Washington ayarı

|

Washington ayarı A Washington ayarı

Hükümeti her şart altında desteklemeyi misyon edinmiş medyaya bakılacak olursa Başbakan’ın ABD gezisi dış politikada yeni bir başarının tescili oldu. Gezinin izzet-ikram bölümleri köpürtülerek yansıdı gazete sayfalarına, ekranlara... Üniformalı denizcilerin teamüllere aykırı olduğu halde liderler ıslanmasın diye şemsiye tutmasından (Yeni Şafak haberi “Denizciler, Erdoğan için yönetmeliği deldiler” başlığı ile vermiş!) Kırmızı Oda’daki yemekte Başbakan’ın alışkanlıklarına uygun olarak bıçaklarının tabağın sol yanına koyulmasına kadar...

Daha ne fanteziler... Efendim, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ABD’li yetkililere Esad’ın kimyasal silah kullandığına dair istihbarat raporları sunmuş; Washington sakinleri de –raporları çok beğenmiş olmalılar ki- Fidan’a ortak istihbarat çalışması yapmayı teklif etmişler. Yahu, senin sınırından kamyon yüküyle bombalar vızır vızır geçiyor, devleti yönetenler istihbarat zaafiyetinden yakınıyor... ABD’ye Ortadoğu hakkında istihbarat vermeye kalkıyorsun. Gülerler insana.

Hükümeti parlatma çabasının bir komediye dönüşmesinin arkasındaki asıl saikleri, elbette biliyoruz. Her ne kadar malum medyada “Suriye sorununda iki ülkenin tam mutabakatından” söz edilse de işin hakikati, ABD yönetiminin Erdoğan’a ve onun Ortadoğu politikalarına ayar vermesi...

Sır değil; Erdoğan’ın Washington’a giderken asıl niyeti ABD yönetimini Suriye’ye daha etkin müdahaleye davet ve iknâ etmekti. Becerebildi mi? Hayır. Aksine, Obama Erdoğan’ı “iknâ” etti: Diplomatik çabalara devam.

ABD’nin öncelikli planı olan, Rusya ve Çin’in de dahil olduğu ikinci Cenevre Konferansı için Erdoğan yola çıkarken ne demişti? “İpe un sermek!” Görüşmeden sonra ne oldu? Erdoğan da “ipe un serdi”, konferansa “eyvallah” dedi.

Washington gezisi öncesi Başbakan’ın niyeti Mayıs’ta Gazze’yi ziyaret etmekti. Görüşme sonrası ne oldu? Gezi Haziran’da ve programa Ramallah da eklendi. Yani Türk dış politikasının Filistin’le ilişkisini Hamas üzerinden şekillendirmesine “dur” dediler.

* * *

Tablo bu. Peki bu tablodan bir “başarı hikayesi” çıkar mı? Çıkar. Greve çıkmış işçileri aşağılamayı... Sendikacıları hedef göstermeyi... Grev kırıcılığı bir erdem gibi sunmayı göze alacak kadar ahlak ve vicdan yoksunuysan... Beyaz Saray’da sana çekilen ayarı görmez, görüşmelerden “Washington’un fethi” menkıbeleri çıkarırsın, pekâlâ.

Gözlerden kaçırılmak istenen asıl hakikat, AKP iktidarının Türkiye’yi Suriye’de yaşanan iç savaşın açık bir tarafı haline getiren bölgede hegemonya oluşturma hayalinin Washington seyahati ile birlikte sona ermiş olmasıdır. Hem Ortadoğu’da Batı’nın çıkarları ve İsrail’in güvenliği esasına dayalı temel politikanın taşeronluğuna soyunup hem de bildiğini okumak gibi bir lüksün olamaz. Nitekim, dış basında geziye ilişkin yapılan neredeyse tüm yorumlarda hakim olan ortak kanaat, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın bir dönem parlayan yıldızının artık sönmeye yüz tuttuğu yolunda... Bizim “Ortadoğu fatihleri” bu saatten sonra pirincin taşını ayıklayabilirler mi bilinmez ama, ülkeyi sürükledikleri çıkmazın bedelini maalesef yine bu ülkenin insanlarının ödeyeceği aşikâr.

* * *

ABD gezisinin dış politika ağırlıklı gündeminin gölgesinde kalmış bir başka husus var ki, değinmeden geçmeyelim. Malum, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Washington’dan doğruca Pennsylvania’ya gitti ve Fethullah Gülen’i ziyaret etti. Arınç’ın sadece bu maksatla geziye iştirak ettiğini tahmin etmek zor değil. Başbakan Yardımcısı’nın Gülen’in ayağına kadar gitmesi, içerde yaşanan AKP-Cemaat geriliminin hükümet üzerinde yarattığı baskının ve endişenin boyutlarını anlamak bakımından önemli. Başkanlık sistemine ve barış sürecine karşı çıkan Cemaat’in (bu karşı çıkış başlı başına üzerinde düşünülmesi ve analiz edilmesi gereken, özellikle Cemaat’in hangi güçlerin politik tercihleriyle paralel davrandığını anlamak açısından ipucu verebilecek ciddi bir husus) bu ziyaretten ne kadar etkilendiğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ya da etkilenmediğini!