Sözcüklerin yoldaşları: İsyanın edebiyatı için

|

Sözcüklerin yoldaşları: İsyanın edebiyatı için A Sözcüklerin yoldaşları: İsyanın edebiyatı için

GREG RUGGİERO *

1994 kışının son zamanlarıydı. Çağrı cihazıma esrarengiz bir sesli mesaj geldi. Telefondaki kadın, Meksika aksanını andıran İngilizcesiyle şunları söylüyordu: “The compañeros (Ç.N.: İspanyolca yoldaşlar) sizi arayıp, mücadelemizin anlatıldığı kitapçığı hazırladığınız için teşekkür etmemi istediler.” Compañeros… Bu kelimeyi ilk defa duyuyordum ve belki de, anlamını bu konuşmadan yıllar önce biliyor olmam gerekirdi.

Bu olaydan birkaç hafta öncesinde, günün New York Times gazetesini aldım ve yerimden kıpırdayamadan manşetteki haberi okumaya başladım. Tarih, 3 Ocak 1994’tü. Meksika, Chiapas’ta bir yerli ayaklanması başlamıştı. Haber, iyi organize olmuş Meksikalı isyancıların, sürpriz bir taarruz ile bölgedeki birçok kenti ele geçirdiğini anlatıyordu. Fotoğraflar, ellerinde sopalardan başka bir silah bulunmayan yerlileri gösteriyordu. Neredeyse kelimelere gerek kalmadan, fotoğraftaki yüzler şunları söylüyordu: “Estamos aqui. No queremos morir, ya no! Somos ustedes. Ustedes son nosotros. Ven, compañero. Ven, compañera. Levantanse!” - “Biz buradayız. Ölmek istemiyoruz. Biz, siziz. Siz de, biz. Hadi, gelin, tüm kadın ve erkekler. Gelin yoldaşlar. Ayaklanın!”

Günden güne, ayaklanma medyada daha çok yer bulmaya başladı; ayaklanma sözcülerinin ve yerli halkın demeçleri olayı daha da görünür kılıyordu. Yerlilerin dillerinden dökülen cümleler; Pablo Neruda, Gabriel Garcia Marquez, Mario Benedetti ya da Walt Whitman okuyormuş hissi yaratıyordu. Unutamayacağınız, sizi esir alan, çağıran, davetkâr ve sanki çok önceden tanıyıp sevdiğiniz birisiymiş hissi yaratan cümleler…
Ardından; Barbara Pillsbury adlı genç kadın, isyancıların yazdıklarını İngilizceye çevirerek internet üzerinden yayınlamaya başladı. Bu sayede yerli halkın görüşleri; kendi seslerinden, kendi kelimelerinden satırlara döküldü. İsyanın çığlıkları, iade-i itibar talepleri, adalet, özgürlük ve demokrasi hayalleri adeta; Mayaların halen hüküm sürdüğü dağlardan dünyanın geri kalanına çığ gibi aktı.

İSYAN HEM YEREL, HEM EVRENSEL
İsyancıların bir bildirisinde şu sözler vardı: “İşte yine buradayız biz, kainatın ölü bedenleri; bir kez daha ölüyoruz, ama bu kez yaşamak için”. Bu yalın ve kalpten gelen anlatım bize, 500 yıllık yerli direnişinin yalnız Meksika’nın tarihini oluşturduğunu değil, insanlığın evrensel bir savunusunu yaptığını da anlatıyor. Bir aktivist olarak, bu cümlelerin her kelimesinin bana ilham verdiğini söylemeliyim. Zaten bu sayede, 1994 Şubat ayında ben ve bir arkadaşım Zapatistalar’ın bildirilerini kitapçıklar halinde yayınlamaya başladık. Çok geçmeden de bahsettiğim çağrı telefonuma geldi. Ancak, Chiapas’a gidip direnişçi halkın birlik, şeref ve özgürlük mücadelesini yerinde görüşüm, yerlilerin seslerine kulak verişim 1999 Ağustos’unu buldu.

Orada kaldığım süre zarfında, Zapatista edebiyatını da inceleme fırsatı buldum. Harekete destek arttıkça, aynı benim gibi yeni çevirmenler de, bazı kelimeleri özellikle İspanyolca orijinalinde tutarak çevirmeye başladılar. Bunlardan en yaygın olanı da tabii ki compañero/a idi. Örneğin, mücadeledeki arkadaşlarına teşekkürle başlayan birçok Zapatista mektup ve sunumlarında şu ifadeler yer buluyordu: “Brothers and sisters, compañeros y compañeras…”(Kardeşlerim ve yoldaşlarım). Chiapas’ta Zapatistalar, birbirlerine ya da direnişle bağı bulunan kişilere, compañero ya da kısaca compa diye seslenirler. Ya da yanına ilk gittiğimde, siyasi mahkum Javier Eliorriaga’nın da bana seslendiği gibi “compita” sözcüğünü de duyabilirsiniz.

