Kim nasıl değişti?

|

Kim nasıl değişti? A Kim nasıl değişti?

Polis’in Gezi Parkı’nı boşaltması ve ardından başlayan hareketler, Taksim’de toplanan, oraya gidip gelen ve nihayetinde Türkiye genelinde sokağa çıkıp, ülkenin demokratikleşmesinden yana olan kesimler üzerinde önemli etkiler yarattı.
Bugün itibariyle Taksim ve ülkenin hemen tüm alanlarında TOMA eşliğinde polisler gövde gösterisi yapıyor, başbakan yüz binlerce kişiyle miting yapıp gücünü yenilediğini kanıtlamaya uğraşıyor ve bakanlar birbiri ardına tehdit, temenni ve gönderme yapıyor olsa dahi, geniş kitlelere kaptırdıkları moral üstünlüğünü kolaya kolay geri alamayacaklarını da görüyor olmalılar.

Göstericiler sadece moral üstünlüğünü ele geçirmekle kalmadılar, artık hiçbir gücün onlardan geri almayı başaramayacak onlarca önemli zihinsel sıçramalar gerçekleştirdiler. Öyle ki, meydanlar polis işgali altındayken bile, önceden fiilen ideolojik olarak işgal edilmiş bütün bilinçler, sokakta artan polis şiddetiyle orantılı biçimde özgürleştiler.
Bugün geriye dönüp kimse milyonlarca insanın sokağa çıkıp, şiddetle kendisini durdurmaya çalışan polislerle çatıştıklarını ve tüm karalamalara rağmen haklı olduklarına yönelik  gerçeği değiştirmeyi başaramayacaktır. Artık eylemci hiçbir öğrenci öğretmenlerin kusursuz olduğu yönündeki inancı paylaşmayacak, eylemci hiçbir memur kendini amirlerine koşulsuz itaat etmekle yükümlü hissetmeyecek, hiçbir yurttaş basının çoğunlukla yalan söylediği ve güç odaklarına teslim olduğu gerçeğini unutmayacaktır.

Sokakta olan ve sadece insan olduğu gerçeğini önemsediği için eylemciye de polise de aynı şefkati gösteren hemşireler doktorlar, destek için sokağa dökülmek zorunda kalan avukatlar, sokakta eylemcileri ücretsiz taşıyan taksiler,  pencereden tencereleri ile destek olan tüm insanlar, gazdan korumak için gösterici arkadaşlarına destek olan diğer göstericiler ve burada adını saymaya bile gerek kalmayan taraftarlar, eylem bölgesinde yaşayanlar, çalışanlar ve çoğunluğu bu ülkenin ekonomik kalkınmışlığından daha çok insani kalkınmışlığı ile onur duymayı erdem haline getirmiş güzel insanları için, sonuç ne olursa olsun, onlar için bundan sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Özgürlüğü hissetmiş, özgür olmak için gerekirse bedel ödenmesinin gerekli olduğu yönündeki inancı birlikte paylaşmış, barikat kurmuş, ülkenin çağdışı tüm yasaklarına göğüs germiş  binler için Gezi Parkı direnişi bugün için olmasa da, yakın gelecekteki Türkiye’yi dönüştürecek temel ivmeyi vermeye yetecektir.
Öyle bir süreç yaşanmaktadır ki; neredeyse iki hafta içinde 10 yıldır yaratılmak istenen liberal söylem tükenmiş, devletin demir ökçesi aslında sadece biraz demokrasi talep etmek dışında suçu olmayan sıradan insanların suratında birer gaz bombası olup patlamıştır.

