‘Yengecin kıskacındaki insan’

|

 ‘Yengecin kıskacındaki insan’ A  ‘Yengecin kıskacındaki insan’

‘Kanser Haftası’ bir kutlama haftası değildir, bayram haftası hiç değildir. Kanser denen illetin, bu çok bacaklı yengecin insanlara neler neler ettiğinin hatırlanması, hatırlatılması ve bu korkunç terminatörün karşısında mücadele saflarını sıklaştırmak amacıyla her yıl bir hafta süreyle yapılır. İnsanlığın miladı öncesinden beri 21.yüzyılda hâlâ kocaman bir kara delik gibi bilimin önünde durmakta olan bu kanser dehlizini görmeyenlere göstermek, görenlere ve düşenlere olabildiğince destek olmak ve en önemlisi bu dehlize düşmemek için neler yapılacağını tekrar tekrar hatırlatmak amacıyla her yıl nisan ayının ilk haftasında (1–7 Nisan) kanser haftası etkinlikleri düzenlenir.


Bu yılki Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu (TKASK) İzmir Şubesi tarafından düzenlenen “Kanser haftası etkinlikleri” kanseri korkutacak kadar etkiliydi bence. İlk önce festival havasında “kansere dur!” çağrıları yapıldıktan sonra havanın yağmur mu, güneş mi kararsızlığına aldırmadan “Kansere karşı sağlığa yürüyelim” sloganıyla yürüyen çok kararlı İzmirliler vardı o gün Kordon boyunda. Hastane ve üniversitelerden gelen talebeler yol boyunca “İzmir yürüyor, kanser bitiyor!” diye umutla tempo tuttular genç sesleriyle bu etkinliğe. “Kansere karşı yalnız değilsiniz”, “Kanser kaderiniz değildir” diye yazıyordu pankartlar. Öğleden sonraki konferansta Yüksek Hemşire Gül Özaydemir “kanserli hasta yakınlarına destek” konu başlıklı çok tatminkâr bir konuşma yaptı. Gül Hanım konuşmasında, “Kanserden ölmenin artık eskisi kadar kolay olmadığını, etkin tedavi yöntemlerinin ve erken teşhisin mümkün olduğunu” vurguladı ısrarla. Eskisi gibi kanser dediğimizde aklımıza hemen ölüm gelmemeliydi. “Kanserle birlikte yaşamak” diye bir konsept vardı artık yeni yaşam yöntemleri içerisinde. Hayatınızı normal bir insanın beklentisi gibi uzun süreli ama kanserinizin bilinciyle birlikte yeniden organize ederek yaşamak… Kolay olan bir şey değildi tabii ki. Ama işte Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu gibi çeşitli sağlık kurumları doktorlarıyla, cerrahlarıyla, hemşireleri, psikologlarıyla onun için buradaydılar. Gül Özaydemir, konuşmasının sonunda  “ne kadar çaresizken şimdi ne kadar umutlandıklarını” söyleyen o gizemli, karanlık ve derin dehlizi görmüş birçok insan vardı.


 Kanser sözcüğünü ilk defa MÖ yıllarda Hipokrat kullanmış. İngilizce ve Latince “cancer” sözcüğünden türemiştir. Cancer yengeç demek. 21. yüzyılda yeni teknoloji ve ilaçlar sayesinde bu yengecin hızının bir miktar kesildiğini hatta bazı bacaklarının eskisi gibi kuvvetli olmadığını biliyoruz. Ama ne yazık ki hâlâ içimizdeki dokulara tam da bilemediğimiz ancak modern dünyanın getirdiği olumsuzlukların daha da artırdığını bildiğimiz nedenlerle tutunuyor, hızla ürüyor, yürüyor ve kıskaçları ile öldürmeye çalışıyor. Teknoloji ve bilim yıllardan beri artan bir ivmeyle savaşıyor kanserle. Yalnız teknoloji ve bilimsel çalışmaların işbirliği ile yenilmesi mümkün olmayan bu dünyanın en güçlü düşmanını dize getirmek için iyi bir sağlık politikası gerekli. Günlük siyasetten sıyrılmış ve oy hesaplarının yapılmadığı sağlıklı bir sağlık yapılanması şart. Bunun için ilk önce sağlıkta dönüşüm programlarının şu anki “kaotik” durumunun acilen düzeltilmesi gerekir. Son yıllardaki  “kaotik” durumun kanser hücrelerinin rahatlıkla yerleşmesine ve yayılmasına müsaade ediyor olduğunu bir doktor olarak biliyor olmak bence 2013 kanser haftasının en düşündürücü tarafı. Bunun neden böyle olduğu, sağlıkta dönüşüm projelerinin bugünkü uygulanış yöntemlerinin neden kanser hücrelerine rahatlıkla geçit verdiği konusu ayrı bir yazıda ele alınacak kadar geniş bir konu. Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu İzmir şubesi tarafından oluşturulan programlarda, her şeye rağmen eksilmeyen umutla son cümle şuydu: “Kansersiz günlerde buluşalım.”
Bütün insanlığın ortak düşü yengecin kıskaçlarından kurtulmak…
FERİDE CİHAN GÖKTAN cigoktan@hotmail.com