Siyasal İslam için sonun başlangıcı

|

Siyasal İslam için sonun başlangıcı A Siyasal İslam için sonun başlangıcı

Söyleşi: Feride Tekeli

Mısırlı Marksist iktisatçı Samir Amin ile gidişata dair konuştuk. Mısır'ın ve Ortadoğu'nun durumuna ilişkin sorularımızı yanıtlayan Amin, bölgedeki son gelişmeleri de yorumladı.  

Söyleşimize Mısır hakkında konuşarak başlayalım. Şu anda ülkede son durum ne?

Samir Amin: Mısır’da yaşananları anlamak aslında son derece kolay, gerçekler olduğu gibi ortada. Halkın çok büyük bir kısmı bir yıl gibi kısa bir süre içinde İslamcı Müslüman Kardeşler’den ve Mursi’den bezdi. Bildiğiniz üzere, iktidar bir yıldır Mübarek döneminin siyasi ve ekonomik icraatlarını sürdürerek ülkeyi felakete sürüklüyordu. Hatta halkın geniş kesimleri için bu yönetim eskisinden bile daha kötü sonuçlar doğurdu. Müslüman Kardeşler’in yaptığı yolsuzluklar inanılmaz boyutlarda. Demokrasiyle uzaktan yakından alakası olmayan yöntemler kullanarak ülkede ne var ne yoksa zimmetlerine geçiriyorlar. Mursi sadece Müslüman Kardeşler’den oluşan kadrosuyla ülkenin başına geçti ve kimsenin sözüne kulak vermedi. Mursi devletin bütün kademelerine kendi adamlarını yerleştirdi. Teknokrat kadroları bile sadece Müslüman Kardeşler mensuplarından oluşuyordu.

Halk bu duruma isyan etti. Bunun en önemli göstergesi Tamarod’un başlattığı, Mursi’nin istifasını talep eden kampanyaya yirmi iki milyondan fazla kişinin imza atmasıdır. Bu noktaya kadar yaşananlar su götürmez. Öte yandan ordunun yönetime el koyması, öncekilerden farklı olarak bu sefer, darbe olarak adlandırılamaz; çünkü ordu sadece halkın isteğini yerine getirdi. Amaç sadece Mursi’yi devre dışı bırakmaktır. Elbette mesele bununla bitmiyor. Ordunun eskiden olduğu gibi iktidarı eline alma ve önceki icraatlarını sürdürme riski var. Fakat ordu şimdiye kadar Tamarod kampanyasının söylemlerinin dışına çıkmadı, kendi reyiyle hareket etmedi.

İkinci soru tam olarak bu konuyla ilgili. Ordunun yönetime el koyması Mısır halkının özgürlük mücadelesi önünde bir engel teşkil etmez mi?

Samir Amin: Elbette böyle bir tehlike mevcut. Ancak, bugün elli yıl öncesinden farklı bir durum var: güçler dengeli dağılmış durumda. Halk, hala çok sağlam olmasa da, örgütlendi. Halkın bilinç seviyesi çok yükseldi. Bu nedenle ordu eskiden yaptığı gibi yönetime el koyamaz, diktatörlüğünü ilan edemez. Artık hiçbir şey o kadar kolay değil. Güç dengesi buna müsaade etmez. Ordu yönetiminin son otuz yılda oldukça yozlaştığına kuşku yok. Sedat ve Mübarek dönemlerinde başlayan yozlaşma Mursi döneminde devam etti. Bu süreçte özellikle CIA ve ABD önemli rol oynadı. Ordudaki yozlaşmayı hızlandırmak amacıyla ordunun yönetici kesiminin komprador burjuvazi sınıfına dâhil olmasına önayak oldular.

Bugün ise yönetim kademesinin sadece askerlerden oluşmadığının bilincine varmak gerekiyor. Pek çok başka kesimden insan farklı yönetim kademelerinde bulunuyor. İktidarın ve yozlaşmanın sadece orduya ait bir kavrammış gibi sunulması doğru değil. Milliyetçilerin bugünkü durumu ordudan çok farklı değil. Mübarek ve Müslüman Kardeşler ile birlikte Mursi ülkeyi büyük bir siyasi-toplumsal felakete sürüklüyordu. Bunlar tamamen Batı ülkelerinin, İsrail’in ve ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket ediyordu. Bu gerçeği unutmamak gerekiyor. Ordunun bugün eskiden kalma yönetici kadrolarına dikkat etmesi şart; çünkü onlar eski zihniyetlerini sürdürüyor. Diğer tarafta ise başka bir gerçek var: Meydanları dolduran halka hiç kimse, hiçbir ordu mensubu kendilerini desteklemesini söylememişti ama insanlar askeri helikopterler uçarken “sizinleyiz, sizin tarafınızdayız” diye bağırıyordu. Halkın tutumunu yok sayamayız, onları dikkate almak zorundayız.

Mısır ve Türkiye gibi ülkelerde ılımlı İslamcı iktidarlara karşı kitlesel eylemler yapılıyor. Süreci Siyasal İslam’ın çöküşü olarak okuyabilir miyiz?

Samir Amin: Yaşananların Siyasal İslam’ın çöküşü olduğunu söyleyemeyiz. Fakat bu sonun başlangıcıdır. On sene öncesinde, insanlar neoliberalizme karşı başka çare göremedikleri için, umutsuzluktan “kurtuluş İslam’da olabilir mi?” diye düşünmeye başlamıştı. Fakat Mısır’da, Suriye’de, Endonezya’da yaşananlar bunun çözüm olamayacağını gayet iyi ortaya koyuyor. Aynı şekilde Müslüman Kardeşler’in icraatları da önemli birer örnek oldu. Siz benden daha iyi bilirsiniz de, gördüğüm kadarıyla Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu.

Türkiye demişken... Türkiye’deki direniş hareketleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiyeli eylemcilere ne söylemek istersiniz?

Samir Amin: Türkiye’de yaşananları modernleşme, demokratikleşme yolunda önemli, uzun soluklu bir mücadele olarak görüyorum. Bildiğim kadarıyla sizdeki mücadelede de çok farklı kesimler bir araya geldi. Bütünlüklü olarak bakıldığında olumlu-ilerici eylemler oldukları anlaşılıyor. Direnişinizi destekliyorum.

Önümüzdeki dönemin nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz? Ortaya çıkan yeni direniş hareketlerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Samir Amin: Mısır’ın önümüzdeki dönemine dair konuşacak olursak: Bir an önce seçim yapılmasını isteyenler var. Ben onlarla aynı fikirde değilim. Halkın örgütlenmesi, örgütlü yapılarını güçlendirmesi için zamana ihtiyaç var. İnsanlara bu fırsat tanınmalı, örgütlenme özgürlüklerini kullanmaları için gerekli koşullar sağlanmalı. Seçimlere girmeden önce örgütlülüğümüzü güçlendirmek zorundayız.


*Söyleşinin tamamı BirGün Kitap bünyesinden çıkan, Redaksiyon Dergisi'nin 3'üncü sayısında okuyabilirsiniz