Geleneğiniz darbeci geleceğimiz demokrasi!

|

Geleneğiniz darbeci geleceğimiz demokrasi! A Geleneğiniz darbeci geleceğimiz demokrasi!

GÜLŞAH KARADAĞ/BİRGÜN

Başbakan Tayyip Erdoğan dünkü grup toplantısında Gezi isyanını 'gençliğin geleneklerini bilmemesine' bağladı. Erdoğan, "Biz bu gençliğe geleneklerini öğretemedik. Burada hatamız var. Geleneğini bilmeyen genç geleceğini bulamaz. Sıkıntı burada, bunu başartmamız lazım" dedi.
Erdoğan'a yanıtı, 12 Eylül'de ağır bedel ödeyen örgütlerden DİSK verdi. DİSK Genel Başkanı Kani Beko, "Gezi isyanı 12 Eylül'ün bitişidir. 10 yıllık iktidarı boyunca AKP, 12 Eylül'le hesaplaşmadı. Ordu vesayetinin yerine kendi vesayetini koyup, 'milli iradeyi' sandığa kilitledi; Türkiye'de demokrasinin eksik kanadı olan bireysel özgürlükler ve örgütlenme konusunda adım atmadı. Gezi isyanı, bu özgürlük talebinin sonucudur. Gezi isyanında halk darbeci geleneğe noktayı koymuş, özgürlük ve demokrasi talebini dile getirmiştir" dedi.

AKP ÖNCESİZ DEĞİL
Kani Beko, Gezi isyanı sürecini, halkı sokağa çıkaran AKP'nin 10 yıllık iktidarında eksik kalan yanları ve sendikaların Gezi sürecindeki konumlanmalarını BirGün'e değerlendirdi.
Başbakan Erdoğan'ın 'gelenek' vurgusuna farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Beko, şöyle konuştu: "Sürekli AKP'nin 10 yıllık iktidar sürecinden bahsediyoruz. 10 yılda yaptıklarından... Ancak AKP siyaseti öncesiz ve sonrasız değildir. 12 Eylül'den sonra çeşitli hükümetler oluştu ama tüm yasalar ve Anayasa 12 Eylül'ün devamı olarak kaldı. Bu, AKP döneminde de değiştirilmedi. AKP, özgürlükler vaat ederek, devleti kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden yapılandırma girişiminde bulundu. Bu, Türkiye'de demokrasinin eksik yanlarını giderecek bir yapılandırma değildi. Gezi isyanı, 12 Eylül'ün gerçekten bittiğinin göstergesidir. 12 Eylül 'geleneğine' itirazın göstergesidir. Erdoğan esip kükrüyor ama bunu görmek durumunda. Bunu görmeden siyaset yapma şansı yok."

KÖKLÜ SORUNLARA BAKMADI
Kani Beko, AKP iktidarı ve 12 Eylül 'geleneği' tespitini, Türkiye demokrasisinin eksik yanlarına değinerek açıkladı: "Türkiye'de demokrasi sınavı, seçim sandığı ve ordu vesayetinden ibaret değil, hiçbir zaman olmadı. Türkiye demokrasisinin geleneğinde üç köklü sorun vardır, ulusal sorun, örgütlenme sorunu ve özgürlükler sorunu. AKP, örgütlenme ve özgürklükler konusunda ileri adım atmadı. Hatta bu konuda daha geride bir tutum sergiledi. Mesela bir Anayasa Referandumu yapıldı, 12 Eylül'le hesaplaşma vaadi verildi, ancak aynı referandumda 'torba yasa' mantığıyla öğrencilerin, polislerin, subayların örgütlenme hakları ortadan kaldırıldı. Kamu çalışanlarının örgütlenmesi etkisiz hale getirildi."

'SUÇSUZLUĞUNU İSPAT ET'
"AKP, iktidarı boyunca, kendi dışında bir siyasi alternatifin olmayışından da kaynaklı olarak herkesi ötekileştirdi, muhalefet eden herkese bir kulp taktı. AKP gerçek anlamda derin devletle hesaplaşmadı. Gerçekten hesaplaşmış olsaydı, Sivas, Maraş katliamları dahil tüm hukuksuzluklar ortaya konulabilirdi. Ama bunu yapmadı. Ergenekon yargılamalarında, Türkiye'nin acıyla andığı olayların hiçbiri yok. Demagojik bir siyasal üslup benimsedi ve sadece 28 Şubat'ın rövanşını aldı. Giderek, insanlar komik iddianamelerle tutuklandı. Hukukta, kişi suçu ispat edilene kadar suçsuz iken, AKP döneminde 'Sen bana suçsuzluğunu ispat et' yargısı ortaya çıktı. İnsanlar, bunu görmeye başladılar. Giderek sıranın kendi düşüncelerine, özgürlüklerine geldiğini görmeye başladılar. Gezi sürecinde, yanyana duramayacak siyasetler bu nedenle aynı sokakta yer aldı."

