Sahi Brezilya, İran'ı ve bizi niye öptü?

|

Sahi Brezilya, İran A Sahi Brezilya, İran

SELAMİ İNCE/BİRGÜN

Nükleer programı konusunda, İran’a uranyum zenginleştirme şansı veren Tahran anlaşmasını Türkiye ile birlikte imzalayan ve BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yönelik yaptırımlar için ‘Hayır’ oyu kullanan Brezilya, bütün bunları niçin yaptı? AKP’liler ve medyanın “Dünya siyasetinde iki yıldız yükseliyor, biri Brezilya diğeri Türkiye. Türkiye Brezilya’yı ikna etti ve şimdi bu iki güç tıkanan dünya siyasetini çözüme kavuşturuyor” palavrasına inanmayacaksak, bu soruya cevap bulmamız gerekiyor. “Brezilya antiemperyalist, anti ABD’ci” gibi ucuz cevapları da kabul etmiyoruz. Aslında bu sorunun bu zamana kadar cevaplanmamış olması da başlı başına bir skandal!

TÜRKİYE BREZİLYA’NIN PEŞİNE TAKILDI

Çünkü sorunun cevabı çok basit: Brezilya,  uzun süredir askıya aldığı nükleer enerji yatırımlarına geri döndü, nükleer denizaltı yapıyor, yetkililer ülkenin atom bombası yapacak güçte ve ihtiyaçta olduğunu açıklıyor. Brezilya, tam da Türkiye ile birlikte İran’a uygulanacak yaptırımların önüne geçmeye çalışıyor gibi göründüğü dönemlerde, 20 yıldır yapımı ertelenen nükleer santralın tekrar inşaatına başladı. Önce şunu söyleyelim: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, ‘İran konusunda Brezilya’yı da yanına almayı başarması’ tam bir palavra, bu işten asıl Brezilya’nın çıkarı olduğuna göre, Davutoğlu olsa olsa, Brezilya’nın peşine takılmış olabilir. Türkiye’nin de, tıpkı Brezilya gibi bu işten bir çıkarı varsa, o zaman bunu da bilmemiz gerekiyor.

OBAMA’NIN ADAMI ANAYASAYI TANIMAZ
Şimdi herkes, askeri diktatörlük sonrasında, 1988’de kabul edilen Brezilya Anayasası’nın nükleer silah üretmeyi yasakladığını, Brezilya’nın ‘nükleerden arınmış bir Latin Amerika’ için kıtadaki bütün anlaşmaları imzaladığını, Lula’nın Obama tarafından bile ‘adamım’ diye sevilen solcu bir lider olduğu için atom bombası yapılmasına izin vermeyeceği gibi şeyleri sayabilir. Bütün bunları anlamsızlaştıran sözü ise, 2009 eylülünde Lula de Silva’nın yardımcısı, yani Brezilya devlet başkan yardımcısı Jose Alencar etmiş:

“Atom bombası, sadece 15.000 km sınırı olan, dünyanın en zengin petrol yataklarından birine sahip ülkemiz için sadece, düşmanlara karşı ‘caydırıcılık’ için gerekmiyor, bu silah Brezilya’nın uluslararası önemini de artıracaktır. Attığımız imzaların, yaptığımız anlaşmaların hiçbir önemi yok. Hepsi pazarlık meselesi…”

UZMANLAR HABERSİZ KONTROLE GELEMEZ
Askeri diktatörlük zamanında başlatılan ama diktatör gidince yeni Anayasa ile durdurulan nükleer çalışmalarını, 2003’de ‘solcu’ Lula tekrar başlatmış. Seçim kampanyası sırasında Brezilya’nın imzaladığı nükleer silahsızlanma anlaşmalarını eleştiren Lula, seçildikten hemen sonra bu anlaşmaları iptal etmemiş ama 1988’den beri durdurulan nükleer faaliyetlere, nükleer denizaltının yapımına devam edilmesine kararı vermiş.