Erdoğan ve ekibi için suçu CHP’ye, dış odaklara, faiz cephesine atmaya çalışmak ve gösteriler sırasında ortalıkta dolaşan yabancı öğrencileri toplayıp, basının önüne “ajan” suçlaması ile atmak bir kurtuluş değildir ve zaten başbakanın bu söylemi kendi tabanını kemikleştirmek için kullandığı herkesçe malumdur.
Erdoğan Kürt barışı dışında tutulursa, neredeyse hemen her tür demokratik talebi reddetmeye başlayacaklarını, üniversiteleri ve stadları denetim altına almak için polis görevlendireceklerini açıklaması üzerinden sadece bir iki ay geçmiştir.

Ortalık toz dumanken anımsanmasa da, daha birkaç hafta önce Reyhanlı’da patlayan bombalar nedeniyle hükümetin zor durumda kaldığı ve Ortadoğu’da öyle ya da böyle şiddetin dozunun artacağı bilinen bir durumdur. Bu nedenle ülkeyi istikrarsızlaştıracak bir Kürt sorununun çözümü gerekli görülmektedir. Topyekûn Ortadoğu’ya dikkat kesilmek için demokrasi olmasa da en azından barışa gereksinim duyan hükümetin, bu büyük ve sonuçları itibariyle Türkiye için neredeyse yıkımla sonuçlabilecek maceraya atılmaya hazırlanırken ve bir anlamda şimdiye dek muhalefetin bel kemiğini oluşturan Kürt hareketi’ni en azından barış yönünde bir beklentiye sokmayı başarmışken, Gezi isyanın tam bu noktaya denk gelmesi, belki Türkiye’nin  asıl şansı olarak görülmelidir.

Barışın yanına demokrasiyi koymak ve Türkiye’yi güçlenen ekonomisi, artan silah gücü ile Ortadoğu’da en azından bir tehdit unsuru haline getirmeye çalışan ve bu haliyle de ülkedeki hemen tüm muhalefeti susturmaya amaç edinen yönetimin başına bela olmak Gezi direnişinin asıl misyonu olarak ortaya çıkabilir. Zaten hükümetin bu isyan bizim itibarımızı düşürüyor nakarıtının altındaki gerçek de budur.

Görülmesi mümkün olan gelecekte Erdoğan Hükümeti karar vermeye zorlanacaktır. Gezi eylemlerini basit bir gençlik macerası olarak algılamak yanıltıcı olabilir ve Kürt hareketinden beklenen destek görülmeyebilir. Bu durumda arkasını sağlama almayan bir devletin başka ülkelerin içinde macera aramaya yönelmesinin hem kendi ülkesinde hem de bölgede yıkıcı sonuçlar doğuracağı bilinmektedir. Erdoğan’ın şiddet yoluyla hizaya sokmaya çalıştığı muhalefetin önemi bir kez daha açığa çıkmaktadır. Ortadoğu’da siyaset yapmak için elini güçlendiren hükümetin demokrasiyi kendi istediğine göre evirip çevirmesi, ağaç budar gibi budaması, zamanı gelince askıya almaya çalışması, muhalefeti susturması, yasaları umursamaması, çoğunluğu bir baskı unsuru olarak örgütleme uğraşı, kendinden önceki iktidarlar gibi bir toplum mühendisliğine soyunması, kibirle yoğrulmuş ciddiyetten uzak, sadakatin yurttaşlık hukukunun yerine geçirildiği bir yönetim anlayışı, kitlelerin çoğunluğu için en azından hoş karşılanmayacağı görülebilmektedir.
Hepsinden önemlisi bu ülkenin direnen insanları; gençleri, devletten verdiği sözü yerine getirmesini bekleyen Kürtler, velhasıl büyük bir kalabalık daha iyisini hak etmektedir ve hak ettiğini de artık belli etmeye başlamıştır.Sincan’da, Kazlıçeşme’de toplanan yüzbinler başbakan için ölçü olabilir, ama ne yazık ki siyaset bağlılık üzerinden değil meşruluk üzerinden yapılmaktadır ve düne göre bugün hükümet ülkenin en azından yarısı için demokratik olmadığı gibi, artık pek meşru da değildir.
Tarık Aygün tarikaygn@gmail.com