Solun fikir yoksunluğu

|

 Solun fikir yoksunluğu A  Solun fikir yoksunluğu

Solun bu ülkede neden zayıf olduğunu anlamaya çalıştığımızda pek çok tez ileri sürebiliriz. 12 Eylül’ün sol üzerindeki tahribatı, Soğuk Savaş’ın bitmesi, Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısı, ordunun siyaset üzerindeki etkisi, solun günümüz gerçekleri karşısında yorumlanması için çaba gösterilmemesi vb  gibi uzayıp gidebilecek konuları ve bunların birbirleriyle karmaşık ilişkilerini değerlendirebiliriz. Ben burada uzun uzadıya bunlara girmektense somut bir olguya dikkat çekip daha sonrasında bazı yanlış algılar üzerinde duracağım.

Solun günümüzde zayıf olması sol entelijansiyanın da Türkiye’de  bu dönemde zayıf olması ile paralellik gösterir. Sol literatür üzerine çalışan, günümüzde solun dayanması gereken temel ve izlemesi gereken yol üzerine kafa yoran insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Soğuk Savaş döneminde bu böyle miydi?  Vakti zamanında solun Türkiye’deki fikir babaları veya pratisyenlerinin çoğu günümüzde başka değerleri savunuyorlar. Bu da tamamen zamanın ruhu ile alakalı. Soğuk Savaş zamanında solcu veya sağcı olmak ve onun militan savunuculuğunu yapmak o zamanın ruhunun bir gerekliliğiyken, günümüzde de demokrasi, insan hakları, kimlik politikaları ve derecesi değişen adil paylaşımlı pazar ekonomisi savunuculuğunu yapmak bu zamanın ruhunun bir gerekliliği. Belki sol günümüzde iktidar olsa, aralarında sol değerleri sahiplenenler de olurdu.  Günümüzün ruhunda, sosyalizm çağdışı ve gerici diye nitelendirilmekte.  Zamanın ruhundan ötürü.

Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu sahiplendiğim bir düşünce, bu nedenle kesinlikle insanların düşüncelerindeki değişimleri kötülüyorum gibi anlaşılmasın. Somut bir olgudan, sol entelijansiyanın zayıf olduğu bir ülkede solun fikirsiz kalmasından bahsediyorum. Bilgi çağını yaşadığımız bu dönemde, piyasa ekonomisi ile kişilerin fikirlerinin bile meta haline gelmesi ile üretim araçlarına sahip olanın da bu metayı şekillendirmesi veya satın alması kaçınılmazdır. Hatta, insanların kendi düşüncelerine yabancılaşması da…

Türkiye’deki solun bu fikir kısırlığı, solun kendi kitlesini oluşturabilmesinden başlayarak, güncel konular hakkında siyaset üretebilmesi, ve gelecek tahayyül edebilmesine kadar baştan sona zayıf kalmasına neden olmaktadır. Solun en rahat yapabildiği geçmişin analizidir. Geçmiş incelediğinde, ekonomik altyapı, üst yapıyı belirler şiarıyla siyasi süreçleri basit ve anlaşılabilecek düzeye indirirken günümüzün siyasetini okuyabilmesi, çözümler üretebilmesi ve strateji çizebilmesi için güçlü bir entelijansiyaya ihtiyaç duymaktadır. Güçlü entelijansiya eksikliği solun ulusalcıların veya Kürt hareketinin peşine takılmasındaki zihin bulanıklığının da nedenidir. Ulusalcılığa yaklaşanlar, “emperyalizmin amacı Türkiye’yi bölmektir”i seçerken, Kürt hareketine yaklaşanlar, “ezilen hakların özgürlüğü” şiarını kendilerine seçiyorlar. İki cümlenin içinde de sol literatürden cımbızlanmış cümleler olmasına rağmen, solun ruhuyla alakası olmadığını bu bulanıklığa örnek olarak gösterebiliriz. Emperyalizme karşı olunmalı ama Kürtlerin hakkı verilmeli, Kürtlerin hakkı savunulurken de bu hareketin sosyalist bir hareket olmadığı söylenebilmelidir. Üstyapının içinde bir aktör haline gelmek, ancak sosyalist literatürde altyapıyı değiştirebilmek içindir. Bunun için de ciddi bilgi birikimi ve tecrübesi olan kadrolar gerekir.

Solun fikir yoksunluğunun en büyük bedeli de üstyapı içinde iktidar kovalayan diğer aktörlerden bir farkı kalmamasıdır.  Üstyapının mikro sorunlarına günlük çözümler üretmeye çalışan bir sol, kapitalist üretim sisteminin bir aktörü haline gelmiştir. Kendine yabancılaşmış durumunu da ancak köklerindeki ruhu tekrar yorumlayarak kırabilir.


ERHAN ERSÖZ  ersozerhan@gmail.com