Kendi vatanında mülteci olmak

|

 Kendi vatanında mülteci olmak A  Kendi vatanında mülteci olmak

Bu yazıya nasıl başlamak lazım ya da bu durum nasıl anlatılır çok bilemiyorum. Çünkü anlatmaya çalıştığım bir fikirden öte bir duyguya karşılık geliyor. Bir memlekette doğuyorsunuz, memleketin dilinden farklı bir dil daha biliyorsunuz ve bu sizin ana diliniz. Bir kimliğiniz var ama memleketin kimliğinden farklı bir kimlik. Daha doğrusu doğduğunuz vatanda devletiniz kendine bir kimliği resmi olarak giydirmiş, bir dini resmi olarak benimsemiş, bir dili diğer diller yokmuşçasına resmileştirmiş. Bütün bunlardan faklı özelliklere sahip bir durumda dünyaya geliyorsunuz. Doğdunuz, toprağım dediğiniz, vatanım dediğiniz bir ülkede mülteci olarak doğuyorsunuz.


Mülteci olmak zor iştir hem de kendi memleketinizde. Gidecek başka bir yeriniz yoktur. Sevdiklerinizle yaşamak istediğiniz yer burasıdır. Bu durumda iki tane seçeneğiniz vardır. Ya kendinizi devlete göre kimliğinizi reddedecek şekilde yeniden kodlamaya çalışıyorsunuz ki, bunu yapan insan sayısı bu topraklarda hiçte az değil. Ya da devleti olmasını istediğiniz, yani her kimliğe eşit mesafede duran her vatandaşına aynı gözle bakan bir zemine çekmek için mücadele ediyorsunuz. Bu konuda en ciddi mücadeleyi Kürtlerin verdiğini söylemek mümkün sanırım.


Sonuçta ben kimliğimi benimsediğim için ikincisini yapanların duygusunu paylaşacağım sanırım. Bu durumda şöyle oluyor. Kimliğinizi her yerde ifade etme ve ne olduğunuzu söyleme ihtiyacı duyuyorsunuz. Sanki bunu söylemeseniz kimliğiniz yok olup gidecekmiş sanıyorsunuz. Bu durum elbette hayatınızı da zorlaştırıyor. İnsanlar bunu yaptığınız için sizi ayrımcılık yapmakla suçluyorlar. Çünkü onlar sizdeki yok olma korkusunu anlayamıyorlar. Tahammül etmek zorunda kalacağınız bir sürü davranışla karşı karşıya kalıyorsunuz. Örneğin umuma açık bir yerde kendi dilinizde söylenen bir ağıtı paylaşıp güzelliğini, duygusunu paylaşmak istiyorsunuz. O topluluğun içinden birileri çıkıp size burası Türkiye Türkçe türkü dinlemek istiyoruz dediğinde bunun sizde yaratacağı üzüntüyü önemsemiyor. Aslında neye üzüleceğinizi şaşırıyorsunuz. Bunu bu kadar umarsızca söylemesine mi? Yoksa bunu söyleyenin bir öğretmen olup yüzlerce öğrenciyi okuttuğuna mı? Yani doğduğunuz memleket bu memleket ondan eminsiniz. Sizin de dedeleriniz onun gibi bu memlekette doğmuş. Ama o bu memleketin sahibi ve siz misafirsiniz. Neden sizden birileri bu memlekette söz sahibi olamıyor. Zamanla anlamaya başlıyorsunuz siz, babanız, dedeniz mültecisiniz.


BAŞARISIZ BİR DEVLET PROJESİ

Bunu öğrendikten sonra sizden öncekilere üzülmeye başlıyorsunuz. Sonra sıra kendinize geliyor. Ama kendinize sıra geldiğinde üzülmüyorsunuz. İçinizi başka bir duygu kaplıyor. Neden diye soruyorsunuz. Devleti kim kimlikli kıldı. Kim böyle bir yalana inandı. Neden bu yalan bu gün var. Bu durum üstüne düşünmeye başlayınca bugünde bunu tercihen kabul edenlerin olduğunu anlıyorsunuz. Bu sizde bir öfke yaratıyor. Bir sürü insanın mutsuzluğu üzerine kurulmuş bir düzene destek verenlerin bunu bilerek ve isteyerek yaptığını anlıyorsunuz. Onlara gerçeği anlatmaktan vazgeçiyorsunuz. Bu durumda doğru olanın onlara başka bir şey anlatmak olduğunu anlıyorsunuz.


Bir yerin size ait olduğunu nasıl hissedersiniz? Size ait bir şeyler bulabilirseniz. Bir ev düşünün hiçbir köşesinde sizi anlatan, size siz olduğunuzu hissettiren bir şey bulamadığınız bir ev. Bu ev benim diyebilir misiniz? Velev ki içinde yaşıyor olun. Diyemezsiniz. Çünkü dokunduğunuz, gördüğünüz, kokladığınız hiçbir şeyde sizden bir iz yoktur. Mülteci olmak böyle bir şeydir. Yaşarsınız ama yaşadığınız yerde, dininiz yabancıdır, diliniz yabancıdır, kimliğiniz yabancıdır, duymaktan hoşlandığınız sesler yabancıdır. Bu durumu sizden hazmetmenizi beklerler ve bunu yaparken çok haklı olduklarını düşünürler. Oysaki yaşanacak herkes için bir ömürden ibarettir. Ama bunun farkına varmazlar. Bir devlettir diye tuttururlar. İnsanların bu kadar mutsuz oldukları bir durumda devlet olsa ne olur olmasa ne olur? Şunu kabul etmek lazım, Türkiye Cumhuriyeti devleti, devlet olarak başarısız bir projedir. Bunu bir kesimi suçlamak için söylemiyorum. Bunda herkesin payı olduğunu düşünüyor. Bu devlet kimlik özgürlüğü açısından bir sürü insanı mülteci kıldı, bunda birilerinin payı var. Bu devlet inanç özgürlüğü açısından birilerini aforoz etti bunda başka birilerinin payı var. Bu devlet cinsiyet açısından kadınları ikinci sınıf olarak kabul etti. Bunda çoğumuzun payı var.
EDVAR AKSAKAL edvaraksakal@gmail.com