Başbakanı sevmek nasıl olur?

|

 Başbakanı sevmek nasıl olur? A  Başbakanı sevmek nasıl olur?

Bir insanı sevmek için onun huylarını, tavrını, davranış biçimini, doğaya, topluma nasıl baktığına bakılarak ve daha farklı özelliklerini sevmekten geçiyor diye biliriz. Aldığımız toplumsal değer yargılarına göre dünyaya bakış açımıza göre bu değişebilir.
Kendi yaşadığı devletin başbakanını sevmek için; onun ülke ile uygulamalarına, doğru ulusal tercihlerine, ülkede yaşayan tüm toplumsal grup ve kesimlere aynı gözle bakıp bakmadığına bakarak severiz veya değer veririz. Toplumsal çıkarı kendi çıkarları üzerinde tutan, halktan aldığı vergileri tekrar halka hizmet olarak dağıtan, dinsel inançları yüzünden ınsanları ayırmayan, sevmek ve değer vermek için, kendi ülkesinin vatandaşının eğitimine öncelikli olarak gören bir başbakan olmak gerekiyor.

Ülkede yaşayan erkeklerin kaytan bıyığına ve sakallı olmasına bakmadan değer veren, kadının türbanlı olmadan da değerli olduğunu düşünen ve saygı duyan bir devlet adamı olmak gerekiyor sevmek ve değer vermek için.
Bir başbakanı sevmek ve değer vermek için ayrıca halkına karşı yalan söylemeyecek, birgün önce söylediğini iki gün sonra inkar etmeyecek, kendi gibi düşünmeyen veya kendi partisinden olmayan kişiye her ağzına gelen küfürü söylemeyecek, birisi olması gerekir.

Ülkede demokrasi ve haklar mücadelesi veren, ülkenin özgür ve demokratik bir ülke olması için bir araya gelenlere “ marijinal”, “çapulcu”, “anarşist” gibi kelimeleri ağzına almayacak biri olması gerekir.
Başbakan tüm bunları yapmak ve uygulamaktansa, kendisi gibi düşünmeyen gençlerin, üzerine cehennem zebanilerini göndererek sokaklarda onları linç etmeye çalışıyor. Kendisi gibi olmayanları zorla yola getirmeye ve kendini sevdirmeye çalışıyor. Ortaçağ karanlığından kaçıp gelen bu eli sopalı güruhlar sevgili kabile liderilerini sopa yoluyla da olsa sevdirmeye çalışıyorlar.
Ülkeyi bir kabile reisi gibi yönetmeye kalkan ve halkı kendi uleması gibi gören bir yöneticinin savunucuları, ancak bu anlayışın sahibi olurlarsa ayakta durabileceklerinin farkındalar.

Toplumların tarihinde bu tür gelişmemiş kabile örgütlenmeleri ve yapılar olagelmiştir. Hertürlü yobazlığı ve gericiliği kendisine yol olarak seçen bu gruplar genellikle toplumun ileriye gitmek için attığı adımların önüne engel olmaya çalışırlar. İnsanlılk tarihi bu yobazlıkların vahşet ve katliamları ile doludur.
Türkiyede yaşayan ve kendileri gibi düşünmeyen, yaşamayan, yemeyen, giyinmeyen herkesi kendileri ile beraber ortaçağ karanlığına götürmeyi düşünüyorlar ama bu ülkede yaşayanlar bunların açık yüzlerini gördü. Ne kadar yüzsüzlüklerini gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar, gençler onları biliyor ve tanıyor. Bir sabah kalktığınızda, bu ortaçağın zebanileri geldikleri yere bu toplum tarafından gönderilecek, tarihin çöp tenekesindeki yerlerini alacaklar.

Halil YILDIRIM yildirimhk@gmail.com