Delice (!?) bir yazı: Okumayabilirsiniz

|

Delice (!?) bir yazı: Okumayabilirsiniz A Delice (!?) bir yazı: Okumayabilirsiniz

Legal TC devleti ile “illegal PKK” arasında bir gizli uzlaşmanın olduğu ve bu uzlaşmada da en fazla taviz verenin PKK olduğunu düşünüyorum. Tabii tüm bu söylediklerimi yapanın da PKK adına Abdullah Öcalan olduğudur. Uzlaşma ile “Kürt ve Kürdistan” sorunu “Kürt” sorununa indirgenmiş ve esas alınanın da “Kürtleri ve Türkleri yönetme” olduğu gerçeğidir. AKP ve Öcalan sonsuza dek demokrasi görünümü içinde Kürtleri ve Türkleri yönetmek istemektedir. Yani yukarıda iktidar (yöneten), aşağıda da yurttaş (yönetilen) olacaktır. Daha açık söylersek, yukarılarda “Kurnaz Adam” olacak, aşağılarda da “Modern Köle/Parya” olacak. Tabii tüm bunlar insan hakları, demokrasi, hak, hukuk vesaire kutsal değerler adına hikâye edilecek. Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor: MİT’in inisiyatifinde hazırlanmış bir yol haritasının Kürtlere ve Türklere deklere edilmesi söz konusudur.

Bugüne süregelen savaş gariban Türk ve Kürt gençlerinin Kurnaz Adam’ı yüceltme, nemalandırma ve iktidar yapma amacında heba edilmesiyle sürdürüldü. Oligarşik Cumhuriyette Türk burjuvazisi, asker, din adamı ve Kürt feodal beyleri ve kapitalistleşmiş Kürt feodalleri bir koalisyon oluşturdu. Bu koalisyonda Türkçülük (ırkçılık), İslam (Sünnilik) ve Türkçe (tek dil) söz konusu (kabul edilen sınırlar içerisindeki ilkel demokraside) rejimde temel taşları oldu. Bu yöntemle Kürtler asimile edildi Türkleştirildi, Aleviler Sünnileştirilme yolunda karışık bir inanç sisteminin içine çekilmek istendi. Kürt ve Kürdistan meselesi feodal Kürt ağalarının (şeyh, seyyid, bey, mir) istekli (gönüllü) bir Türkleşme önderliği altında belli yerlerdeki (kırsaldaki Kürt köylülüğü) Kürtlerin dışında özellikle kentlerde Türkleşme meselesi altında başarıyla gerçekleşti. Bugün mesela BDP milletvekillerinin çoğu (buna Selahattin Demirtaş da dahildir!) Kürtçe bilmemektedir. Tuhaftır ki Kürt meselesinin legal mücadelesi Türkleşmiş ya da asimile edilmiş Kürtlerin önderliği(!?) altında sürdürülmek istenmiştir. Bunun önemli bir strateji olduğunu düşünüyorum. İncelenmeye değer bir devlet sırrı niteliği olduğu kanaati bende hâsıl olmaktadır.

Kapitalist Modernite çağında yaşamaktayız ve iktidar olma ile devlet olma aynı anlama gelebilmektedir. Oligarşik cumhuriyetin yönetim tepesindeki “Yönetici (Siyasetçi)-Komutan (Asker)-Din Adamı/Rahip (İmam)” üçlüsü iktidarı belirlemektedir. Asker ve din adamı, yöneten oligarşik diktanın koalisyon ortaklarıdır. Ve parsadan onlar da yararlanmaktadırlar. Anlaşılan Öcalan da bu iktidar üçlüsünü “Yönetici (KCK/PKK ve BDP misyonu legal siyasetçileri)-Asker (HPG vesaire PKK silahlı güçleri)-Din Adamı (Mele/Şeyh/Seyyid vesaire)”-iktidar olmayı ve devlet tanımını hiç sevmemesine karşın!-oluşturmaya çalışmaktadır. Kürtlerin yaşadıkları topraklarda böylesi bir iktidarı sonsuza dek (en azından on yıllarca?) sürdürmek olasıdır. Zaten AKP’de Türklerin yaşadıkları toprakları binlerce yıl yönetmek istemektedir ve tüm planlarını bunun üzerine kurmaktadır. “Başkanlık Sistemi” asla en demokratik sistemdir diye getirilmek istenmemektedir. Bu sistem gelirse dindar, muhafazakâr ve milliyetçi oylarla iktidarı 2023’lerin ötesine götürme olasılığı zayıf değildir.

Devletle olan müzakere (pazarlık?) ne kadar alıp vermeyi başarmıştır taraflarca bilinmektedir. Şu an sunulan süreç meselesi anlaşılan konuları pratikte uygulamaya çalışmaktır. Amaçlananın Demokratik Cumhuriyet olduğu söylenmektedir. Demokratik Özerklik’ten vazgeçilmiştir. Ama Kürtleri yönetmekten (artık Kürdistan denmemektedir. “Öcalan’a özgürlük, Kürtlere statü” düzeyine indirgenmiştir) vazgeçilmemiştir. Anladığım kadarıyla Öcalan, Kapitalist Modernite çağında İdris-i Bitlisi olmak istemektedir. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim’le Kürt beylerini ikna ederek Amasya Antlaşmasını imzalayan İdris-i Bitlisi’nin ikna yöntemlerine benzer bir strateji uygulamaya çalışmaktadır. O halde Başbakan da Yavuz Sultan Selim olmayı mı düşünüyor acaba?

Ben Kürt Sorunu’nu öyle 100-200 yıllık bir sorun olarak görmüyorum.-Kürt sorunu ve Sayılmayan İsyanlar adlı kitabımda analizini yaptığım şekilde-Kürt Sorunu’nu 1514’te imzalanan Amasya Antlaşması’yla başladığını ve süreç içerisinde çeşitli karakterler gösterdiğini düşünüyorum. Benim meselem yoksul Kürtlerin ve Türklerin her iktidar tipinde modern köle olmalarından dolayı duyduğum üzüntüdür. Avukat, doktor, mühendis, iş adamı gibi kurnaz adam profili faşizmden komünizme kadar her türlü iktidar biçiminde yöneten makamında olmaktadır. Her zaman onlar kırmızı plakalarda seyahat etmektedirler ve kırmızı koltuklarda oturmaktadırlar.  İşçi, memur, emekli, genç, köylü, kadın, çarıksız, baldırı çıplak, ayaktakımları ise her daim gerilla ya da asker olarak mezara girenler ve ezilenler olanlardır. Bizi yönetenler eğer kurnaz adam olacaksa onların Kürt ya da Türk olması önemli değildir. Önemli olan iktidar veya devleti cazip olmaktan çıkarmaksa o halde sizler öyle parlamentolara, meclislere milletvekili, üye, komisyon üyesi, kurul üyesi, delege, belediye başkanı, vali gibi makamlar peşinde olmayın. O makamlar bir evrak memuru ya da amelenin seviyesine düşer, kimse o makamlara gelmek istemezse ve cazipliğini kaybederse oligarşik yönetimden demokratik cumhuriyete geçmiş olacağız.
BÜLENT TEKİN bulent.tekin@pen.org.tr