 yılında Yeni Demokrasi Hareketi’nin İstanbul İl Binası’nda gerçekleştirilen işgal eylemi nedeniyle gözaltına alınan 7 kişinin işkenceye maruz kaldıkları iki ayrı adli raporda tespit edildiği halde haklarında sağlam raporu düzenler.  1997’de müşterek kararname ile Adli Tıp Kurulu 3. İhtisas Kurulu Başkanlığı’na terfi ettirilir. 1998’in başlarında hakkındaki iddialar nedeniyle açılan soruşturma tamamlanır ve İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu’nca en ağır ceza olan “6 ay meslekten men cezası” verilir ve bu karar Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından onanır. Ancak itiraz üzerine bu karar, Ankara 5. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilir, temyiz başvurusu üzerine iptal kararını onayan Danıştay 8. Dairesi karar düzeltme istemini de reddederek verilen cezayı Danıştay’ın kesinleşmiş kararıyla ortadan kaldırır.


Türkiye’de F tipi cezaevlerine karşı 2000’de başlatılan ölüm oruçları yıllarca sürdü ve cezaevlerinde ardı ardına ölümler gerçekleşince eylemciler, Adli Tıp Kurumu’na sevk edilirler. Burada yapılan muayenelerde birçok eylemciye kalıcı ve düzelemeyecek hasarlar bırakan “Wernicke-Korsakoff Sendromu” tanısı konulur. Yaklaşık iki buçuk sene süren tahliye ve af sürecinin ardından 2003 yaz aylarından itibaren bu tanının koyulduğu hastalara bu kez de cezaevlerinde kalabileceğine karar vermeye ve tahliye edilenler tekrar tutuklanarak cezaevlerine koyulmaya başlanır. 2004’te İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu, Wernicke-Korsakoff hastası hükümlülere çelişkili raporlar vererek cezaevi yolunu açan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi Başkanı Nur Birgen ve kurumda görevli beş doktoru cezalandırır.


Ölüm orucuna yatanlarda oluşan kalıcı hasarların tıbbi gerçek olmasına rağmen tartışıldığı günlerde ise bir başka karara imza atar Nur Birgen. Yine 2003 yılının yaz aylarında Ergenekon soruşturmasından tutuklanan Susurluk hükümlüsü, Özel Harekâtçı İbrahim Şahin’in “yakın ve uzak hafıza” kaybına uğradığını belirler Adli Tıp. Travmaya bağlı bunama-hafıza kaybı teşhisi ise “kalıcı ve düzelmeyecek” olarak nitelenir ve “sürekli sağlık sorunları bulunduğuna dair rapor” üzerine cumhurbaşkanı tarafından affedilerek serbest kalması sağlanır.


2006 yılına geldiğimizde Avrupa Birliği ve AKP Hükümeti arasında “İstanbul Protokolü Hakkında Eğitim Programı: Adli Tıp Uzmanı Olmayan Hekimlerin, Hâkimlerin ve Savcıların Bilgi Seviyelerinin Artırılması Projesi” başlatılır. İşkence ve kötü muamelenin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla, adli tıp uzmanı olmayan doktorların ve adalet sistemi içerisinde işkence davalarıyla ilgilenen hâkim ve savcıların İstanbul Protokolü’nün içeriği hakkında bilgilendirilmesini ve dolayısıyla tıbbi raporların kalitesinin ve bunların mahkemede kullanılma oranının artırılmasını amaçlayan projenin başına, ironinin örneği olarak olsa gerek, Nur Birgen atanır. Tepkiler üzerine atama iptal edilse de Nur Birgen’in 2007’de üçlü kararname ile Adli Tıp Kurumu Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulu Başkanlığı’na yeniden atanmasına engel olunamaz.


2009’un yaz aylarında ise Güler Zere raporuyla tekrar gündemdedir Nur Birgen. Kanser tedavisinde gecikme yaşanması nedeniyle kanser Zere’nin vücudunda yayılır ve Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı, hastanenin mahkûm koğuşunda tedavi görmesi halinde yaşam riski olduğunu raporlar. Ancak bu raporla yetinmeyen cezaevi savcıları Zere’yi 14 saatlik bir yolculuk ile Elbistan’dan İstanbul’a gönderir. Nur Birgen, devrededir ve beklendiği üzere Çukurova Adli Tıp’ın aksine “Hastanede kalabilir” raporu verir. Tepkiler üzerine 2009 sonralarına doğru Zere’nin kanseri “sürekli hastalık” sayılır ve cumhurbaşkanı tarafından affedilmesinin ardından yaklaşık altı ay sonra 2010 ilkbaharında yaşamını yitirir.


Yazının başında piyonlar çoktur demiştik, yukarıdaki ise sadece bir tanesidir. Son yıllarda aklımızda yer eden diğerlerini hatırlayalım: Mardin Kızıltepe'de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın öldürülmesi olayında açığa alınan Kemal Dönmez 1. Sınıf Emniyet Müdürlüğü’ne; Hrant Dink’i öldürülmesinden altı ay önce mahkûm eden Hasan Erbil; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Kars’taki İnsanlık Anıtı’nın yıkılması kararının yürütmeyi durdurma kararını kaldıran Kemal Kuku; Konya İdare Mahkemesi Başkanlığı’na; Erdoğan hakkında haksız servet suçlamasıyla açılan davada beraat kararı veren Ankara Hâkimi İbrahim Kozan, Ankara 9. Ağır Ceza Üyeliği’ne; Sivas Katliamı’nın bir numaralı sanığı Cafer Erçakmak'ın gizlice gömülmesiyle ilgili suçlanan Sivas Mezarlıklar Müdürü Cemal Karaca, Belediye Başkanı Başdanışmanlığı’na terfi ettirildi. Ve maalesef bu örnekler sadece ve sadece birkaçı. Pozantı Cezaevi’ndeki taciz ve tecavüzlerden ya da Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olduğu iddia edilenlerin ardı arkasına terfi etmesi hala hafızalarımızda.


Hâsılı, son sıraya ulaşıp terfi almaya çalışan piyonlar ile onların hırs ve düşmanlıklarını yöneten oyuncular oldukça T.C. kısaltması için en uygun tarif “Terfi Cumhuriyeti” olmaya devam edecek bu satranç tahtasında.
ONAT ÇETİN twitter.com/onatcetin