Kadın ne ailenin, ne de devletin kuludur kadının adı artık direniştir

|

Kadın ne ailenin, ne de devletin kuludur kadının adı artık direniştir A Kadın ne ailenin, ne de devletin kuludur kadının adı artık direniştir

Ve kadınlar bizim kadınlarımız… Gezi Parkı direnişi boyunca en önde gördük onları hatta direnişin neredeyse en önemli simgelerini oluşturdular onlar. Biber gazına karşı sakınmadan duran kırmızılı kadın dünya meclislerinde kırmızı giyilerek desteklenirken, TOMA’ nın suyuna karşı bedenini siper eden kadın direnişin imgesi haline geldi. Peki neydi bu kadınları ölümüne direnişe iten sebep? Aslına bakılırsa cevabı belli bir soruyu sormuş bulunuyoruz şu an çünkü kadınlar iktidarının ilk günlerinden beri en açık hedefiydi muktedirin.
İktidara göre kadın bedeni istediği zaman “on”, “off” yapabileceği bir makineydi adeta, aklına geldikçe müdahale etti kadın bedenine ve nesneleştirdi. Çünkü iktidar kendisini Ataerkil üzerinden tanımlıyordu ona göre kadının bir tek kimliği vardı o da annelik, kadın iktidarın istediği kadar çocuk doğuracak, kocasını hoş tutacak ve eğitim politikalarıyla eve kapatılacaktı.

Kürtaj cinayettir diyerek başladı söze muktedir ve kadının bedenini denetim altına almanın ilk sinyalini verdi, kadınlar boş durmadı bu esnada bu coğrafyanın tüm sokaklarında “benim bedenim benim kararım” diyerek seslerini yükselttiler. Kadının iktidara karşı mücadelesi hep sürmüş olsa da iktidarın kadına yönelik olumsuz tavır ve tutumları artarak devam etti, günü geldi eylemci kadına “kadın mı “kız mı” belli değil” dendi günü geldi “ kadın kadındır, erkek erkektir bunların eşit olması mümkün mü?” dendi. Böyle bir ortamda var olma mücadelesi veriyordu kadın, neredeyse her gün kuluçka makinesi gibi kaç çocuk doğuracağına karar veren iktidara karşı hep direniyordu.
 Aslında bu konudaki ilk geniş kapsamlı katılımı sevgililer gününde 1 milyar kadın dans ediyor etkinliğinde gösterdi bu coğrafyanın kadınları, kendilerini eve kapatmaya çalışan iktidara karşı buradayız, sokaktayız, gitmiyoruz cevabını birçok etkinlikle dile getirdiler o gün. Çünkü her gün ölüyorlardı, her gün yeni bir kadına şiddet haberiyle uyanıyorlardı bazen baba, bazen sevgili, bazen koca tarafından ölüme gönderiliyorlardı. Bu nedenle Sekiz Mart Kadınlar Gününde tekrar sokakları doldurdular: katilim yatağımda dediler, çocuk fabrikası değiliz dediler, sen bağır ki şiddet sussun dediler, adalet töre ile sağlanmaz dediler, kısaca bir oldular, isyan ettiler.

Bu güne gelindiğinde ise Gezi parkı direnişi ile kadınlar en önde direnerek iktidara meydan okudular. Tecavüzü  rızalı rızasız diye ayıran, tecavüz faillerine henüz tam anlamıyla tecavüz etmemişti diyerek ceza indirimi yapan iktidar zihniyetine buradayız dediler, onlar yalnızca kendileri için değil AKP politikalarıyla küçücük oyun oynayacak  yaştaki “kızların” eline “ayyaş, çapulcu koca değil Allah’ tan korkan koca istiyoruz” yazısını tutuşturan küçük Zeynep Serralar için de mücadele ettiler.  Çocukların oyunlarını bozanlara, küçücük yaşta “kız” çocuklarını gelin edenlere sokakta cevap verdiler.

İlk günlerde çocuklarını uyaran anneler direnişin sonraki günlerinde kendileri de sokaklardaki yerlerini aldılar, iktidara karşı bedenim benimdir cevabını TOMA’ nın suyuna göğüslerini siper ederek verdiler ve gerekirse bedenlerini özgürlük yoluna koymaktan çekinmediler. Bu nedenle Gezi Parkı direnişi kadın mücadelesinin de en üst düzeyde gerçekleştiği bir direniş oldu. Kadın artık bu direnişten sonra ne aile kurumuna ne de iktidar söylemine hapsedilebilir çünkü kadının artık adı var ve sokaklar kadınlarla daha güçlü…
Kadın mücadelesinin önemli isimlerinden Emma Goldman Şöyle der: Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir obje değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır.  Kadın, Gezi direnişi ile tamda bunu yapmıştır bir obje olmadığını, kimliğinin anne değil kadın olduğunu, ne tanrının ne devletin ne de ailenin kulu olmadığını direne direne göstermiştir, size şöyle seslenilebilir şimdi muktedirler kadınların o bildik korkusuz sloganıyla: gelsin baba, gelsin devlet, gelsin cop inadına isyan, inadına özgürlük!
Emek Erez. emekerez@gmail.com