Çok korkuyorum

|

 Çok korkuyorum A  Çok korkuyorum

Uyuyamadım. Boynumda gaz maskesi asılı ve kafamda kaskla olmuyordu. Üstelik ayağımda ayakkabılar, başımın altında çantam varken hareket etmek de çok zordu. Diğer tarafa döndüm. Göz göze geldik. “Korkuyorum.” dedi. “Ben de.” “Bitsin artık bu işkence istiyorum.” Haberleri duyup apar topar Türkiye'ye geldiğinden beri Gezi Parkı'nda kalıyordu. O gece polis saldırısı bekleniyordu ama sadece oturup bekleyemiyor insan. Ölenleri anma yürüyüşünden dönüp oyuruyorsun. Konuşuyorsun, tartışıyorsun, sigara içiyorsun, çay, kahve, birileri börek ya da evden getirdiği yemeği ikram ediyor, teşekkür ediyorsun, bekliyorsun, bir yerden sonra vücudunuzu dinlendirmek gerektiğine karar veriyorsunuz, nöbetçi belirliyor ve yatıyorsunuz. O gece polis saldırısı bekleniyordu. Gece boyunca iki kere yanlış alarmla sıçrayıp kalkmak dışında, beklenen polis saldırısı olmadı.
•••
Başbakan'la görüşmeden çıkan “hukuki süreç beklenecek, müdahale olmayacak.” kararı yalnızca Gezi Parkı içindi. Ankara'da 18 gündür süren polis saldırısına rağmen Gezi'de hafta sonu bayramyeriydi. Kafalarında kasklar, kucaklarda çocuklarla; o gün polis saldırısı beklenmiyordu. Sahneden çalınan her şarkı, dilek ağacındaki her umut ve ikram edilen her lokma ve yazılan her yazı ve barış simgeleri boyayan çocukların ellerindeki her renk ve yeniden düzenlenen bostana ekilen her fidan ve ortak çadıra asılan beyaz bayrak, her şey gerçeküstü gibi gelebilirdi Gezi Parkı'nı görmemiş her insana. O gün polis saldırısı beklenmiyordu.
•••
İnsanlar bilinçsizce sokağa dökülüyorlardı. Evet bilinçsizceydi. On yıldır sindi sanılan herkes, apolitik diye adı çıkan neslin peşinden ağaçlara sarılmaya koşuyordu. Günerce, sökülen kaldırım taşlarını yerlerine takıyor; gecelerce camda tencere, tava çalıyorlardı. O kadar çok şeye kızmışlar, küçük küçük o kadar çok cümle kuramamışlar, o kadar çok şeye inançlarını kaybetmişlerdi ki birden ölümden döndüler. Bilinçsizce ayağa kalkıp evlerinden dışarı fırladılar. Doktorların görseler “Artık yapacak bir şey yok.” diyeceği ve eve göndereceği derecede susmaktan ölmeyi bekleyen insanlardılar ve konuşabilenler zaten ya hapiste, ya terörist ilan edilerek, ya hedef gösterilerek, ya tehdit edilerek yaşıyorlardı. Öldü sanılan her sessiz yuttu sanılan tüm yalanları, sindirdi sanılan tüm haksızlıkları, boğazında düğümlenerek sesini kısmış tüm cümlelerle birlikte kustu.  Bir daha susarlarsa tekrar konuşamayacakmış gibi haykırdılar. Biber gazına, gazlı suya, tomaya, akrebe, copa, polise, hakarete, tehdide, iktidara aldırmadan yürüdüler. Bir direnişe destek için bir kıtadan diğerine yüründüğü tarihe düşüldü. O günler boyunca hep polisin saldırması bekleniyordu. Saldıracağı biliniyordu. İnsanlar kendilerine yeniden inanmaya başlamışlardı. Umurlarında değildi.
•••
Yan çadırdaki komşu, evde kuru fasulye ve pilav yapmış, bizden masa rica ettiler, insanlara ikram etmeye başladılar. Açtım vallahi, bir tabak da ben aldım. Hani o, saldırı olmayacak denilen gündü. Anneler geçti önümüzden el ele, bize sahip çıkmaya gelmişlerdi. Fasulye de çok güzel olmuş, ellerine sağlık komşu! İşte o gün saldırı beklenmiyordu. Hafta sonları çocuklar çok oluyor parkta, zaten okullar da tatil olmuş, annesinin kucağına atlayan, babasının elini tutan gelmiş.
•••
Zehir soluyorduk. Ağızlardan ve fişeklerden çıkan her türlü zehir bizi yakıyordu. İşte tam, o saldırı beklenmeyen gün. Fiziksel saldırı beklenmeyen demeli galiba. Kin, nefret yağıyordu. Sanki kendi ayırdığı siyahlar ve beyazlardan beyaz olanlara sesleniyordu. “Yarın ben oraya gelene kadar orası boşalacak.” dedi. Gezi Parkı'nda şiddet yoktur, Türk basınında vardır. Herkes duydu. Parktaki çocuklar duymadı ama, onlar oynuyor, eğleniyorlardı. Yaşlı teyzelerle amcalar duymazdan geldi bir de, “80 yaşında bir gence ihtiyacınız var mı dostlar?” diye soruyorlardı. Zehrin üstünden bir saat geçti, geçmedi. Polis saldırdı. Saldırı olmayacak denmişti. Saldırı hala devam ediyor, saat sabaha karşı 05:03. Bugün bitmiyor.
Uyuyamıyorum. Yardım için sığınan astım hastası kadının öksürüklerinden ben boğuluyorum ve yaralananların, bebeğini düşüren kadının, dövülenlerin, kriz geçirenlerin, gaza boğulan hastanelerin, copla basılan otellerin, gözaltına alınanların haberlerinden kaçamıyorum ve vücudumdaki gazın görünen etkisi geçtiği halde nefes alamıyorum ve vücudundaki yanıklarla sığınan çocuğun nasıl yatacağını düşünürken sırtımı yere dayayamıyorum ve her bomba sesinde yerimden sıçrıyorum.
Çok korkuyorum.
İrem Öztürk https://twitter.com/ozturk_irem