Zaman, hafıza ve efsaneler Zapatista toplumunda tamamen farklı algılanır. Mücadeleye olan bağlılıkları; geçmiş, gelecek ve bugüne eşit mesafede durur; onlara mücadeleyi unutturacak her durumdan ise aynı derecede uzakta yer alır. “Başka silahlarımız da var” der bir Zapatista mektubu: “Mesela, sözcüklerin silahına sahibiz. Kültürümüzün, varoluşumuzun silahlarına sahibiz. Dağların; bizimle savaşan eski dostların ve yoldaşların silahlarına… Yolları, kuytuları, vadileri, ağaçları, yağmuru, güneşi, ayı ve şafağıyla savaşan eski dostların silahlarına…”

Paolo Freire, dilin hiçbir zaman tek anlamlı olamayacağını söyler. Alfred Korzybski de sözcükler haritalar gibidir ama asla haritadaki yurt ile sınırlı değillerdir, der. Direnişin söyleminde mücadele; hayal, inanç ve özlemle ortaya çıkan bir geleneğin yansıması olarak ortaya çıkar. Zapatista edebiyatının dehasını da, bu geleneğe ve umutlu geleceğe olan inanç ortaya çıkarır. “Hayallerimizde başka bir dünya gördük; dürüst, şimdi yaşadığımızdan çok daha adil bir dünya… Orada silahlara yer yoktu; barış, adalet ve özgürlük o kadar yaygındı ki, hakkında konuşanlar onları, hiç duymadıkları kelimeler gibi değil; ekmek,su, kuşlar ve gökyüzünden bahseder gibi söylüyorlardı.”

DİRENİŞİN MİHENK TAŞI COMPANERO
Şeref, demokrasi, adalet, mücadele, özgürlük ve hayaller belki Zapatista düşün dünyasının en belirgin sözcükleriydi ama “compañero”, direnişin mihenk taşı gibi, tüm bunları tek bir kelimede birleştirecek kadar güçlüydü. La Realidad bölgesinden iki Zapatista kadını olan Araceli ve Maribel’in direnişçiler hakkındaki cümleleri her şeyi çok iyi anlatıyor: “Bizi defalarca kez ziyaret ettikten sonra, direnişi bize anlatmaya başladılar: Ne uğruna savaşıyorlar… Kime karşı savaşıyorlar... Halk olarak birbirimize saygımızı ifade etmek için kullanabileceğimiz compañero kelimesinden bahsettiler. Kısaca, özgürlüğümüz için birlikte mücadele edeceğimiz anlamına geliyordu.” [1]