'BARAJLAR NEDEN DURUYOR?'

Kani Beko, AKP'nin 12 Eylül'ün mirasçısı gibi davranmaya devam edişini, sendikal alandaki gelişmelerden örnek vererek anlattı. 1970'li yıllarda sol sendikal hareketi engelleyen 274 ve 275 sayılı yasaların Meclis'e getirildiğini, 15-16 Haziran direnişleriyle işçi sınıfının bu yasal değişikliği önlediğini hatırlatan Beko, şöyle devam etti: "Bu yasalar, 12 Eylül'de yeniden 2821-2822 adıyla ortaya çıktı, hayata geçirildi. AKP, bu yasaları üçlü görüşmeler boyunca, özüne dokunacak şekilde değiştirmedi. Bu yasaların içinde işkolu ve işyeri barajı meselesi var, siyasal grevin yasaklanması var, toplu sözleşme sorununda bile greve çıkmayı engelleyen Bakanlar Kurulu kararı meselesi var. AKP, toplumdaki örgütlenme ihtiyacının sendikal tarafında 12 Eylül bize bu engelleri getirmişti. AKP bu antidemokratik uygulamaların hiçbirini değiştirmedi. Üstelik, sendika barajlarını SGK verilerine dayandırarak, barajı düşmüş gibi gösterirken, aslında yükseltti. Biurçok sendika toplu sözleşme yetkisini kaybetti, daha da fazlası kaybedecek. Örgütlenme, güç oluşturma, demokrasinin temel tanımlarından biri değil midir?"

Gezi'de genel grev kararı alınamazdı

DİSK Başkanı Kani Beko, Gezi isyanında KESK, TMMOB, TTB, Türk Dişhekimleri Birliği ve DİSK'in bir günlük iş bırakma eylemi çağrısını da değerlendirdi. Etkin bir 'genel grev' ilanı yapmadıkları için aldıkları eleştirilerin hatırlatılması üzerine Beko, 12 Eylül'den kalma yasaların burada da kendisini gösterdiğini, çünkü Türkiye'de dayanışma grevi yapmanın yasak olduğunu belirtti.
Beko, "Grev Türkiye'de yasal anlamda toplu iş sözleşmesinin uyuşmazlığa girdiğinde olabilen bir prosedür. Onun dışında grev yasak. Başka hiçbir ülkede bunu bulamazsınız. Bu, demokrasi adına yüz kızartıcı bir durum ama on yıllardır durum bu. On yıllardır sendikal yasaların elimizi kolumuzu bağladığını ifade ediyoruz. Bu yasaların değişmesi, bu değişimin yaşanabilmesi için de tüm toplumsal kesimlerin harekete geçebilmesi gerekli" dedi. Bu yasaklar zincirine karşın, DİSK, Gezi Parkı'nda ve Türkiye'nin dört bir yanında Gezi direnişlerinde özgürlük, demokrasi ve adalet isteyenlerin yanında olmaya çalıştı.
Beko bugün sendikal yasaların işçilerin işe iadesini engellediğini, iş cinayetlerini sorgulamalarını engellediğini, örgütlenmeyi engellediğini ifade ederek, "Bunları söylüyoruz ama toplumda bunun bir karşılığını alamıyoruz" diye konuştu.

Taksim dönüşümü aynı zamanda sınıfsal sorun
DİSK'in Taksim Dayanışması içerisinde yer aldığını ve Taksim'e özel bir önem atfettiğini ifade eden Kani Beko, bölgedeki kentsel dönüşümün yoksulları kent merkezinden çıkarmak için yapıldığına, Taksim ve Gezi projelerinin de bunun parçası olduğuna dikkat çekti. Beko ayrıca DİSK için 1 Mayıs alanı olan Taksim'in 'yayalaştırılmasının' aslında 'kitlesizleştirme' projesi olduğunu hatırlattı.
Beko şöyle konuştu: "Biz AKP'nin kent merkezlerini rant haline getirip emekçilere kapatacağının farkındaydık. Özellikle 1 mayıs'ta bazı çevreler alan fetişizmi yapıyorsunuz dediğinde, derdimiz başkaydı. Bu bilinçle hareket ettik, Taksim ısrarının nedeni bir açıdan da buydu. İkinci sebebi ise 1 Mayıs meydanının işçi sınıfı için sembolik önemi ve '77 katliamının hala aydınlatılmamış olması. 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanması tarihsel olduğu kadar demokrasi mücadelesinin bir gereği ve sembolü. Bu yayalaştırma projesi, aslında bir kitlesizleştirme projesi. Yollar alttan karayoluna açılırken, üstten kitlelere kapatılıyor."