Her neredeyseniz bizsiniz

|

Her neredeyseniz bizsiniz A Her neredeyseniz bizsiniz

YETER ÖZDEMİR ŞAHİN

Aynı meydana ayrılmış

kortejlerde girdiğimiz için

sarılıp anlaştığımız

güzel insana...

Öğrenci değildim. O, nedenini hatırlamıyor. Lisede olmam gereken yaştaydım, ancak öğrenci değildim. Ablamla aynı sınıfta olduğu için tanımıştı beni biraz da. Okul çıkışlarında lisenin önüne gelirdim. Upuzun boyum, sarı kıvırcık saçlarım, masmavi gözlerimle "göçmen" olduğumu hemen anlayabilirdiniz. Belki de ne göz ne ten rengimdi beni göçmen yapan. Uzun yoldan gelmiş sürgün çocuklarına özgü hüznümdü belki de. Bunu o günkü aklıyla düşünebilmesi mümkün değildi. Ancak o kadar canlıyım ki hafızasında hâlâ. Lisenin kapısında Brecht'ten, Nâzım'dan kavga şiirleri verdiği çocuktum. Durup durup öyle çok gelirim ki aklına.

* * *

O çocuk şimdi yok. Giderayak büyüdü büyüdü büyüdü... Son bir tekme attı zalimin zulmüne. Ve gitti.

Başka çocuklar da vardı. Onlar da şimdi yok. Onlar da çok büyüdüler giderayak.

O ise, ne zaman insan olduğunu hatır-Iasa onların yaşmda kalmış, hiç büyüme-

miş sanıyor kendini.

***

Diyelim ki emek verdiğiniz, umut bağladığınız, hatta gönül verdiğiniz yerde durmamaya karar verdiniz.

Siz artık öyle düşünmediğiniz için ya da grubun toplam aklı sizin gibi düşünmekten vazgeçtiğinden. Yorulduğunuz için, grubu yorgun bulduğunuz için ya da. Belki dışlandığınız belki de benzemezleri dışlayacak güçte olmadığınız için. "Bu işleri" boş bulduğunuzdan, belki de grubu içi doldurulamayacak kadar boş bulduğunuzdan. Yoldan sapıldığından ya da yolcuları yürünmez bulduğunuzdan. Belki menzili belki de araçları doğru bulmadığınızdan. Belki siz "hemen", diğerleri "ağır ağır" dediğinden, belki de tersi... Bayrağı devretmek istediğinizden belki, bayrağı teslim etmeye değer kimse bulamadığınızdan ya da. Fazla teorik, fazla heyecanlı... Teorisyenleri kifayetsiz, kadroları yetersiz... Teorinin pratiğe tercümesinde... Pratiğin teoriden bağımsız... Aymazlık... İç dinamik... Strateji... Taktik...

Kırıldığınızdan. İncitildiğinizden.

Diyelim ki emek verdiğiniz, umut bağladığınız, hatta gönül verdiğiniz yerde değilsiniz artık. İyi de bunu bize söylemedi-niz. Tek tek her birimize... Ardınızda bıraktığınız alfabeden firar etmiş birkaç harf değil. Tek tek her birimiziz.

Sizin gözlerinizde görmüştük ışığı. Hani bir ilk söz, ilk yer, an... İlk bir şey vardır ya hep. İlk eylem... Bizim için sizlerden biri var o ilklerde. Sizinle çoğalmıştık.

Kürsüden inançlı bir ses. Kararlı bir adım. İçimize işleyen bir anekdot. Belki de nedensizce güven. Sadece güven. Hani olur ya, güvenirsiniz. O kadar. Sırtımızı dağlara dayamak gibiydi yanımızda olduğunuzu bilmek. Belki herkeste görmediğimiz incelik, nezaket. Karınca incitmeyecek kadar duyarlıydınız da, kan beyninize sıçrardı yolunuz barikatlarla kesildiğinde.

Ecelsiz gelse ölüm aldırışsızdınız, lakin hıçkırıklarla ağlayabilirdiniz çıplak ayaklı bir çocukla.

Tam tamına böyleydiniz. Siz hatırlasa-nız da hatırlamasamz da... Hatta farkında bile olmasanız da... Hatta siz öyle olmasanız da...

Ardınızda bıraktığınız alfabeden firar etmiş birkaç harf değil. Unutmayın, haber verin adres değişikliğinizi. Adres değişikliğinizi, en çok da neden adres değiştirdiğinizi. Şimdi ne yaparsınız ayrıldığınız yer aklınıza gelince, o yerlerden söz edilince ne yaparsınız? "Mavraya malzeme yapmam" diyorsanız her neredeyseniz

"Biz"siniz.

* * *

Durup durup öyle çok gelirim ki aklına. Lisenin kapısında Brecht'ten, Nâzım'dan kavga şiirleri verdiği çocuktum.

O Çocuk şimdi yok. Giderayak büyüdü büyüdü büyüdü... Ve gitti. Başka çocuklar da vardı. Onlar da şimdi yok. Onlar da çok büyüdüler giderayak.

Şimdi ne yaparsınız ayrıldığınız yer aklınıza gelince, o yerlerden söz edilince ne yaparsınız? "Mavraya malzeme yapmam" diyorsanız her neredeyseniz "Biz"siniz.

bilgibeykoz.net'ten alınmıştır