Erdoğan için yolun sonu

|

Erdoğan için yolun sonu A Erdoğan için yolun sonu

Son bir ay içinde Gezi direnişi üzerine çok şey yazıldı, çizildi, söylendi. Bir çoğu öğretici, ufuk açıcı değerlendirmelerdi. Şimdiden ciddi bir külliyatın oluştuğunu söyleyebiliriz. Sürecin muhtelif boyutlarıyla bir çok akademik çalışmaya konu olacağını kestirmek de zor değil. Yani hadisenin toplumsal, siyasal boyutları muazzam bir cesamet ve derinlik kazandı. Doğrusu bu konuda “analitik” bir değerlendirme yapmaktan çekinir oldum. Hele ki, Çu En Lay için anlatılan o meşhur anekdotu hatırladıkça... 1953 yılında Kore Savaşı’nın sona erdirilmesi için düzenlenen konferansa Çin Halk Cumhuriyeti dışişleri bakanı olarak katılan Çu En Lay’a sorarlar: “Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?” İster Çin’in kadim bilgelik geleneği deyin, ister uzun bir savaştan muzaffer çıkmış tecrübeli bir komutanının temkinli tavrı... Çu En Lay’ın cevabı büyük sosyal olaylara nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda bir ders gibidir: “Üzerine konuşmak için henüz çok erken.”

Ama üzerine konuşulması gereken önemli bir yönü var Gezi direnişinin: Mevcut iktidarın, daha doğrusu iktidarı neredeyse tek başına kendi kişiliğinde temsil eder hale gelen Başbakan Erdoğan’ın hâl-i pür melâli...

* * *

Önce biraz geriye gidelim, 29 Mayıs’a... Üçüncü köprünün temel atma törenindeki konuşmasını hatırlayın Başbakan’ın... Bütün bir ülkenin, otoritesine boyun eğdiğinden/eğeceğinden zerre kadar kuşku duymayan bir özgüvenle ve yüzünde o çok bildik müstehzi gülüşle, Gezi eylemcilerini kastederek ne demişti? “Ne yaparsanız yapın, biz kararımızı verdik, Gezi’ye topçu kışlasını yapacağız!”

Sonrası malum.

On yıllık iktidar saadetinin ardından, bir ay içinde neredeyse enkaza dönüşmüş bir Başbakan var artık. Sık sık öfke nöbetleri geçiren, miting meydanlarında kendisinin bile inanmadığı yalanları tekrar edip duran, iktidarını baki kılmak için halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı kışkırtmaktan geri durmayacak kadar gözü kararmış, yaşadığı büyük korkuyla çareyi devletin şiddet aygıtlarının arkasına saklanmakta bulan bir Başbakan...

Recep Tayyip Erdoğan’ın rüyası, aykırı tek bir sesin çıkmadığı, herkesin sorgusuz sualsiz kendisine biat ettiği, tek sesli bir medyanın sabah akşam alkış tuttuğu (ya da “bir avuç” muhalife iftira ederek itibarsızlaştırma kampanyası yürüttüğü), yargının bile onun istekleri doğrultusunda kararlar aldığı bir Türkiye idi. Başbakan’ın rüyası Taksim’in orta yerinde bitiverdi.

* * *

Başbakan’ın bugün içine düşmüş olduğu ruh halinin arkasındaki sebep, aslında yıllar önce sarfettiği kendi sözlerinde saklı: “Ben miting kalabalığından çok cadde ve sokaklara bakarım. Sokağın kendisine göre bir dili vardır. Eğer o dili okumayı biliyorsanız, gerçeği görürsünüz, kendinizi aldatmazsınız.” (Recep Tayyip Erdoğan / Bir Liderin Doğuşu, Hüseyin Besli-Ömer Özbay, sf.336)

Başbakan, “sokağın kendisine göre dilini” iyi okudu. O sebeple panikledi; birbiri ardı sıra yanlış hamleler yaptı, yapmaya devam ediyor. Bir çok AKP kurucu kadrosu da dahil olmak üzere, bütün iktidar bileşenlerinin, artık Recep Tayyip Erdoğan’la yola devam etmenin mümkün olmadığını farkettiklerini düşünmemiz için yeterince sebep var. Onlar da biliyor; sokağın tepkisinin bir kurum olarak AKP’den ziyade özellikle Başbakan’ın kişiliği üzerinde odaklandığını... Ve bunu iliklerine kadar hisseden Başbakan’ın artık “yönetemez” olduğunu...

Erdoğan, 10 yıllık iktidarı boyunca gerek politik gerek ekonomik düzeyde kendisine destek olan çevreleri de artık karşısına almış durumda. Bugüne kadar Erdoğan’ın arkasında duran uluslararası güçler, karşılaştığı ilk ciddi sorunda bütün kontrol melekelerini kaybeden bir siyasetçiyle yola devam edemeyeceklerini çok muhtemel ki anladılar.

Recep Tayyip Erdoğan giderek yalnızlaşıyor. Daha da yalnızlaşacak. Bugün, en hararetli iki destekçisinden birinin Melih Gökçek, diğerinin de Yiğit Bulut olması, Başbakan’ın içinde bulunduğu trajik durumun en anlamlı özeti olsa gerek.