Düzenin kıskacı ve kadın mücadelesi

|

 Düzenin kıskacı ve kadın mücadelesi A  Düzenin kıskacı ve kadın mücadelesi

Kadınların var oluş nedenini, toplumun üretim ve yeniden üretim ihtiyaçlarına cevap vermek olarak gören rejimlerde kadınlara araçsal olarak bakma eğilimi vardır. Bu tür rejimlerde kadınlar “zor zamanlarda” üretim, askeri hizmetler gibi alanlarda kullanıldıktan sonra durum iyiye gittiğinde doğrudan eve yollanırlar. Oysa küresel kapitalist sistem son otuz yılda özellikle ucuz, esnek, güvencesiz kadın emeğine ihtiyaç duymuştur. Ayrıca “yapısal uyum” adı altında neo-liberal politikalar ile tüm dünyada özelleştirmeler, taşeronlaşma, esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri hakim hale getirilmiştir. Kapitalist erkek egemen sistem örgütlü,istihdam güvenceli, iyi ücretli, tam zamanlı,formel çalışma düzeninin yerine enformelliği esas kıldığı için eskiden sadece kadınların rıza gösterebileceği işlerde “asıl emek gücü” olarak görülen erkek emekçileri istihdam ettiği ölçüde artık kadınlara ihtiyaç duymamaktadır.  Yeni sistemin diğer bir saç ayağı olan yeni-muhafazakarlık anlayışına uygun olarak artık kadınları  kamusal alandan, üretimden çekip evlerine, özel alanlara hapsetmeye çalışmaktadır.
Türkiye’de kadının bu yönde her türlü sömürüsünü görmek mümkündür. Başta siyasi iktidarın başı tarafından kürtajın cinayetle eş değer görülmesi, kürtaja yasak boyutunda sınırlama getirilmesi, sezaryen yerine normal doğumun bir “zor” olarak dayatılması, kadının adının silikleştirilmesi ve ailenin ön plana çıkartılması, en az üç çocuk projeleri, kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin her geçen gün artması, televizyon dizilerindeki hayali karakterlerin bile dekoltelerine, ilişkilerine karışılması gibi pek çok örnek var.


Kadın emekçiler, hiyerarşik sınıf piramidinde emekçi sınıfın da en alt tabakasını oluşturmakta, buna binaen en kolay ve en çok sömürülen kesim olmaktadır. Kadınların yaptığı pek çok iş “iş” olarak kabul edilmemekte, kadınlar iş kazalarıyla ilgili istatistiklerde dahi kendilerine yer bulamamaktadır. Toplumsal yaşamın dinselleştirilmesiyle de beraber kadın bu süreçte her yönden kıskaç içine alınmaktadır. Bu kıskaç kadını tam anlamıyla “meta”ya dönüştürme konusunda usta olan erkek egemen kapitalist düzen kıskacıdır. Bu olgu/olay karşısında iyi niyetli olarak kadınların içinde bulundukları koşullardan etkilenmek yeterli değildir. Önemli olan buna çare bulabilmektir. Evrensel, ulusal, sınıfsal ölçekte ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı eşitlik ve özgürlük talepleriyle ayağa kalkan, isyan halinde olan kadınların çok yönlü sorunlarına çok yönlü eğilmek şarttır. Kadının eşitliği ve özgürlüğü için yeni projeler üretmek, mevcut üretim sürecinde temel teorilerin ve pratiklerin yorumuna ve  yeniden üretimine bakmak, ayrıca feminist politika ve yöntemi irdelemek gerekir. Kadınların sömürülmelerinin, esaretlerinin, acılarının sebepleri ancak böyle bir yaklaşımla/tarzla araştırılabilir, çareler bulunabilir ve kadınlar arası dayanışmaya katkı sağlanabilir.


 Her yıkım,yeniden kuruluş ve dönüşüm ancak ve ancak kadınların muhteşem yetenekleri, cesaretleri, azim, irade ve emekleriyle gerçekleşebilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Ataerkil sisteme,şovenizme, militarizme,savaşa,gericiliğe,neo-liberal politikalara,yoksulluğa,işsizliğe, faturası yoksullara kesilen kapitalizmin krizlerine,şiddete,tacize,tecavüze,kadın cinayetlerine karşı emeğini,bedenini,kimliğini savunan, geleceğine sahip çıkan  kadınlar bu yıl da yine sokaklarda, alanlarda olacaklar. Meşalesini proleter kadınların ve dünya sosyalist devrimci kadınlarının yaktığı Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü* olan 8 Mart’ın kadınların kadınlarla birlikte kadınlar için yeni sözler ve eylemler ürettikleri, dayanışmanın yükseldiği; en önemlisi yarının -kadın erkek herkes için daha eşitlikçi ve özgürlükçü- dünyasının bugünden nüvelerini oluşturacak pratiklerin hayata geçirildiği yepyeni bir dönemin de başlangıcı olması dileğiyle...
D. ÖZLEM BİLGİLİ denizozlembilgili@gmail.com,