Ve bir yıl sonra, 2004’te, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Brezilya’nın kapısını çalmış. Hükümet tabii ki nükleer çalışmaların yapıldığı merkezlerin bütün kapılarını açmamış, hatta “IAEA uzmanlarının habersiz gelip kontrol etmelerine imkân sağlayan maddeyi imzalamayacağını” bildirmiş. Brezilya, Anayasalarının ve anlaşmalarının zaten askeri amaçlı nükleer çalışma yapmayı yasakladığını, (nükleer denizaltı hangi amaçla yapılıyorsa), bu çalışmaların enerji üretme amacıyla yapıldığını ve uzmanların belki de Brezilya’nın planlarını çalmaya gelen ajanlar olduğu gibi tezler öne sürmüş. Bunlara inanılmazsa, anlaşmadan tümden çıkacağını bildirmiş.

Bu yılın mayısında New York’taki Atom Silahlarının Sınırlandırılması Kontrol Konferansı’nda Brezilya, IAEA’ya daha fazla kontrol hakkı verilmesini engelleyen ülkelerin başındaydı. Elbette bu batılı ülkelerin dikkatinden kaçmadı. Zaten Brezilya, 1998’de Nükleer Silahların Sınırlandırılması anlaşmasını imzalamış olsa da, anlaşmanın özünü oluşturan ve IAEA’ya, habersiz kontrol hakkı veren ek protokolü imzalamadı.

NÜKLEER DENİZALTI FRANSA’DAN
Fransa-Brezilya ortak yapımı bu denizaltının 2020’de ‘hizmete sokulması’ bekleniyor. Yaklaşık 25 yıllık ömrü olacak denizaltının ömrü boyunca bir daha ‘yakıt ikmali’ yapmayacağı belirtiliyor. Brezilya, Fransa ile ayrıca 4 tane de nükleer olmayan denizaltı anlaşmasına sahip.

BM yaptırımı nedeniyle, yeni teknolojiye ulaşamayan İran’a göre, Brezilya’nın İran’dan kat be kat daha ileri bir durumda olduğu belirtiliyor. Brezilya, elindeki tesisler ve imkânlarla uranyumu hammaddesinden ayırıp, işleyip, zenginleştirerek, yakıt haline getirebilir düzeyde.  

Brezilya 2006’da IAEA’dan uranyum zenginleştirme iznini de resmen elde etti. Dünyanın en zengin uranyum kaynaklarından altıncısına sahip olan Brezilya’nın, daha şimdiden 100 yıl yetecek kadar uranyumu işlediği ve zenginleştirdiği belirtiliyor. Dünyanın uranyum zenginleştirme işlemi yapabilen diğer ülkeleri Çin, Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, Rusya ve ABD.

SİSTEMİN DİĞER KISMINI ALMANYA KURDUYOR
Yıllardır inşaatı durdurulan Angra 3 adlı atom santralinin 20 yıl sonra yeniden inşaatına başlanılması için Lula, yaz ortasında 520 milyon dolarlık devlet yardımını onayladı. Lula’ya göre, burada üretilecek ‘temiz enerji’ye ülkenin acilen ihtiyacı var. Bu reaktörü de Alman Siemens şirketi yapacak. Toplam maliyetin 3.7 milyar dolar olacağı belirtiliyor. Alman devleti, Brezilya ödeme yapmazsa, 2,5 milyar avroluk Hermes devlet kâğıtlarıyla projeye kefil oldu. Ancak, Brezilya’nın bu parayı ödeme sıkıntısı olmaz. Daha önceki iki reaktöre, 10 milyon dolar ödediler. 2013’te yapımı bitecek reaktörün 1.350 mega watt enerji üreteceği ve bu enerjinin de ülkedeki toplam üretimin yüzde biri bile olmadığı, bu kadar pahalı bir projenin sırf enerji üretimi için gerekli olmadığı tartışılıyor.

Atlantik Okyanusu’nun altında çok büyük petrol yataklarının bulunmasıyla birlikte Lula ve Lulacılara göre, artık Brezilya, dünyanın süper güçlerinden biri. İşte yukarıda da adını andığımız başkan yardımcısı José Alencar, bu petrolün nükleer denizaltıyla korunacağına inanıyor ve bu ilhamı, Falkland savaşında Arjantin'i kovalayan İngiliz nükleer denizaltısından aldığı çok açık.

