Gezi Ruhu Hapsedilemez

|

Gezi Ruhu Hapsedilemez A Gezi Ruhu Hapsedilemez

Vali, kısa süreli de olsa polis işgaline son verdiği zaman, Gezi Parkı’ndaydım. Yazar bir dostumla çimlere uzanmış parkı ne kadar özlediğimizi konuşuyorduk. Başkaları da çimlere uzanmış kitap okuyor, sohbet ediyordu. İki genç kız, bir ağacın gövdesine sarılıp fotoğraf çektirdiler bir ara. Muhtemelen genç kızların o ağaçla bir hikâyeleri vardı, Gezi Parkı’ndaki ağaçlar için tutulan nöbette altında uyumuş olabilirlerdi. Belki yıllarca, hatta torunlarına bile Gezi Parkı’nı nasıl savunduklarını anlatacakları bir hikâyeleri… Herkesin artık bir hikâyesi var direniş günleriyle birlikte. Acı dolu olduğu kadar, umut dolu, sevinç dolu hikâyeler…

Eğer polis parkı yeniden işgal edip, gaz bombalarıyla, coplarıyla insanlara saldırmasaydı forumda konuşacağım şeyleri düşünüyordum çimlere uzanmış gökyüzüne uzanan ağaçların dallarını izlerken.

Sonra olanlar oldu. Yine güzel insanlara vurdular, yine güzel insanları gözaltına aldılar; sokaklar gaz bombalarının yaydığı buluta, endişeye, polis şiddetine terk edildi. Üzerimden gaz bombalarının kapsulleri geçerken, hiçbir şey düşünemiyordum artık. İçimde acıya bürünmüş bir endişe de olsa, umut hiç eksilmiyordu, aksine artıyordu yaşananlardan sonra. Yalan ve iftiralara dayalı karalama kampanyası, direnişçileri öldürmeye varan polis şiddeti, her tür hukuksuzluk, satırlı saldırganlar… Her şeye rağmen hayatı savunanların sağduyuyu kaybetmeyen kararlı duruşu karşısında umutlanmamak mümkün değil.

İçine Gezi Ruhu kaçmış herkesi tutuklayabilirler. Sık sık yaptıkları gibi kafamıza gaz fişeği ya da kurşun isabet ettirebilirler. Yalan ve iftiralarla besledikleri oyunlarla hepimizin canını okuyabilirler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, kaybettiler! Şöyle bir düşünün, Gezi Direnişi’nin yarattığı simgeleri, yapılan şarkıları... Çapulcu şarkılarının karşısına onlar, Hrant Dink’in katiline şarkı yapan adamın küfürlü şarkısıyla çıkabildi. Atılan karanfillere, onlar gaz bombası kapsulleriyle karşılık verdiler. Yaptığıyla söylediği bir olan dürüst insanların karşısına, tuzaklarla, yalanlarla çıktılar. Şu an Taksim Dayanışması üyeleri dahil pek çok kişi gözaltında olsa dahi, aslında kaybedenler onlar oldu. Çünkü Gezi Parkı’nda sıkışıp kaldı Hükümet; ne içeri girebiliyor, ne de dışarı çıkabiliyor. Dışarı çıkmak için denemediği şey kalmadı. Gezi Ruhu’nun onları hapseden meşruluk duvarını bir türlü yıkamıyorlar. Taksim Dayanışması’nı hedef alan sinsi kalemlerin gayretleri, ses kayıtlarını kesip biçerek yapılan haberler, meşruluk duvarında nefes almaları için küçük bir delik bile açamadı, açamıyor.

Gezi Ruhu’nun meşruluğunun en güzel örneklerinden biri de, polisin on binlerce insanı sokak sokak biber gazıyla, plastik mermilerle, gözaltılarla sindirmeye çalışırken, tüm o kargaşa sırasında bir grup direnişçinin Gezi Parkı’nın merdivenlerine oturup forum yapması oldu. Ertraflarını saran polisler de forumu dinliyorlardı ki, polislerden biri söz alıp kendilerinin de zor durumda olduğunu anlatan bir konuşma yaptı. Bir tarafta polis şiddetine direnen insanlar, diğer tarafta polisin de söz alıp konuşabildiği forumun devam ediyor oluşu, Hükümet’in ne yaparsa yapsın bu meşruluk kıskacından kurtulamayacağının en güzel ispatıydı.

Yüz binlerce insanın içine kaçan bu Gezi Ruhu öyle bir şey ki, içine kaçtığı insanı, çok hızlı bir biçimde eğlenceli, yaratıcı, duyarlı, sağduyulu birine dönüştürüyor. Özellikle bu sağduyulu olma hâli, inanılmaz. 8 Temmuz sabahı, Vali’nin Gezi Parkı’na gelişi beklenirken, parkın merdivenlerinde toplanan insanlar arasında bir de Başbakan’ı destekleyen ihtiyar bir adam vardı. İhtiyar adam, başka bir ihtiyarla küfürlü bir tartışmaya girip ortamı germişti ki, yirmilerinde bir genç kız kalabalığı yarıp iki ihtiyarın arasına girdi ve ikisini de sakin bir dille yatıştırdı, ardından Başbakan hayranı ihtiyar adamın koluna girerek saygılı bir biçimde kalabalığın dışına çıkardı. Bütün eylemler boyunca, sık sık bu tür sahnelere tanık olduğum için, çok şaşırmasam da, genç kızın soğukkanlılığı ve nezaketine hayran kaldım. Türkiye’nin geleceği tam da içine Gezi Ruhu kaçmış böyle gençlerle güzelleşecek.

Hükümet, İngiltere'deki muhafazakâr neoliberallerin yaşadığına benzer bir süreci yaşıyor bugün; kendisini karşısında tanımladığı kimlik ve siyaset değişince, kimliksizleşme sürecine girerek polis şiddetinden medet umar hâle geliyor. Başbakan’ın yaptığı konuşmalarda, Dayanışma’ya ya da direnişçilere değil de sürekli olarak CHP’ye seslenmesinin mantığı da burada gizli. Çünkü kendisini hep CHP’nin temsil ettiği değerlerin karşıtı olarak tarif etti bugüne kadar, Thatcher’ın kendisini sosyalizm ve sosyal demokrasi karşıtı olarak tarif ettiği gibi. Ama dünya değişiyor ve değişen bu dünyaya ayak uyduramadıkları için, kimlik sorunlarına borçlu oldukları varlıklarını, kimliksizleşerek yitiriyorlar. İşin ilginci, muhafazakâr neoliberaller hükümetlerin sonu da, tam da kendilerini koruyacaklarını düşündükleri polis şiddetiyle geliyor hep. En kötüsü, günlerce gazete ve televizyonlarda cami üzerinden yapılan kışkırtıcı yalan haberleri, birileri ciddiye alıp linç olaylarına kalkışması olurdu, ama olmadı. Çünkü halk, artık orada değil. Herkes, her şeyin farkında. Farkında değilmiş gibi davrananlar, Hükümet’ten menfaati olanlar ya da gerçekten de uygulamalarını yaşambiçimlerine uygun olarak benimsemiş olanlar. Yoksa herkes Gezi Parkı direnişinin ve taleplerinin meşruluğu konusunda hemfikir.

İşte bu yüzden, hayatı savunanlar gözaltına alınıp tutuklansa dahi, Gezi Ruhu hapsedilemez…