Çooook çalışmak lazım, çoooook!

|

Çooook çalışmak lazım, çoooook! A Çooook çalışmak lazım, çoooook!

Seçim sonuçlarını sol adına değerlendirenlerin çıkarması gereken tek ders bu.

Hiç bir seçim sonucunu halkın geriliği ile, bidon kafası ya da kaşınan göbeği ile açıklamadım. Kitlelerin bir rasyoneli var ve seçim sonuçları her zaman o rasyonele göre şekilleniyor. O rasyonelin bizim rasyonelimizle örtüşmemesi, “rasyonel” olmaması anlamına gelmiyor.

Verileri detaylı bir şekilde irdeleyip sosyolojik sonuçlar çıkarmak için henüz erken. Yarından itibaren bu işe girişecek sosyal bilimciler olacaktır. Bakalım, o irdelemeler bize ne söyleyecek?

Tartışmasız olan şu ki, sonuçlar AKP ve Erdoğan açısından muazzam bir başarı. Üçüncü dönem ve her dönemde desteğini artırarak seçim kazanmış bir başka parti ve lider yok Türkiye’de.

Bu başarının ilk aşamada akla gelen üç sırrı var. AKP’nin teknolojiyi de iyi kullanan, tüm yurda yayılmış ve en önemlisi bir adanmışlıkla çalışan “teşkilat”ı. Bizim “örgüt”, sağ çevrelerin “teşkilat” dediği yapıların ne denli önemli olduğunun bir başka kanıtı bu seçim sonucu.

Öte yandan, sürekli işaret ettiğimiz yoksulluk, AKP açısından pek de bir dezavantaj değil. AKP, torba-çuval dağıtımı olarak nitelenen yöntemleri kurumlaştırdı. Bu yardımlarla yaşayan bir yoksul kesim var. Yoksulluk bu kesinler için AKP sayesinde sürdürülebilir hale geldi. “Sürdürülebilir yoksulluk” AKP’ye desteğin de sürmesi demek.

CHP “aile sigortası” ile bu kesimlere dokunmaya çalıştı. Ancak, torbalar-çuvallar, kömürler-makarnalar yoksullar açısından “eldeki kuş” iken, “aile sigortası” “daldaki kuş” olarak görüldü. Daldaki kuş için eldeki kuşu bırakmak hiç de rasyonel bir davranış değil.

CHP’nin AKP karşısındaki en önemli dezavantajının “örgütsüzlüğü” olduğunu da not etmek gerek. AKP’nin, Tayyip Erdoğan’la birlikte çalışan, muazzam bir teşkilatı varken, Kılıçdaroğlu neredeyse tek başına koşuşturan bir liderdi.

Bu olumsuzluğa, örgütler ve genel merkez düzeyinde farklı söylemlerle yaratılan kafa karışıklığını ve bunu pekiştiren sağcı adaylarla bezeli aday listesini de eklemek gerek.

CHP parantezini kapatıp AKP başarısının üçüncü sırrına dönersek, AKP’nin kendi zenginleri ile birlikte kendi orta sınıfını da yarattığını söylemek gerek. Orta sınıf desteği seçim başarıları için önemli. AKP böyle bir kesimin “aktif desteğine” sahip.

Bir yandan dünyanın en pahalı petrolünü kullanan bir orta sınıf var, ve bundan kaynaklanan bir mırıldanma, ama öte yandan da bu kesimler henüz arabalarını kilitleyip evlerinin önüne bırakmış değiller. Binip gidiyorlar hala! Tekerler döndüğü sürece de, AKP’ye yüz çevirmeyecekler.

Sonuçlara “balkondan” bakıp, balkon konuşmasının “kucaklayıcılığı” ile rahatlayanlar eski balkon konuşmalarını anımsamalı.Yapılanlar yapılacakların garantisiyse, geçmişte balkonda söylenenlerin tersinin yapıldığı unutulmamalı.       

Bu yüzde 50’lik destek, AKP’nin totaliter eğilimi daha da güçlendirebilecektir ve buna karşı dik durmak da muhalif çevrelerin önündeki en önemli, çetin görev.

Meclis’de Blok adaylarının güçlü bir şekilde yer alacak olmaları, Ertuğrul Kürkçü ve Sırı Süreyya Önder gibi eski Dev-Genç’lilerin ve EMEP Başkanı Levent Tüzel’in de Meclis’de olması sosyalistler için sevindirici gelişmeler.

Ancak, “çooook çalışmalıyız, çoook” diye haykırması gerekenlerin başında sosyalistler geliyor.

Kapitalizmin ve onun vahşi neo-liberal politikalarının insanlarımızı nelere layık gördüğü ortada. Buna karşı örgütlü ve sabırlı bir mücadeleyle sonunda kitlelerin rasyoneline denk gelen bir noktaya mutlaka gelinecektir.

Sorun o mücadelenin nasıl yürütüleceğinde. Bu köşede yıllardır “soldan başarı öyküleri” yaratmanın önemini vurgular dururum. Enerjiyi belli noktalarda odaklayıp somut başarılar yaratmak sosyalistleri görünür kılacak en gerçekçi yol gibi görünüyor bana. BirGün’ü başarı öyküsüne dönüştürmenin çok daha önem kazandığı günler var önümüzde.
 
Akşam’ın “TURUNCU DEVRİM” manşeti, onun meramı dışında anlamlıydı. Turuncu Devrim’lerin sonu ve ömrü ortada. Hem başka renkleri de var devrimin!