BREZİLYA DÜNYA GÜCÜ, AÇIN ÖNÜNÜ
İnşasına başlanılan Agra 3’ün de aslında ilk yapımı askeri diktatörlük zamanında başlamış, inşaat demokrasiye geçilince durdurulmuştu. Tarihçesini hatırlamada fayda var: 1964’te darbeyle gelen askeri cunta, 1975’de Alman sosyal demokrat hükümetiyle Brezilya atom enerjisi anlaşması yaptı. Almanlar bu anlaşma gereği, Angra dos Reis bölgesinde Angra 1 ve Angra 2 adlı reaktörleri bitirmiş, Angra 3 adlı reaktörün yapımına başlamıştı. Toplam reaktör sayısı 8 olarak belirlenen anlaşmada, Brezilya’nın gizlice atom bombası yapar hale getirilmesi de var. Çünkü Brezilya’nın o gün komşusu Arjantin en büyük düşmanıydı ve Arjantin’de de 1976–1983 arasında hüküm süren askeri diktatörlerin atom bombası hedefi vardı.

1985’te cunta gidince, diğer projeler gibi 1986’da bu reaktörün inşaatı da durduruldu. Ancak Siemens’ten satın alınan bütün malzeme paketlenerek koruma altına alındı. Brezilya hükümeti, bu malzemeyi satmayı ya da yok etmeyi hiç düşünmedi. Hükümet açıklamalarına göre, bu malzemenin depolanması ve korunması için devlet yılda 10 ila 20 milyon dolar harcıyordu.

Lula, artık Brezilya’nın ‘tam bağımsızlığı’ ve ‘dünya gücü’ olmasının zamanı geldiğini, bunun için hem enerji devi olmasını hem de ‘nükleer denizaltı sahibi olmasını’ savunuyor. Lula’ya, hâlâ çoğunluğun yoksulluk içinde yaşadığı bir ülkede bu tür pahalı projeleri başlattığı için, ‘atom lobilerinin hizmetinde’ olmaktan, ‘megalomaniye’ kadar varan birçok eleştiri var.

Ancak, Lula ve taraftarları Brezilya’nın hızla büyüdüğünü ve daha da büyümesi için, önceden ihtiyacı olmayan enerji kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu ileri sürüyor. Bir de Lula, dünyanın en büyük üçüncü barajının inşasına başladı ki, bu da çok ciddi tepkiler alıyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI DEVREDE
Mart 2010’da Brezilya’yı resmen ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, uçağına diplomatlardan çok atom enerjisi şirketlerinin yöneticilerini ve atom lobicilerini doldurmuştu. Garip bir biçimde Westerwelle, dışişleri bakanıyla değil de Sanayi Bakanı Miguel Jorge ile görüştü. Jorge, resmi açıklamasında, Almanların sivil kullanım için atom enerjisi yatırımı yapmak istediklerini anlattı.

Alman-Fransız ortak atom şirketi Areva NP’nin genel müdürü Ulrich Gräber ise, 13 Mart 2010’da, Alman gazetesi Tageszeitun’un internet sayfasında yayınlanan demecinde gezinin nasıl geçtiğini şöyle anlatıyordu: “Westerwelle yoğun bir biçimde atom enerjisi sektörü için uğraştı. 1975’deki Almanya-Brezilya nükleer anlaşmasının tekrar tam olarak yürürlüğe girmesine karar verildi…” Gräber’in aslında apn ajansına verdiği bu demecin Türkçesi şu: Alman ve Fransız şirketler, Brezilya’nın atom bombası üretmesine yardımcı olacak!  Çünkü 1975’deki anlaşmada atom bombası da var…

BAKALIM KALKANIN ALTINDAN NE ÇIKACAK

Brezilya-İran ve Türkiye ilişkisinde işlerin AKP’lilerin söylediği gibi, ünlü Türk büyüğü Ahmet Davutoğlu’nun ‘büyük başarısı’ olarak gelişmediği çok açık. Zaten son füze kalkanı sisteminin kurulmasında da Davutoğlu’nun söylediklerini batılı gazeteler yalanlıyor. Davutoğlu, “füze savunma sisteminin kurulup kurulmayacağı belli değil, henüz böyle somut bir proje yok” dese de, batılı gazeteler, Türk tarafının, Türkiye’ye inşa edilecek füze kalkanı sistemi için, kendi güvenliğinin sağlanması amacıyla kurulacak ikinci bir sistem amacıyla, NATO ülkeleriyle fiyat pazarlığı yaptığını da yazıyor.  

