Gezi ve Sol Seçenek

|

Gezi ve Sol Seçenek A Gezi ve Sol Seçenek

Gezi’den önce Türkiye’deki muhalefet güçlerinin dağınıklığı hepimizin bilgisi dahilinde. Ama bu dağınıklığın en önemli sakatlığı; Herkesin kendi etrafında bir kenetlenmeyi çözüm olarak önermesi. Siyaseten benzer şeyleri düşünenlerin dahi illa ki kendi önerdiği birliktelik  konusunda ısrarcı davranışları ve sonuç olarak da büyük bir fiyasko ile karşılaşmanın mucizesi !..

Özellikle seçim dönemlerinde akla gelen ve ilkelerde, amaçlarda, mücadele anlayışında hiç farklı düşünmeyen kesimlerin pratiğe gelindiğinde Parti mi, Cephe mi, Hareket mi, Seçim Platformu mu gibi hiç akla hayale gelmeyecek farklı birlikteliklerde ısrar etmeleri sonucu bugüne değin, hiçbir dönemde ciddi bir birliktelik yaşanamadı.
Bazen de seçim dönemlerinde yaşanan birliktelikler seçimler bittikten hemen sonra devam ettirilemedi ve yaşanan bu dağınıklıktan hemen her zaman egemen güçler yararlandılar.
Gezi öncesi bu durum muhalefetin güçsüzlüğünü pekiştiren, iktidara adeta dikensiz gül bahçesi sunan ve gençliğe umutsuzluk yayan bir tablo olarak karşımızda duruyordu.

Oysa Gezi Direnişi; solun, sosyalistlerin, emekçilerin ve ezilenlerin birlikte mücadele konusunda gösterdikleri pratiği bir daha asla yadsınamayacak şekilde tarihin sayfalarına altın harflerle yazmıştır.
Evet, iktidar bundan sonra Gezi yokmuş gibi davranamayacaktır, davrandırılmayacaktır. Gezi direnişinin ve direnişçilerinin bu gerçekte ne denli payı var ise emek güçlerinin de Gezi’den önce gösterdikleri dağınıklığı, Gezi’den sonra göstermemeleri için yine Gezi direnişinin ve direnişçilerinin önemli payı olacağını düşünüyorum.
Emek güçleri açısından Gezi Direnişine çeşitli anlamlar yüklemek mümkün, ancak her şeyden önce dayanışmanın, bir arada yaşamın, paylaşımın, cesaretin ve kararlılığın çok ciddi örnekleri verilmiştir bu direnişte.
Gerektiğinde bu birlikteliği gösterebilen emek güçleri neden bundan sonra tekrar dağınık bir tablo içerisine girsinler? Böyle bir dağınıklığı bundan sonra ülkemizde ve dünyada nasıl izah edebiliriz?

Sadece bu iki soruyu sorabiliyorsak kendimize ve dünyanın kendi eksenimiz üzerinde dönmediği konusunda hemfikir isek, Gezi Direnişi’nden aldığımız cesaretle başaramayacağımız hiçbir şey olmadığını iddia edebiliriz rahatlıkla.
Bu anlamda Gezi Direnişi’nde, Taksim’de, Lice’de, Kızılay’da, Dikmen’de, Adana’da ve Türkiye’nin tüm alanlarında bir araya gelen sol, sosyalist, sosyal demokrat ve yurtsever insanların sandıkta bir araya gelmemeleri, asgari müşterek bir programla AKP’yi tarihin çöplüğüne atmamaları için hiçbir neden bulunmamaktadır.

Sanırım bunun en zor ve en önemli ayağı sosyal demokratlar ile Kürtleri bir araya getirebilecek bir alternatiftir. Her ikisi de birbirine oldukça uzak, her ikisi de birbirine karşı ciddi kaygılar besleyen ve her ikisi de 1991’den bu yana bir araya gelmemiş/gelememiş iki kitlesel oluşum.

Önceki birliktelik önerilerini reddeden ve eleştirenlerin en önemli kozu, “sokakta birlikte olmadan sandıkta birlikte olunamayacağı” idi. Gezi pratiği, birliği ısrarla reddedenlerin bu kozunu da elinden almıştır. Yıllardır bir araya gelmeme konusunda çok ısrarcı davrananlar, iktidarın Gezi’ye yaptığı saldırı sonrası el ele, göğüs göğüse, yürek yüreğe davranmayı öğrenmişlerdir.

Bugün açısından hiçbir şey için geç kalmış sayılmayız. Henüz seçim takvimi açıklanmadan ve seçim atmosferine girilmeden bu birlikteliği yakalamak ve Sol/Sosyalist bir seçenek yaratmak için bir kez daha şapkamızı önümüze koyup düşünmenin ve hatta harekete geçmenin zamanıdır.

Sosyal Demokratların “Kemalistliği, darbeciliği ve ulusalcılığı”, Kürt hareketinin “bölücülüğü, teröristliği ve milliyetçiliği” ile uğraşıp bir araya gelmemenin teorisini yapacağımıza, her iki tarafın da eksiği ve gediği ile “halkçılığı, devrimciliği ve özgürlükçü laikliği” üzerinden yapılacak tartışmalara ve birlikteliklere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Büyük devrimci Che’nin sözü ile bu yazıyı bitirmek artık elzem oldu diye düşünüyorum; “Gerçekçi ol, imkansızı iste”.
Mehmet Admen