Bütün yollar...

|

Bütün yollar... A Bütün yollar...

Türkiye’nin uzun yıllar içten içe değişimi, son bir ayda hızla üzeri kazınarak görünür hale geldi. Kafası ile kabası aynı yerde duranlar ise ol eşyanın tabiatı gereği değişime karşı durmakta. Balkondan “ Ben artık değiştim” dediğinde de zaten biz inanmamıştık. Biz bu değiştim laflarının, “Kabilemizde yamyam kalmadı, son yamyamı dün yedik” söylemine denk düştüğünü defalarca söylemiş idik. Nitekim dediğimiz çıktı ve “ Bu Erdoğan değişmez” beyanı ile nokta konmuş oldu. Aslında doğada var olan her şey gibi insanlarda değişir.

“ Derisini değiştirmeyen yılan ölür” sözü boşa söylenmemiştir. Değişmeyen yaşamıyor demektir, yada yaşayan bir ölüdür, kısaca; zombi..

Zat-ı muhteremin değişmem dediği; bir görevim, bir misyonum var ve bu uğurda yola devam anlamındadır aslında. Nedir bu görev ve misyon?

1.  Küresel piyasalara entegrasyonu tesis etmek, kapitalizmin önünü açıp, yoksul halk kitlelerini kapitalizme paspas etmek.

2.  Emperyalizme taşeronluk edip, yağmadan bir parça nasiplenmek ve payitahtını ayakta tutmak.

İşte bu uğurda her şey mubahtır. Zapturapt kelimesi boşa kullanılmamaktadır. Ezmek, yok etmek, kıymak, yağmacının sıradan edimleridir. Öte yandan gerçekleri ters yüz etmek becerisi de son derece gelişmiştir. Bunlarda apaşın;” Bende , içki, sigara, kumar, karı-kız ayağı yoktur, yanız bir kusurum varsa o da yalan söylerim” dobralığı hiç yoktur.

Peki bu zombiler böyle de hala bunlardan demokrasi bekleyen liberallere ne demeli. Bilmezler mi ki iktidar koltuğunda uzun oturan geride ne insan haklarından ne de demokrasiden iz bırakmaz. Bıraktığı tek iz o koltuktaki kıç izinden başka bir şey değildir.

Nitekim çark işliyor, cümle alem hepimiz Gezi Parkı eylemlerine kitlenmişken AKP yola devam ediyor. Meclisten her yaz başlangıcında olduğu gibi içine cümle çıfıtları doldurduğu bir torba yasa daha geçirme çabasında. Bu torbada neler yok ki.. En önemlilerinden biri 6331 sayılı yasada değişiklik. Ne yapıyor bu değişiklikle? Çok kısaca belirtmek gerekirse, çalışma yaşamının iş kazaları ve meslek hastalıklarına yönelik iyileştirme sürecini öteleyerek kadük hale getirmeye çalışıyor. Daha dün Muğla’da ölen 7 işçiye yenilerinin eklenmesini önleme girişimlerini baltalıyor. Ne için? İşveren dünyasının üç beş kuruş karı için. Bir yandan faiz lobisine bak derken, öte yandan iş kazalarının % 77’sinin müsebbibi TESK, TİSK, TOBB, TUSKON’a yol açmak için.

İş kazaları ve meslek hastalıkları istatistiklerine bir bakın! Türkiye Dünya’da ve Avrupa’da ilk sıralarda.. Ölümlü iş kazaları her geçen yıl katlanarak büyümekte. 2007’den bu yana artış % 90’ları aşmış durumda. Bir de meslek hastalıkları var ki içler acısı.. İLO’ya göre çalışan her bin kişiden asgari 4’ünün ( azami 12) meslek hastalığına yakalandığı kabul edilmekte. Türkiye’deki 2011 yılı çalışan sayısı göz önüne alındığında bu rakam, 40.123 olmalı. Oysa tespit edilen meslek hastası sadece 697. Bu rakamın da 278’i sadece bir işyerinde, Kütahya gümüş işletmelerinde. Ankara’da 154, İstanbul’da ise 47 meslek hastalığı tespit edilmişken örneğin İzmit’te bu sayı sadece 2’dir. Yüzbinlerce çalışanın tonlarca kimyasallar içinde çalıştığı İzmit’te sadece iki kişi. 2010 yılına bir bakalım, İsveç’te 8953, Finlandiya’da 6250, Letonya’da 3471 ve Türkiye’de 433 kişide meslek hastalığı tespit edilmiş. Hal böyle iken kalkıp imaj mı diyorsunuz, güldürmeyin adamı.

Hükümet dahil işveren cenahı elbette bu emek-sermaye savaşında kendi siperlerini tahkim edecekler. Lakin işin emek cephesinde siper falan kalmamış gözüküyor. Çalışanlar cephesi tarumar. Makine, Maden ve Çevre Mühendisleri Odası gibi meslek örgütleri dışında işin asli unsurlarından hiç birinin sesi çıkmamakta. Haydi, HAK-İş, Memur-Sen, gibi işveren dünyasının dümen suyunda kürek çekenleri, TÜRK-İŞ gibi Kumlu ve ardılları ile yengeç sepetine tıkmaya çalıştığı güç birliği cephesinin harala gürelesini, Kamusen’in emekten öte her tarakta bezi olduğunu bir kenara bırakalım. Hak ve özgürlük mücadelesinde yüzünü özgürlük mücadelesine dönerken hak mücadelesini unutan DİSK ve KESK’i nereye koyacağız bu durumda. Söz konusu olan 10 milyon işçinin yaşam hakkıdır. Eğer bu gün bu konuda iki çift laf etmiyorsanız, Esenyurt yangını, Adana baraj kapağı patlaması, OSTİM patlaması, Elbistan maden göçüğü gibi iş kazaları davalarına bulunuyor olmanın bir anlamı kalmayacaktır. Zira her geçen gün bunlara bir Antep, bir Muğla eklenmektedir ve AKP’nin bu tavrıyla cinayetler bir birini kovalayacaktır. Ve binlerce çalışan işe bağlı kanser, kardiyovasküler sistem, solunum sistemi ve bulaşıcı hastalıklardan mustarip olup neden öldükleri bile bilinmeden bu dünyadan göçüp gideceklerdir.

Emek örgütlerine içeriden biri olarak samimi bir anımsatma; birilerinin kör barsağım kadar kör ve işlevsiz olduğunu biliyorum ve sizlerin de kör barsağım kadar kör olmadığınızı.. Yine biliyorum ki Gezi Parkı, barış süreci vs. çıkılacak çok yokuş var. Ve yine biliyorum ki bütün yollar da Roma’ya çıkmıyor.