Hem de bunu bizzat Ahmet Davutoğlu yapıyor. Haberlerin özeti şöyle: “Ekim ayında ABD’ye giden Ahmet Davutoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Pentagon Şefi Robert Gates ile biraraya geldi. Davutoğlu, bu görüşmede Türkiye’ye yerleştirilecek savunma kalkanı sisteminin maliyetinin NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’un dediği gibi 200 milyon dolar değil, ikinci bir sistemle 7,5 milyar dolar tutacağını söyledi…”

Bakalım füze kalkanının altından ne çıkacak? Onu da gelecek seferlere bırakalım.

Bugünkü seçimde bir şey değişmeyecek
Bugün Brezilya’da devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turu gerçekleşiyor ve büyük bir olasılıkla Lula’nın prenseslerinden Dilma Rousseff başkan seçilecek. Lula’nın yeniden başlattığı atom enerjisi konusunda da Rousseff zamanında bir şey değişmeyecek. Zaten diğer aday kazansa da bu alanda bir değişiklik olmayacak.

Rousseff, 2003’den 2005’e kadar enerji bakanlığı yaptığı için bu alanı iyi tanıyor ve atom enerjisi konusunda Lula’nın izinde gideceğinden şüphe yok. Zaten açıklamalarında ‘Lula’nın kutsanmış programı’ dışında bir program sunmayan Rousseff, politikaya girmeden önce de bir kamu enerji kurumunun başındaydı. Çok daha önce ise, silahlı mücadeleyi de yadsımayan sol bir örgüt militanı olarak yakalanmış ve 4 yıl hapis yatmıştı. Bazen hâlâ eski günlerin etkisiyle konuşuyor olmalı ki, seçim propagandaları sırasında “İran’ın kontrolünde atom bombası var” anlamına gelebilecek bir laf etti. Ama daha sonra hemen kendini topladı, geldiği ve şimdiki yeri hatırladı, sözlerini ”İran nükleer teknolojiye sahip olabilir demek istedim” diye düzeltti.

Bugün başkan seçilecek Dilma Rousseff aslında işin başında, siyasi olarak olmasa da ekonomik olarak ‘Angra 3’ nükleer santralının yapımına karşı olduğunu açıklamıştı. Daha sonra bu karşıtlığından vazgeçmesi, askerlerin uyarısına bağlanıyor. Şimdilerde santralların ikisinin kurulu olduğu ve üçüncüsünün de yapım aşamasında olduğu Angra dos Reis bölgesinin deprem bölgesi olduğu, Siemens’in eski teknoloji sattığı, atom çöpü için ülkede depo bulunmadığı, bu yatırım yerine yoksulluk sorunuyla mücadele edilmesi gibi eleştirileri, Rousseff duymuyor bile.

Greenpeace gibi çevre koruma örgütleri, Lula rejiminin, Brezilya’nın doğal zenginliklerini kapitalist tekellere ve zenginlere peşkeş çektiğini savunuyor. En önemlisi de, Lula hükümetinin, Meclis’te herhangibir yasa geçirmek istediğinde,  zengin sağ çevrelere doğayı rüşvet olarak sunduğunu söylüyor. Meclisteki İşçi Partisi gücü değişmediğine göre, yeni Başkan Rousseff’in da bu yolu izleyeceği tahmin ediliyor. Lula politikalarını eleştirenlerden biri de 3 Ekim’deki Devlet Başkanlığı seçimlerinin birinci turunda Yeşiller’den aday olan ve yaklaşık yüzde 20 oy alarak sürpriz yapan, Marina Silva.

Silva, Lula’nın önceki prenseslerinden ve 2 yıl öncesine kadar Lula kabinesinde Çevre Bakanı idi. Eski bir kauçuk toplama işçisi olan Marina Silva, Çevre Bakanı olarak hem atom santrallarına hem de Amazon’daki baraja karşı çıkıyordu. Lula düzenine uyamayan Silva, kabinede barınamamış ve istifa etmişti.

