Tehlike 'beğen' (2)

|

Tehlike A Tehlike

Facebook ve benzeri paylaşım ağlarındaki “Beğen” gibi paylaşma düğmelerinden hareketle bireylerin İnternet üzerindeki hareketlerinin ve alışkanlıklarının izlenmesi konusunu incelemeye başlamıştık.

Bilindiği gibi Google ve pek çok site gibi Facebook da ilk bakışta “parasız” hizmet veriyorlar. Bu yeni tekellerin gelirlerinin büyük kısmı kullanıcılara sunulan reklamlardan kaynaklanıyor. “Çaylar şirketten” olarak tanımlayabileceğimiz bu model önce geleneksel televizyon ve radyo yayıncılığıyla başlar. Neo-klasik anaakım yaklaşımlar yayın yapma ve yayın alma teknolojilerinin gereği olarak izleyicilerin bu yayınlara paralı olarak ulaşmasının söz konusu olamayacağını çünkü anten takan ve alıcıyı satın alan kimsenin içerikten teknik olarak dışlanamayacağını söylerler.

***
Böyle mallara kamu malı diyen anaakım yaklaşım piyasanın işlemediği başka bir deyişle piyasa tökezlemesinin olduğu bir alanda, gelirin, tüketimin kontrolünü amaçlayan reklam içeriklerinden sağlanmasının doğru olduğunu savunur. Eleştirel ekonomi-politik yaklaşımlarsa, tarihsel bir çözümlemeyle, teknolojinin aslında yoktan varolmadığını, teknolojinin toplumsal güçlerle oluşturulması sonucu söz konusu durumun ortaya çıktığını savunurlar. Bu toplumsal güçler arasında ürünlerinin tüketilmesini sağlamaya çalışan reklamverenler ve her türlü iletişim ortamını bir reklam ortamı olarak oluşturmaya çalışan reklam firmaları vardır.

İnternet ve benzeri yeni iletişim teknolojilerinin çıkışıyla, yukarıda özetlediğimiz yaklaşımın geçerli olmayacağı, izleme başına ödeme veya içerik başına ödeme tekniğinin artık mümkün olduğunu dolayısıyla internet üzerinden yapılan yayınların artık piyasa tökezlemesine yol açmayacağı beklentisine sahiplerdi. Giderek, iletişim alanında radyo ve televizyon yayınlarındaki bu piyasa tökezlemesini gidermeyi hedefleyen düzenlemelere ve kamu hizmeti yayıncılığına gerek olmadığı ileri sürülüyordu.

Zaman tersine göstermişe benziyor. Örneğin Google firmasının 2009 yılı geliri yaklaşık 24 Milyar ABD Dolar’ıydı ve bunun büyük bölümü arama motoru sonuçları ve Gmail sisteminde görülmek üzere sattığı ağ reklamlarından kaynaklanıyordu. Google firmasının ardından gelen Yahoo ve AOL ABD’deki ağ reklamlarının yüzde 40’ını elde ederken geri kalan payın büyük bölümü Google tarafından elde ediliyordu.

***
Bununla birlikte Google sisteminin reklamverenler açısından bazı eksiklikleri vardı. Sistem daha çok anahtar kelime üzerine kuruluydu. Başka bir deyişle yapılan aramalardaki anahtar kelimelere bakarak reklamların yerleştirilmesi gerçekleştiriliyordu. Reklamverenlerse bunun İnternet teknolojileri açısından bakıldığınca yeterince etkili olmadığını düşünüyordu. Onların gereksinimi çok daha özgün kişisel bilgi odaklıydı. Bireyin boş zaman alışkanlıkları, gelir düzeyi, kronik hastalıkları, aile dostları gibi bilgiler gerekiyordu onlara.

Google gelecek planlarını oluşturmak üzere firma içinde yaptığı beyin fırtınalarında, enformasyon ekonomisinin amiral gemisi olarak kalmak için yollar arıyordu. Firma içi gizli bilgi olarak yapılan beyin fırtınaları gazetecilerce ortaya çıkarıldı. Bu beyin fırtınalarında, gelecekte de bir numara olmak için Google firmasının değerlendirdiği seçeneklerden birisi de dünyanın en büyük bireyler hakkında özel bilgileri içeren veritabanının oluşturulması olduğu ileri sürülüyor.

***
Bu açıdan bakıldığında Google benzersiz bir konumda çünkü aramaların büyük bölümü bu arama makinesi tarafından yapılıyor. Bireylerin İnternet’teki gezinme alışkanlıkları yoluyla devasa bir veri tabanı oluşturma ve bunu üçüncü taraflara satma işinin olağanüstü paralar getireceği ve başka bir rakibin de ortaya çıkmayacağı düşünülebilir. Google firması bu yayınlara ilişkin olarak örgüt içinde yapılan bir çalışma olduğunu, üst yönetime sunulmuş bir belge olmadığını söylüyor. Bu durumla, “Beğen” tehlikesi arasındaki ilişki reklam sektörünün işlemesiyle kuruluyor. Devamı haftaya...