Söz konusu ABD olunca gerisi teferruat

|

 Söz konusu ABD olunca gerisi teferruat A  Söz konusu ABD olunca gerisi teferruat

Bir deyiş vardı; “Söz konusu vatan olunca gerisi teferruattır.” Yani vatanın çıkarları gereği her şey yapılabilirdi, “her şey vatan için değil miydi?” Yıllardır bu topraklarda bu prensip en katı şekliyle, tüm acımasızlığıyla uygulana geldi…
Ama, hangi vatan için? sorusu da hep akılları kurcalaya geldi..
Geçtiğimiz günlerde bir intihar eylemcisi ABD elçiliğinin önünde üzerindeki bombaları patlattı, kendi yaşamıyla birlikte bir güvenlik görevlisinin yaşamını da sonlandırdı. Ardından soruşturmalar başlatıldı, intihar eylemcisinin trajik yaşam öyküsü yazılı basında sayfalara manşetten girdi. “F-Tipi cezaevlerinde ölüm oruçlarında ağır hastalanmış ve serbest bırakılmıştı, serbest bırakılmasa bu eylem olmazdı…”


Ancak, olayın F Tipi cezaevi tarafı pek konu edilmedi. F Tipi cezaevinde neler yaşadığı ve hangi nedenlerle yaşamına son vermek üzere ölüm orucuna girdiği üzerinde durulmaya değer bulunmadı…
Olayı takiben FBI ajanları devlet izniyle olayın soruşturmasına başladılar, kaşla göz arasında vatan topraklarında delil toplama, soruşturma, ifade alma yetkisiyle donandılar. Göz altına alma yetkileri de var mı, Guantanamo cezaevinde ağırlama yetkileri de var mı, bilinmez?
Söz konusu ABD olunca, ABD’nin çıkarları olunca gerisi teferruat, “küçük Amerika gereğini” yapar, 1950’lerde “küçük Amerika” olmaya karar verdiği günden beri…


YANMIŞ, YOK EDİLMİŞ...

Peki neler olmuş o günden beri? Dokunan yanmış, yanmakla da kalmamış, yok edilmiş, ABD’nin çıkarları gereği…
Yıl 1969, ABD’nin büyükelçisi Robert Kommer ODTÜ’ye gelmiş, şahsiyetlerinin Vietnam da “kitle pasifikasyon uzmanı” yani işkenceci olduğunu bilen öğrenciler protesto etmişler, Vietnam da yangın bombalarıyla yakılan evlere, insanlara karşılık Kommer’in arabasını yakmışlar…


Eyleme 14 ODTÜ’lü genç katılmış, “Söz konusu ABD olunca canların teferruat”  olduğuna inanmış Amerikasever görevliler;
»Taylan Özgür’ü olaydan kısa bir süre sonra sokak ortasında kurşunlamışlar, faili de meçhul olmuş, hâlâ da meçhul…
»Sinan Cemgil Nurhaklarda kurşuna dizilmiş…
»Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan darağaçlarında  katledilmişler…
»Ulaş Bardakçı bir evde kıstırılarak kurşuna dizilmiş…
Yok edilemeyen diğer canlar ise ağır işkenceler görmüşler, yıllarca cezaevlerinde tutsak edilmişler…
Robert Kommer’in arabası gençlerin canlarından çok değerliymiş, gençlerin yaşamları 25’i bulmadan sona erdirilmiş, son soluklardan “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi” çığlıkları yükselmiş…
1980’lerde iki genç ABD elçiliğini basmışlar…
»Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan idam cezasına çarptırılmışlar, hükümleri kesinleşmeden de 12 Eylül darbecilerinin darağaçlarında katledilmişler…


Yine “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi” çığlıkları yükselmiş son soluklardan, yaşları 25’leri bulmayan canlardan…
ABD’ye dokunan yanmış, yanmakla da kalmamış, canından olmuş, iki kuşak yok edilmiş “söz konusu vatan gerisi teferruat olunca…”


Başbakan kızıyor uzun tutukluluk sürelerinden yakınan ABD büyükelçisi Francis Ricciardone’ye, kızmakla kalmıyor, bağırıyor; “karışma iç işlerimize!” Sanırım, “bu kadar da açıktan karışma” demek istiyor…
FATİH AYDIN faydinus@yahoo.com