Abdülhamitçiler, Osmanlıcılar; nerdesiniz?

|

Abdülhamitçiler, Osmanlıcılar; nerdesiniz? A Abdülhamitçiler, Osmanlıcılar; nerdesiniz?

Rus Yahudisi Leon’un kızı küçük yaşta cariye olarak alınmış Osmanlı Sarayı’na.

1822’de İkinci Mahmud’un karısı… 1839’da, oğlu Birinci Abdülmecid padişah olunca da Valide Sultan olmuş.

Devlet yönetiminde söz sahibi olmaya çalışmak yerine… Zamanını fakirlere hayır işleri için kullanmış, daha çok.

Bu nedenle, “Bezm-i Alem” Valide Sultan diye anılmış.

1843’te İstanbul’da büyük bir çiçek ve kolera salgını baş gösterip, mevcut hastaneler yetersiz kalınca… Çapa’yla Fındıkzade arasındaki arazide garip ve fakirlerin tedavi edileceği bir hastane yaptırmış…

Masrafların karşılanması için de bir göl, on üç dükkan, on bir bahçe, yetmiş üç dönüm tarla, dokuz zeytinlik, yirmi dokuz bin zeytin ağacı, iki çiftlik, yüz seksen parça arazi, bir samanlık, bir hamam, bir su değirmeni, bir taşocağının da olduğu taşınmazları vakfetmiş.

Açılışını 4 Nisan 1845’te Padişah Birinci Abdülmecid’in yaptığı hastane yıllarca Bezm-i Alem Vakıf Gureba Hastanesi olarak hizmet verdi.

İstanbul’un göbeğinde, Çapa Tıp Fakültesi’nin bir alt sokağında, Vatan Caddesi’nin bitişiğindeki bu “sahipsiz” hastaneyi gözüne ilk kestiren… eski Çalışma Bakanı elli sekiz-altmış Yaşar Okuyan oldu.

Hastanenin tabelasını “SSK Hastanesi”ne dönüştürüverdi.

Sonra, 2005’te…

SSK hastaneleriyle birlikte Sağlık Bakanlığı’na devredildi, Vakıf Gureba.

Her iki devir de yargıdan döndü.

Ve şimdi, iki gün önce yani…

24 Nisan 2010 tarihli Kanun’la kurulan Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi’ne devredildi.

Sadece Vakıf Gureba Hastanesi’nin on dokuz bin metrekarelik gayrimenkulü değil… Eyüp’teki üç yüz otuz üç bin metrekarelik gayrimenkulün kalanım hakkı ve Beşiktaş’taki beş bin metrekarelik taşınmazların kiraları ile…

Gogol’ün Ölü Canları’ndaki toprak köleleri misali, ucuz işgücü olarak hibe edilen asistan hekimlerle birlikte… Özele hizmeti kabul etmeyeni Trabzon’a, Rize’ye, Erzurum’a süreriz tehdidiyle.

***

Her reçete yazdıranın on beş, servise yatanın, ameliyat olanın milyarlarca lira ödeyeceği…

Tıp fakültesi eğitiminin yıllık yirmi dört bin beş yüz, diş hekimliğinin yirmi dört, eczacılığın yirmi,   hemşirelik ve fizyoterapistliğin on beşer bin lira artı kadeve olduğu…

Tıpkı diğer özel üniversiteler gibi “özel” bir üniversite olan Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi’nin…

İktidara yakın işadamı, akademisyen, eski bürokratlardan müteşekkil Mütevelli Heyeti Başkanı… Ali İbiş’in web sitesindeki CV’sine bakınca bütün bu işlerin nasıl bir “ulvi”  ve “uhrevi” amaçla yapıldığı anlaşılıyor:

“Özel Sektör Yöneticisi… İstanbul Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı Kurucu Başkanı… Üsküdar Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi… İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili… 22. Dönem (tabii ki AKP) İstanbul Milletvekili.”

***

Dün…

Tekel’in Saraçhane’deki Genel Müdürlük binasını el çabukluğuyla üzerlerine geçirenler…

Bugün…

Ecdad yadigârı Vakıf Gureba Hastanesi’ni yutuyorlar.

Hem de…

Metrekareye dört Abdülhamitçi, sekiz Osmanlıcı, on yedi İslamcının düştüğü… Siyasal İslam’ın arka bahçesi, İslamcı münevverlerin mahallesinde…

İstanbul Fatih’te!..

İnsan kuldan utanmazsa Allah’tan korkar… Fakirin fukaranın, garibin gurebanın lanetinden çekinir diyeceğim ama ne gezer.

Tam bir gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar durumu…

Ne bir ses, ne bir itiraz.

OSMAN ÖZTÜRK