Marina Silva, atom enerjisi yerine, güneş ve rüzgârdan da enerji üretilebileceğini savunuyor, Amazonlar’ın yok edilmesine karşı duran çevrelerle birlikte hareket ediyor. Silva’nın en yakın siyasi arkadaşlarından biri talancı büyük toprak sahipleri tarafından öldürülmüştü.

Erdoğan de Lula Ahmedinejat!
Bir zamanlar Türkiye’de de ‘Solcu Başkan’ diye el üstünde tutulan Lula, (bazıları hâlâ öyle sansa da) Dünya Bankası ve IMF ile anlaşmalı, kimin için ve ne için sorularını sormayan ‘üretim ve tüketim artışı’ endeksli, neoliberal bir siyaset izliyor. Nükleer denizaltı da, nükleer santrallar da izlediği ekonomi siyasetinin doğal sonucu. Hele genetiği değiştirilmiş bitki ekimine izin vermesi ve doğayı katledecek, on binlerce insanı yerinden edecek Amazon nehrinin Xingu kolu üzerinde yaptırmaya başladığı dünyanın 3. en büyük barajı, solculardan ya da halktan çok zenginler tarafından savunuluyor.

Ayrıca, komşu ülkeler Bolivya ve Peru da bu büyük projenin bölge coğrafyasını tahrip edeceği için Lula’yı protesto ediyor. Lula bunlara şöyle cevap veriyor: “Dünyanın en büyük enerji gücü olma imkânlarına sahibiz. Bundan vazgeçmeyeceğiz. Uranyum zenginleştirme lüksünden faydalanan bir ülke olmaktan da vazgeçmeyeceğiz…”    Lula, bu büyük projelerini savunurken, Başbakan Erdoğan ya da İran Devlet Başkanı Ahmedinejat gibi konuşuyor: “Hiç kimse Brezilya’yı tarihi rolünü oynamasını engelleyemez!”

Benzerlikler elbette bu kadar değil. Tıpkı Türkiye’nin ‘bölgenin lideri olma’ alt emperyalist emelleri gibi Brezilya’nın da ‘bölgenin lideri’ olma hedefleri var. Zaten ekonomik olarak bölgenin lideri görülen Brezilya, Lula sayesinde, siyasi olarak da solcu kıta ülkeleriyle rekabette. Örneğin, Venezuela Devlet Başkanı Chavez’in etkisi hâlâ Lula’dan daha fazla ve üstelik Chavez’in de petrolü var. Üstelik Chavez, Brezilya’dan değil, Brezilya’nın komşusu Arjantin’den kendilerine bir atom santralı yapması için yardım istemişti. Ancak bu konuda her iki ülkenin birbirine yardımcı olacak güçte olmadığı ortaya çıkınca, Chavez de Ahmedinejat’ı öptü. İran ve Venezuela’nın sivil amaçlar için atom santralı kurulması hedefi anlaşmaya da bağlanmış durumda. Ahmedinejat ile kucaklaşan Türkiye’nin atom gücü ise, ayrı bir tartışmanın konusu. Sol ise, ‘tam bağımsız güç’ ya da ‘süper güç’ olmak için atom bombası dâhil her türlü silahlanmanın peşinde koşan meczupların peşinden gitmek yerine, barışı takip etmeli. 

Brezilya’nın dünya gücü olma isteğinde elbette BM’de veto yetkisi olan Güvenlik Konseyi üyeliğine gelmek de var. Almanya, Japonya, Güney Afrika ve Brezilya zaman zaman veto yetkisi olan ülke sayısının artırılmasını istiyor ve BM’nin gündeminde olan bu konuda süper güçler henüz bir karar verebilmiş değil. Türkiye’nin geçici ve veto yetkisi olmayan üyelik için bile bütün ülkelere rüşvet dağıttığı dikkate alındığında, Brezilya’nın atom bombası sahibi olmak istemesi anlaşılır bir şey. Çünkü veto yetkisi olan bütün ülkeler atom bombası sahibi. Ancak her atom bombası sahibi ülke de elbette veto yetkisine sahip değil. 

Bir de unutmadan söylemek lazım: Brezilya bütün savaş uçaklarını yeniliyor.