Anlamı yöreden yöreye değişse de compañero; sohbetlerde, şarkılarda, kitaplarda; kısaca direnişin İspanyolcasında hep aynı anlama gelir. Corazon del Tiempo filmindeki diyaloglarda, Jorge Casteñada’nın yazdığı Che Guevara biyografisinin tek kelimelik isminde ve Arjentinli yazar Juan Gelman’ın şu dizelerinde:
Savaşmaya yeniden mi başlamalı?
Yeniden mi?
Bırakın bir daha başlayalım
Dünyanın felaketine karşı, yeniden…
Yoldaşların (compañeros) bitmemiş mücadelesine
Ve anılarda kalan ateşi yakmaya
Yeniden mi? Yeniden mi?
Yeniden…
Sanatta olduğu gibi yaşamda da compañeros; dili, yurdunda daha iyi yaşamak için aşkla kullanan insanların benliğini taşır.
• • •
Bu satırların yazıldığı vakte kadar devlet güçleri, Occupy Hareketi’nin örgütlediği eylemlerde 7 bin 719 kişiyi tutukladı. Ben de 1 Ekim 2012 günü Brooklyn Köprüsü’nde tutuklanan 700 kişiden biriydim.[2] Geceyi 115 göstericiyle birlikte geçirmek gerçekten çarpıcı ve bir o kadar da umut vericiydi. İlk mahkeme tecrübemde de cezaevine girdiğim günden beri görmediğim bir çok arkadaşımla birlikte savunma yaptık. Mahkeme sırasında, cezaevine girdikten sonra hazırladığım broşürler elden ele dolaştı, genç aktivistlerle yaklaşan eylemler hakkında sohbet ettim. Birkaç blok ötedeyse Zuccotti Parkı tüm canlılığıyla duruyordu. Hakim adımı söylediğinde, olduğum yerde doğruldum, tahta kapıdan geçerek kürsünün önüne oturdum. Mahkemenin, davanın gözden geçirilmesi için öne sürdüğü erteleme seçeneğini reddederek hakkımızdaki tüm suçlamalara o anda cevap vermeye başladım. Savunmamı bitirip yerime yürürken, hareketten Latin bir kadın kürsüye çağırıldı. Bir an için göz göze geldik ve aramızdaki tahta kapının çevresinde öylece kaldık.
Önce benim yerime geçmem gerekiyordu ama ben “Önden buyurun, compañera” diyerek onun kapıdan girmesini sağladım. “Teşekkürler, compañero”, diyerek cevap verdi.
Birbirimize yeniden baktık ama bu sefer tamamen farklı gözlerle. Salondaki diğerleriyle aramızdaki bağın çok ötesinde, yalnızca tek kelimeyle, daha derin bir iletişim sağlayabildik. Birbirimize compañeros diyerek birlikte verdiğimiz mücadeleyi; yalnızca bir davanın, bir mekanın ve zamanın ya da bir insanın ötesine taşıdı. Tüm dünya, hakkında konuşmamız ve eşsiz güzelliğinden bahsetmemiz için bizi bekliyor gibiydi.
• • •
“Her söz bir eylemdir” der Ludwig Wittgenstein. Olasılığı bölüp yok edebileceklerini ya da gerçeklikle bağlayabileceklerini söyler. Bu sayede hakimiyet ilişkilerini ortaya çıkarma ya da bu ilişkileri alaşağı etme becerilerinin olduğundan bahseder. Dolayısıyla, başka mücadelelerden kelimeler öğrenmek ve yenilerini yaratmak, direnişin ve özgürleşmenin edebiyatını ortaya çıkarmaya ve böylece mücadele tarihini evrenselliğe taşımaya yarar. Zapatistaların da ünlü sözlerinden birinde “İçimizde sürüp giden yürüyüşe biçimini veren sözcüklerin ta kendisidir” der ve devam eder: “Sözcükler, köprülerin öte yanına ulaşmanın yolu; suskunluk ise, iktidarın bize sunduğu acı yüklü bir hakaretken konuşmak bu acıyı dindirir. Çünkü iktidar kendi sözcüklerini, bizi bir sessizlik imparatorluğuna gömmek için kullanır. Biz ise sözcükleri yeniden dirilmek için kullanırız”.
Bir diriliş yaratmak, tek seferlik reformların peşinde koşarak değil, iktidarı otoritenin elinden; insanların, halkın eline vermenin yollarını arayarak mümkün olur. O vakit mücadelenin edebiyatını oluşturmak da; iktidarın sunduğu dilin sınırlarında seçimler yaparak değil, aynı Frederick Douglass’ın yaptığı gibi, edebiyatı mücadelenin tarihinden çıkararak ve onu ileriye götürmek için kullanarak mümkün kılınabilir.
• • •
Şu sıralar kamu yararının bertaraf edildiği sistemlerin ortaya çıkardığı öfkeyi, isyanı ve demokratik hareketleri birebir yaşadığımız bir dönemdeyiz. Bu yüzden, direnişin okunurluğunu artırmak, hem sermaye kontrolündeki toplum yapılarında kırılmalar yaratabilmeyi hem de geçmişte; yerlilerin, kadınların, yaşanılabilir bir çevre için savaşanların, tenlerinin rengi nedeniyle baskılananların yarattığı direniş geleneğini yaşatabilmeyi olanaklı kılar.
Rául Zibechi’nin anlattığı gibi, “Sistemle, iktidarın sınırlarının dışından müdahaleler olmadan mücadele edemeyiz”. Occupy Hareketi’nin 2 yıldır yüz yüze geldiği düzenli şiddete; 7 bin 719 tutuklamaya, fişlemelere, iş merkezleri ve meydanlardaki polis varlığına ancak bir direniş dili kurarak, onu dünyamızı anlatmak ve adaletsizliklerini gösterebilmek için kullanarak karşı koyabiliriz. Biz de Zapatistalar gibi “tamam olmadığının farkında olan, yarım kalmış bedenler” isek, ancak direniş kültürünün üzerinde birbirimizi tamamlayarak var olabiliriz.
Sözcüklerimizin silahıyla insanlığa ulaşmayı amaç edindik. Biz bunu yaparken, baskılar da açtığımız her kapıyı kapatmaya devam etti. Kapıların her kapanışı aslında bize; insanlığa yeni yollardan ulaşmanın, itaatsizliğin içinde birbirimizi aramanın, direnişin hikayelerini yazmanın ya da en sade biçimde, yoldaşlara (compañeros) ulaşmanın yolunu gösterdi.

*: Greg Ruggiero bir yayıncı, editör ve hayalleri olan bir aktivisttir. “Microradio and Democracy: [Low] Power to the People” isimli kitabın yazarıdır ve “Our Weapon and The Speed of Dreams” isimli kitabın da aralarında bulunduğu, Zapatistalarla ilgili birçok yazının editör kadrosunda yer almıştır. Şu sıralar direnişçi halkla, “Radio Zapatista: The Songs, Lyrics and Stories of a Rebel Radio Network” isimli bir resim ve müzik projesinde çalışmaktadır.

[1] Hilary Klein’in yeni çıkacak kitabı Compañeras’tan alıntı
[2] Mahkemem 2 Nisan 2013’ ertelenmiştir.


BirGün için çeviren: Özgür Fırat Yumuşak