‘Anlamadınız mı ?’ sorusu

|

‘Anlamadınız mı ?’ sorusu A ‘Anlamadınız mı ?’ sorusu

“Gezi” nizami düzene geçti. Peki, hükümetin bu “nihai zaferi”nden kim, ne elde etti?
Diyelim ki kışla donu giydirilmiş AVM fikrinden vazgeçildi. Bir parkı insanlardan temizlemek için bunca zahmete giren devlet bundan böyle orada polis karakolu mu kuracak? Aman, insanlar gelip oturur, sonra da kalkmazlar diyerek binalara keskin nişancılar, köşe başlarına siviller mi konuşlandıracak? Fıskiyerlerden biber gazı yayan bir düzenek mi kuracak ya da mayın döşer gibi çiçeklerin altına gaz bombaları mı yerleştirecek?
O vakit, adam öldürmek için sokakları dolaşan eli sopalı milislere, alanlara taşıma su gibi getirilmiş binlerce kişiye de her daim ihtiyacı olacak.

En azından benim Abdurrahman Dilipak’ın tweet’lerinden anladığım bu. Keza direnişçiler oradayken “kaos, terör ve yağma”nın hakim olduğunu söylüyordu, orada dolaşan onlarca kameranın gösterdiğinin aksine. Mazlum-Der’in başkan yardımcılığını yapmış biri olarak bu saldırılardan, yaralılardan, ölülerden sonra sanırım Dilipak’ın içi huzura ermiştir diye düşünüyorum. Bundan sonra orada kuş uçurtmasalar ya da ancak kimlik kontrolünden geçirilmiş ve AKP üyelikleri onanmış kişilerin girmesine izin verilirse parka, o vakit kendini iyi hissedecektir.

İslamcı ama AKP’li olmayanlardan bir kısmı Gezi Parkı’ndaydı. Bir kısmı aktif olarak direndi; göz altına alındı. Hâlâ nerede olduğu bulunamayanlar var. Aralarında en çok duyduğum laf ise “Anlamadınız mı?” oluyordu. “Anlamadınız mı, bu ağaç meselesi değil,” “Anlamadınız mı, bir adamla ilgili değil,” “Anlamadınız mı, üç aylara girdik şimdi; bütün bunlar ondan.” İlginç bir şekilde bu soruyu soranlar sadece AKP’li müslümanlar değil, Kemalist çevrelerden gelen kimselerdi de. Sorular değişse de soru kalıbı değişmiyordu. “Anlamadınız mı?” sorusunu alt metin olarak “Siz anlamıyorsunuz, ama ben anlıyorum.” imasını içinde taşıyordu çünkü. Nereden bakılırsa bakılsın kibirden ve gözü dönmüş bir ben merkezcilikten yola çıkan bu ifade “bir doğru”ya kayıtsız ve şartsız iman etmekten kaynaklanıyordu. O doğrunun ne olduğu ise tartışma götürür olmadığı için sadece yargılama (ve dolayısıyla insanların üzerine bombalar yağdırma, onlara zulmetme) hakkı veriyordu bu soruyu soranlara. Oysa Gezi Parkı’nın otonom akılları tarafından üretilmiş #cevapver hashtag’indeki çeşitlilik bunun tam aksini gösteriyordu. Herkes kendi kafasındaki soruyu sorma cüretini gösteriyordu orada. Aklına ne geliyorsa soruyordu insanlar. Çoğu zamanda eğlenceli, ince zekâ parıltıları taşıyan iğneleyici sorular oluyordu bunlar.

Ne CHP’ye ne Gezi Parkı’ndaki sol örgütlere bağlı olmayan binlerce insan gibi ben de cevaptan çok sorularla ilgileniyordum. “Anlamadınız mı?” diyenlere “İnsanların üzerine bomba atıyor; şimdi nerede duracağın çok önemli. Anlıyor musun?” diye soruyordum. “Biri ötekinin üzerine kılıçla yürürken nerede duracaksın?” diye soruyordum. “Şimdi lanetle anıyorsun, biliyorum; ama Kenan Evren diktası insanları asarken, Sivas’tan alevler yükselirken nerede duruyordun; şimdi nerede duruyorsun?” sorusunu önemli buluyorum.

Bugün mesele sığ ideolojik tartışmaları çoktan aştı. İnsan olarak iktidar eyleyenlerin kullandığı zorbaca yöntemlere karşı nasıl karşı duracağımıza ilişkin bir sınava dönüştü. Bu yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında böyle.  Dolayısıyla mesele AKP meselesi değil, küresel ölçekte insan olmanın paydalarını yeniden inşa etmeye çalışanlarla onları birilerinin askerine dönüştürmeye çalışanlar arasındaki mücadele.
Ara sıra kahvede gördüğüm felsefe okumuş arkadaşım arkamdan kıs kıs gülerek soruyor “Anlamadın mı hâlâ meseleyi?”

Mazlum-Der’den anımsadığım Abdurrahman Bey’e de, arkadaşıma da aynı cevabı veriyorum: “Anlamadım.” “Anlamak için uğraşıyorum hâlâ. İktidarların nasıl olup da böyle pervasızlaştığına bir cevap, televizyon ekranlarından, reklam panolarından, metro anonslarından üzerime yağan şiddetten bir çıkış, nefes alacak bir boşluk arıyorum.”
Barış Acar  acarbaris@gmail.com